• Tüm Kategoriler

    • DİKKAT : Toplu Ürün Siparişleri için 0535 224 37 24 whatsapp tan bilgi alınız. Yayınevleri nin ZAM İHTİMALİ için tedarik sıkıntısı var.

      Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları
      Sürat , MNG ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü sepete atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

      Hayat Ve Hatıratım, Rıza Nur

      Fiyat:
      80,00 TL
      İndirimli Fiyat (%40) :
      48,00 TL
      Kazancınız 32,00 TL
      4.8 5
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      2.El Kullanılmış, 3 Cilt, 1.Hamur
      350,00 TL
      KDV Dahil 153,00 TL
      %56,3
      2.Hamur, Kalın Cilt, 192 sayfa
      30,00 TL
      KDV Dahil 16,00 TL
      %46,7
      Büyük Boy, 6 Cilt, 1.Hamur, 2.676 Sayfa
      660,00 TL
      KDV Dahil 330,00 TL
      %50
      Kitap             Hayat ve Hatıratım 
      Yazar            Rıza Nur
      Yayınevi        İşaret Yayınları
      Kağıt - Cilt     2. Hamur - karton kapak cilt, 3 cilt
      Sayfa  Ebat   1.655 sayfa - 13x19,5 cm


      Rıza Nur tarafından yazılan, İşaret Yayınları nın yayınladığı 3 Cilt, Hayat ve Hatıratım adlı kitabı incelemektesiniz.  Hayat ve Hatıratım kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       
             Hayat ve Hatıratım 


      1- Rıza Nur Kendini Anlatıyor
      2- Rıza Nur İnönü Kavgası 
      3- Rıza Nur Atatürk Kavgası
       

      Bu kitap, Rıza Nur´un tartışılan dört ciltlik hatıratından derlenmiş, tüm hatıratı içinde kendisi ile ilgili olarak anlattıklarından oluşan ilk cilttir. İkinci ciltte Rıza Nur İnönü kavgasını, üçüncü ciltte ise Rıza Nur Atatürk kavgasını vereceğiz...
       

                                 SUNUŞ


              RIZA NUR’UN HAYATI VE ESERLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME


       
      Yakın tarihimizle ilgili tartışmaların belki de en önemli isimlerinden biri de Rıza Nur’dur. Hatıratı ile resmi tarihçileri rahatsız eden bir isim.
       
      Rıza Nur ’un belki de bir tesadüf sonucu ele geçirilen hatıratı olmasa idi, Cumhuriyet tarihinin önemli isimlerinden biri unutulup gidilecekti.
       
      Resmi tarih yazarları öyle bir tarih yazdılar ki, nerede ise ne Türk Kurtuluş tarihinde, ne de Kemalist devrimlerin düşünülüp uygulanmasında ondan başka bir düşünür, ondan başka bir irade sahibi yoktur. Bu iddialarını pekiştirmek için bütün karşı tarih kaynaklarını kuruttular. Bir toplumun geçmişini belgeleyen resmi belgeleri yasak kapsamına aldılar ve çizgi dışı yayınları ise yasakladılar.
      Belki de hatıratlar karşı tarihinin en önemli belgeleridir.
       
      Biz burada kimseyi kötülemek ya da yüceltmek istemiyoruz. Sadece gerçeği arıyoruz. Sadece gerçeği aramanın kolay bir iş olmadığını, düşünen kafalardan ve gerçeği arayan insanlardan tarihin karanlık zulüm dönemlerinden daima korkulduğunu da biliyoruz. Buna rağmen gerçeği aramaya devam edeceğiz.
       
      Rıza Nur ’un yaşadığı dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve Kemalist inkılabın düşünülüp uygulandığı dönemdir. Dolayısı ile Rıza Nur, Cumhuriyet tarihinin en önemli dönemine tanık olan, sorumluluk üstlenen bir kişi olarak üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir isimdir. Bu anlamda bir hatıratı büyük değer taşımaktadır.

