• Tüm Kategoriler
    • Gönderim Yaptığımız Kargo Firmaları Sürat , MNG ve PTT kargo dur. Uygun Fiyat ve Hızlı Teslim ile ürün Sevkiyatımız sorunsuzca devam etmektedir. Kapıda Nakit Ödeme sistemi de var, Ürünü Sepete Atıp Adresi girdikten sonra Ödeme Seçenekleri ekranında karşınıza çıkar. Taksit durumuda aynı şekilde çıkar.

      Huzur Sohbetleri, Abdülkadir Geylani

      Huzur Sohbetleri, Abdülkadir Geylani
      Görsel 1
      Fiyat:
      70,00 TL
      İndirimli Fiyat (%45) :
      38,50 TL
      Kazancınız 31,50 TL
      5.0 2
      38.50 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap              Huzur Sohbetleri , el Feth’ur Rabbani
      Yazar              Abdulkadir Geylani (ra)
      Yayınevi         Huzur Yayınevi
      Tercüme         Doç. Dr. Sıtkı Gülle
      Kağıt - Cilt      2.Hamur Kağıt, Ciltli
      Sayfa - Ebat   616 sayfa - 17x24 cm.
      Yayın Yılı        2014


       
      Abdulkadir Geylani Huzur Sohbetleri kitabını incelemektesiniz.
      Huzur Yayınları Fethur rabbani Huzur Sohbetleri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
       
          huzur sohbetleri abdülkadir geylani
       
       
      Tasavvuf, irşad ve ahlâk konularını kapsayan sohbetler, tevhid düşüncesinde odaklaşır. Bu meyanda tasavvufun ne olduğu, kime şeyh ve sofi denileceği, giysi ve kıyafetlerle sofi olunamayacağı en yakın biçimde ifade edilir. Bu kitapta Abdulkadir Geylani Hazretlerinin sohbetlerini bulacak, okudukça teneffüs edecek, tasavvufun derinliklerine dalacaksınız.
       
       
           ÖNSÖZ
       
       
      Sevdâlılarının gönüllerini hikmet sırlarıyla donatıp dışlarını da Şerîat edepleriyle süsleyen Allah Teâlâ'ya hamd ü senalar; müttakîlerin kılavuzu Peygamberimiz Efendimiz Muhammed ile onun yakınları ve dostlarına salât ü selâmlar olsun.
       
      Târihî sürecinde olduğu gibi bugün de hep gündemde kalan yarın da güncelliğini sürdürecek olan konuların başında Tasavvuf ve bu mefhûm-i küllî'nin kapsamında değerlendirilen Tarikat, Ma'rifet ve Hakikat ıstı­lahları gelir. Bir tarafta tasavvufu savunanlar, öbür tarafta karşı çıkanlar. Tasavvufun müdâfiîleri arasında aşırılar görülegeldiği gibi münekkidleri arasında da ifrata kaçanlar hep olagelmiştir. Bizim için ölçü aşırı uçları değil i'tidâli temsil edenlerdir. İ'tidâlin mümessilleri ise ümmet-i vasat mefhûmunda ma'kes bulur.
       
      İ'tidâl mümessilleri arasında yer alanların en büyüklerinden biri de Abdülkadir-i Geylani'dir. Onun sohbetlerinden "el-Fethur Rabbani" adı altında derlenip" Şeyh Abdülkadir-i Geylani'den Huzur Sohbetle­ri" ismiyle tercümesi sunulan sohbetlerini okuyanların da bu hakikati teslim edecekleri düşüncesindeyiz.
       
      Tasavvuf, İrşâd ve Ahlâk konularını kapsayan sohbetler TEVHİD