      Biz, Hatıratının doğruları ya da yanlışları ile ilgili değiliz. Bir insanın ölümünden sonra yayınlanmak üzere, kendi ülkesi dışında, bu gün siyasilerimizin bütünleşmek iddiası ile devletin bütün müesses nizamlarını tebdil ve tağyir etme iddiası içinde olduğu, Kurtuluş Savaşı’nda karşı gücün, eski müstevlilere emanet ettiği Hatıratında ilgi çekici, cazib pek çok şey olduğu muhakkaktır.
       
      Rıza Nur, Gerek Ankara’daki siyasi arenada, gerek Lozan Konferansı’nda, gerekse Moskova görüşmelerinde önemli bir isimdir. Ve Türkiye’yi temsil sıfatını taşımaktadır. O, ölene kadar da arkadaşları onun hakkında kötü bir isnatta bulunmamışlardır. Delilik iddiası ise herhalde, sadece bir psikolojisinin ürünü olabilir. Öyle sanıyorum ki, en az dönemin önde gelen öteki isimleri kadar akıllı idi. İktidarı ele geçirenler, daima karşı devrimci güçleri her zaman aynı ucuz yaftalarla yaftalamayı kolaycı bir yol olarak görmüşlerdir. Halkı savunanların başını halka ezdirmek daha ucuz bir seçenektir.
       
      Rıza Nur deli idiyse, devletin bunca önemli işlerini böyle bir çılgına emanet etmek ve devletin geleceğini, dış ilişkilerini bir takım kişisel hesaplara dayandırmak herhalde pek akıl karı ve dürüst bir yol değildir.

      Kaldı ki Rıza Nur’un Hatıratı çıkana kadar bu konu üzerinde de ciddi olarak durulmamış, resmi tarih belgelerinden anlaşıldığına göre, Rıza Nur’un Paris’teki hayatı boyunca Ankara’nın kendisine ilgisi sürmüştür.
       
      İsmet Paşa, Rıza Nur konusunda daha çok kendisi kişisel çıkarları ve geleceği açısından konuya yaklaşmıştır. Hatıratın ortaya çıkmasından sonra ise bu tutum değişmiş, doğrudan doğruya Rıza Nur’un söylediklerinin, ciddiye alınması mümkün olmayan bir ruh hastasının hezeyanlar şeklinde takdimine ağırlık verilmiştir.

      Burada hemen şunu ifade etmekte yarar vardır ki, hiç kimse ciddi planda Rıza Nur’u kendisi eleştirdiği ölçüde eleştirme gücüne sahip değildir. Rıza Nur bir bakıma Hatıratı ile sadece Mustafa Kemal ve İnönü’nün değil, kendisinin de içinde bulunduğu bir kadronun, bir dönemin fotoğrafını çekmektedir. Yaşadığı döneme tanıklık etmektedir. Orada Atatürk ve İnönü kadar Osmanlı Dönemine ilişkin ilginç hakikatleri bulacaksınız ve en çok ta tabii olarak kendinin filen içinde bulunduğu bir takım olayların gelişme tarzını.
       
      Bu konuda insanı düşündüren asıl şey, sadece üç beş kişinin özel hayatına ilişkin sansasyonel ayrıntılar değil, bir imparatorluğun çöküşüne yol açan ve yeni bir düzenin oluşturulması yönünde gayretlerin ortaya çıktığı bir zamanda, toplumun durumu, bürokrasinin ve sözde imparatorluğu kurtarma sevdasındaki ihanet çetesinin komplolarıdır. Rıza Nur bu komploların içinde yer alan biridir. Kimi zaman kendini savunma gayreti içindedir. Savunurken bile, olaya bugün baktığımızda, çare olarak sunduğu şeylerin bir başka tehlike olduğu gözükecektir. Hatta Rıza Nur’un kendini övmek için anlattığı bir çok olay bile bugün bakıldığında hiç te nasıl yuvarlandığını gösteren birer belge niteliğindedir.
      Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir. Kimi zaman açık bir ihanet komplosu ile, kimi zaman ise sözde iyilik yapma gayreti ile çoğu zaman bir devletin hazırlayan anlar yaşanmıştır. Bu hatırat bir yerde bu gerçeği belgelemektedir.

      Baz bazı hukukçu arkadaşlarla Hatıratı baştan sona inceledik, hatıratın üçte biri Rıza Nur’un kendi özel hayatı ve Osmanlı Dönemi ile ilgili. Yine geri kalan üçte biri ise dönemin Mustafa Kemal’den söz edilmektedir. Bu bölümün de ancak çok küçük bir kısmı, bu gün üzerinde düşünülmesi gereken bir durum arzetmektedir. Dolayısı ile Hatıratın yayını büyük ölçüde herhangi bir hukuki sakınca doğurmamaktadır.
       
      Biz Rıza Nur’un Hatıratının tamamını eksiksiz olarak oku yucuya kolaylık olması için ve konularına göre tasnif ederek yayınlama düşüncesindeyiz. Belki bu zaman alacak bir konudur. İpleri sonuna kadar zorlayacak ama koparmadan yürümek istiyoruz. Bu alanda mücadelemiz yasakçı zihniyetin dayatmasına karşı toplumsal bir zafer olacaktır. Bu başarımız, bir bakım Türkiye’de hukuk devleti mücadelesinin, insan temel hak ve hürriyetlerinden olan inanç ve fikir hürriyeti mücadelesinin seyir grafiğini sergileyen bir barometre niteliğinde taşıyacaktır.
       
      Bu sadece bir yazar ve yayıncının, ya da belli görüş sahibi insanların değil, bir toplumun tarihine sahip çıkma mücadelesi açısından kitlenin ortak sorunudur ve bu anlamda kitlesel bir sorumluluk şuurunun konunun takipçisi olacağında kuşku yoktur.
       
      Rıza Nur’un Hatıratı birbirinde bağımsız bir çok bölümden oluşmuştur. Ve kendisinin Hatıratın dışında yazdığı bir çok kitaba atıflar yapılmaktadır. Bu kitapların bir bölümü daha önce yayınlanmış ve herhangi bir takibata uğramayacağını düşünüyor ve ümid ediyoruz. Türkiye’nin ulaştığı düzeyin bu tür hukuk ihlallerini aşacak noktada bulunduğunu düşünmek istiyoruz.

      Başka çalışmalar için Hatırattan alıntılar yapmak ta (bu belgeleri ilk bulan Cavit Orhan Tütengil’in 1965 yılında, Kitap Belgeleten (1 Ekim 1963), Cumhuriyet (9 Mart 1964 -10 Ağustos 1964) tarihinde makalelerinde görüldüğü gibi) şuç teşkil etmemektedir. Kaldı ki, bu makalelerin yayınının izleyen günlerde konu iktibas edilmiştir. Daha sonra de 23 Ekim 1964 te Tütengil’in söz konusu makalelerin ve basında çıkan yankılarının bir bölümü, Tütengil’in yurtdışında getirdiği hatıratla ilgili fotokopilerinden eklemeler yapılarak ve bazı bölümler eklenmek, bazı iddialara cevap verilme üzere yayınlanmıştır. Bu kitap herhangi bir soruşturmaya uğramamıştır ve hala bir çok kütüphanede araştırmacıların ilgisine açıktır.
       
      Biz burada bu kitabın geniş bir özetini de alıyoruz.

      Tütengil’in şu tesbitlerine katılmamak mümkün değil: “İnsanların tanrılaştırılmasından yana değiliz. Hakikatler aranırken elbette olaylara ve insanlara değişik, hatta karşıt açılardan bakılması gereklidir. Bu düşüncede olduğumuz içindir ki, Ankara’daki Türk Devrim Tarihi Enstitüsü’nün dikkatini bu yazmalara çekmiştik. (…) Cumhuriyet Türkiyesine ve onun kurucularına çok başka bir açıdan bakan bu eserin, kin ve garaz dolu satırları dışında kalan hakikat payı, herhalde ciddiyetle incelenmeye muhtaçtır”.

      Evet Tütengil’in bu tesbiti, aslında bizim bu çalışmamızın belkemiğini oluşturmaktadır.

      Eğer Altındağ yayınlarının büyük ilgisi ve cesareti olmasa idi, herhalde Tütengil’in bu temennisi bu gün bu aşamaya gelmiş olmayacaktı. Biz bu hatıratın hakikat payını ciddiyetle inceleme ve bu toplumun ilgisine sunma gayretindeyiz. Sadece Atatürk korkusu ile bütün çalışmayı görmemezlikten gelmeyi doğru bulmadığımız gibi, Atatürk adına bir basık politikası oluşturmayı ve onu korkutucu bir güç olarak kullanmak isteyen yaklaşımları da onaylamıyoruz. Hele hele Atatürkçülük ve ona ilişkin yasaları toplumun gerçekleri öğrenmesinin ve kendi tarihinin tanıması açısından engel olarak göstermek isteyen bir zihniyeti ise sadece gerçeğe karşı değil, Yeni Türk Devletinin varoluş temellerine rivayet ve söylentilere bırakır ki, bunlar en acı tarihi hakikatlerden bile daha yıkıcı ve tahripkardır. Gerçek herkes için en iyi ve doğru olanıdır.
       
      Rıza Nur’un hatıratını inceleyenler, Rıza Nur’un yazdığı Türk tarihine geniş ölçüde atıflar yapıldığını göreceklerdir ve Tütengil’in kitabı gibi Rıza Nur Türk tarihinde Türkiye’de basılmış ve hiçbir takibata uğramadan hala piyasada bulunmaktadır. Dolayısı ile Rıza Nur adına bir yasaklama söz konusu değildir.

      Kaldı ki Rıza Nur’un hatıratına ilişkin bu ilk cilt, daha önce de ifade edildiği gibi, Osmanlı Dönemini ve Rıza Nur’un aile hayatını konu almaktadır. Rıza Nur ’un aile hayatı ile ilgili, daha sonraki bölümlerde anlatılanlar de konu birliği gözetilerek bu cilde aktarılmıştır. Zaten Hatırat kendi içinde disiplinli bir kronolojik düzen gözetmemektedir. Bu bakımdan bu yer değiştirme okur açısından fazla bir sorun çıkartmayacaktır diye düşünüyoruz. Üç ciltte yayınlamayı düşündüğümüz Hatıratın ikinci cildinde Rıza Nur İnönü kavgasını ve Murahhas üye olarak bulunduğu Lozan Konferansı ile ilgili hatıralarını neşretmeye çalışacağız.

      Bir bakıma üç ciltlik bu çalışmanın her cildi iki bölümden oluşmaktadır. Hatıratın yazarı Rıza Nur’dur. Biz sadece her cildin giriş bölümünde genel bir değerlendirme yapmak itiyoruz. Böylece her cilt iki bölümden oluşacaktır ve her cildin ilk bölümünde bizim bir değerlendirmemiz ve açıklamalarımız yer alacaktır. Doğru bir söyleyişle bu kitab Hatıratın bu günün gerçekleri ışığında yeniden gözden geçirilmiş bir tabıdır. Tarafımızdan sadece bir sunuş ve konunun anlaşılması açısından takdim nitelikle kısa bir değerlendirmeden ibarettir.

      Bu dizinin ilk kitabı olan birinci cilt, özellikle ve öncelikle İmparatorluğun yıkılış dönemini konu almaktadır. Ayrıca Rıza Nur’un kendi çocukluk, gençlik ve yetişkinlik yıllarına ilişkin anılarını ihtiva etmektedir. Aile ilişkileri yine bu bölümün en ilgi çekici yanıdır. Bir kadının kimi zaman nasıl bir başbelası olabileceğini gösteren ilginç bir bölümdür bu. Tabiî ki bunun aksi de her zaman mümkündür. Ama yinede çözülmeyen bir aile bağının varlığı, Osmanlı toplum yapısındaki bir başka özelliği belgeler niteliktedir. En azından bu yönü ile bile bu Hatıratın tarihçiler, siyaset bilimciler için olduğu kadar sosyal bilimiler açısından da değer taşıdığını düşünüyorum.
       
      Kuşkusuz hiç kimse burada anlatılan şeylerin tümünü doğru kabul etmek zorunda değildir. Ama üstünde bir ihtimal hesabı olarak düşünülmesi gereken bir çok konu olduğunu düşünüyorum. Ve yine şunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz ki, resmi tarihçilerin abartma ve saptırmaları konusunda en iyimser bir yaklaşımla Rıza Nur’un yaklaşımı arasında bir kıyaslama yapacak olursak, herhalde Rıza Nur bu konuda daha gerçekçi bir çizgide kalacaktır.
       
      Bir insan hakkında dün ve bu gün, dostları ve düşmanları arasında bu denli zıt yorumların yapılması düşündürücüdür. Bu gerçek te, Rıza Nur’un değil, onu kendi çizgisinde yorumlamaya çalışan çevrelerin ahlaki seviyesini gösteren bir vakıa olarak üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Biz özenle ve titizlikle bur tartışmanın dışında kalacağız. Sadece içerinden birinin söyledikleri üzerinde düşünmek ve gerçeği ararken bir ihtimal hesabı olarak not etmek, bu yöndeki gerçeklerin anlaşılması için toplumun tarihi üzerinde ipotek kuran bürokratların hukuk dışı tasarruflarını zorlamak istiyoruz.

      Geçmişi olmayan bir toplumun geleceği yoktur. Bu günün eylemi, barış ve özgürlük ortamı, gelişme umudu, yaşa sevinci, dünün bilgi birikimi ve deneyleri, düne ilişkin gerçekler ve geleceğe ilişkin umut arasında yaşayabilir. Geçmişe ipotek koyanlar, geleceğe ilişkin umudu da yok etme cürmü işlerler.
       
      Ve de özellikle Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na tam üyelik başvurusunu yaptığı bir zamanda, herhalde, Londra’da, Paris ve Berlin’e kütüphanelerdeki el yazması kopyaların imhası ve belgelerin araştırmacılara yasaklanması, ya da tüm Avrupa ülkelerinde bu kitapların yasaklanması mümkün olmayacaktır. O halde, batılılaşma adına tanınacak hak ve özgürlüklerin, şimdiden kendi halkımıza onun liyakatine saygının bir ifadesi olarak tanınması daha doğru bir hareket olacaktır.
       
      Kültür hareketleri, fikir akımları artık yeni iletişim çağında sansür duvarlarını hızla eritmektedir. Uydu yayınları, bilgisayar sistemlerini baş döndürücü biz hızla geliştiği günümüzde, isteyen araştırmacı, evindeki bilgisayar kanalı ile Rıza Nur’un Hatıratının orijinal kopyalarını artık manyetik bir diske, oturduğu yerden ilgili kütüphane ile irtibat kurarak anıda transfer etme şanşına sahiptir. Küçük disketlerle bile bu bilgiler çok geniş kitlelere ulaşabilir. Ve insanlar bu bilgileri yasak baskısı altında daha egzotik duygularla ve olumsuz şartlarda yakalayabilir. Oysa konunun açığa çıkması söylentileri keseceği gibi, iddialara karşı ciddi cevaplar verilerek yanlışlıkların düzeltilmesine de vesile olabilir.
      Tabi önce saf bir yürekle gerçeği aramayı kabul etmemiz gerek. Vehimlerimizin doğruluğunu isbatlama kaygısının ötesinde gerçeği öğrenme dürüstlüğünü göstermemiz gerekir.

      Özellikle devletin elindeki arşivlerin, resmi tarih araştırmacılarının, akedemik cevrelerin Kemalist kadroların eğitim kurumları vasıtası ile, Radyo, TV ve basın yolu ile, bir takım iddialarına karşı çok ciddi ve inandırıcı açıklama yapmaları mümkünken, bir takım iddiaları görmemezlikten gelmeyi tercih etmeleri söylentilere güç katmakta ve karşıt tezleri savunanların cesaretini artırmaktadır.
       
      Nerede ise bir asra yaklaşan biz zaman içinde kökleşmesi gereken devrimler ve bunca propagandaya, andları, törenlere rağmen hala toplumda bir tarih bilinci oluşturulamadığı düşünülüyorsa, ya bu kabul ettirilmeye çalışılan tezlerin doğru olmadığını, ya da toplumun çok anlayışsız olduğu tartışmasını gündeme getirir ki, sanırım bu konunun üzerinde uzun boylu ve ciddi bir biçimde düşünmemiz gerekir.

      Cavit Orhan Tütengil’in bulduğu, daha sonra Altındağ yayınları tarafından neşredilen Hatıratın, Türk Tarih araştırmacıları için önemli bir belge
      niteliği taşıdığını düşünüyorum. Rıza Nur’un Hatıratı bir bakıma onun vasiyeti gibidir. Zaten Hatıratın sonuna eklenin vasiyette bunu göstermektedir. Dolayısı ile anonim bir metin niteliğindedir. Altındağ Yayınları, yazarının topluma sunduğu herkesin ilgisine açık bu Hatıratı Osmanlıca aslında aynen bu gün ki harflere aktarmıştır. Ne var ki bu eser yasaklanmıştır. Yine de bu gün birçok kişi bu eserin muhtevasına tanıktır. Büyük bir kitle ise genel anlamda iddiaları bilmektedir. İddiaların en frapan marjinal noktaları bir tarih dedikodusu olarak giderek genişleyen dalgalar halinde yayınlanmaktadır. Bizim bu çalışmamız, bir bakıma konuyu tarih dedikodusu sınırlarından çekip kendi gerçeği olmaktan çıkartıp bir tarih belgesi niteliği kazandıracaktır. Gerçek ise bu süreç içinde, tartışmaların ışığında açıklık kazanacaktır.
       
      Tarih övgü ve sövgü kitabı değildir. Tanıkları ve sanıkları kaybolmuş davaların yeniden yargı makamı da değildir. Onlar geldiler ve gittiler. Biz bu gün yaşarken, bu günümüzün sorunlarının temellerine inerek, geleceğe ilişkin çözümler, üretmek zorundayız ve bu anlamda da tarih bilgisine sahibiz. Biz bunun davacıyısız…  İmtihan için geldiğimiz bu dünyada şu kısa ömrümüz içinde hayatımızı anlamlı kılma mücadelesinde sahip olmak zorunda olduğumuz bilgiler var. Tarih te bunlardan biridir. Geçmişten ders almak istiyoruz, hepsi bu kadar!

      Cavit Orhan Tütengil’in sözkonusu kitabının takdimini yazan İbrahim Olgun’un dediği gibi “Yakın tarihimizle ilgili kişiler ve olaylar üzerinde, genel nitelikte ve belgelerle değerlendirilerek olumlu yargılara varılmış araştırmalara geniş ölçüde ihtiyacımız olduğu kanısındayız.”

      Bir şairin, şiir kitabındaki bir şiirin “yasak” olması, o şairin bütün şiirlerin yasaklanması, ya da bir antoloji de yer alan şairlerden birinin bir şiirinin yasaklanmasının o antolojideki bütün şiirlerin yasaklanabileceği anlamına gelmeyeceği gibi, Osmanlı ve Türk Tarihinin farklı kesitlerini, mesleki, tarihi, siyasi ve sosyal hayatına ilişkin hatıraları ihtiva eden bir bakıma Hatırat Antolojisi niteliğindeki notların belli bir disiplin içinde aktarılmasının herhangi bir suç teşkil etmeyeceği açıktır. Yine aynı şekilde, bir eseri yasaklanan bir yazarın adını taşıyan bütün eserlerin yasak sayılması da hukuken mümkün değildir.

      Bu dizinin yayınına ilişkin gelişmelerin herkes tarafından ilginç bir serüven şeklinde izleneceğinde kuşku yok. Bu serüven gerçeği arayan Türk aydınının ve Türk toplumunun, Türk Hukuk sisteminin, resmi tarih yazarlarının ortak serüveni olacaktır. Bu serüvenler kurtulduğumuz ölçüde, uygar bir toplum olacağız. İnsan haklarına sahip olacağız, refaha, barışa ve özgürlüğe sahip olacağız. Gelişmeler bu günümüzü ve götürülmek istendiğimiz yeri belgeleyen bir başka Hatırat kaynağı oluşturacak. Tarihin kavgasının verirken, bu günün Hatıratını oluşturacağız.
       
      Tarih tabu olmamalı. Kazım Karabekir’in, Ali İhsan Sabis Paşa’ların Hatıratları tek tek günyüzüne çıkmaya başladığına göre, yakın tarih üzerine yeni yorumlar ve belgeler yayınlandığına göre ümidvar olabiliriz diye düşünüyorum. Kamuoyundaki talep ve sağı ile solu ile Türk aydınının bu konudaki ilgisi ve yürekliliği de ümid var olmamızın bir diğer sebebi.

      Az önce de sözünü ettiğimiz Cavit Orhan Tütengil’in sözkonusu kitabına takdim yazısı yazan İbrahim Olgun’un, bu yazısında ifade ettiği şu görüşler de altı çizilmeye değir.” İktisat Fakültesi Sosyoloji Doçenti Dr. Cavit Orhan Tütengil’in, ikisi Cumhuriyet gazetesinde olmak üzere, Rıza Nur’la ilgili olarak yayınlandığı üç makalenin, bunların basınımızdaki yankılarını ve asılları ilk olarak bu kitapta yayınlanan belgelerin bizi, Türkiye’nin sorunları üzerine daha gerçekçi bir anlayışla eğilmek gibi olumlu bir yöne iteceği kanısındayız.
       
      Gerçeği arama yolunda çıktığımız bu yolculukta, sanıldığı ve uyarıldığı gibi güçlüklerle karşılamayı ümid ediyoruz. Bize getirilecek engelleme, sizin bilgilenmenize getirilen bir yasak anlamını taşıyacaktır. Eğer bu yönde bir durumda karşılaşacak durumda olursak, cezalandırılacak olan sadece biz değiliz, sizler de olacaksınız. Biz, bir insana yapılan haksızlığın, bütün topluma yönelik bir tehdit olduğunu düşünüyoruz.
      Ne yaptığımız ve ne istediğimiz biliyoruz. Sizin de bu konuda bizim yanımızda olacağınıza inanıyoruz. Birinin bu işi yapması gerekiyordu. Onu da biz yapıyoruz. Türkiye’nin ulaştığı özgürlük düzeyinin bu tür çabaları mümkün kılacağına inanıyor ve hukuk devleti ilkesi açısından yorumsal niteliğini belgeleyecek bir olaydır.

      Bir grup hukukçu arkadaşla yaptığımız görüşmelerde, bu çerçevede ele alınmış bir çalışmanın herhangi, insan haklarına saygılı bir hukuk devletinde sorun olmayacağı yönündeki kanaatleri bizi ümitlendirir.

      Bu çalışmamızın salimen hedefine ulaşarak, insan hakları ve hukuktan temel ilkelerine ilişkin uygulamalar açısından Türkiye’yi izleyen çevrelere karşı ulusal bir prestij kazanmaya vesile olacağını ve güveni pekiştireceğini düşünüyoruz. ( hayat ve hatıratım kitap , rıza nur hayat ve hatıratım oku , rıza nur Atatürk kavgası, rıza nur kendini anlatıyor , rıza nur İnönü kavgası , hayat ve hatıratım fiyat , işaret yayınları , 3 cilt hayat ve hatıratım fiyatı , rıza nur hayat ve hatıratım kitabı )

       
      Abdurrahman Dilipak              


         

      İşaret Yayınları 3 cilt Rıza Nur Hayat ve Hatıratım kitabı nın tanıtımı bitti.

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789753500203
      Markaİşaret Yayınları
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.
      9789753500203
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.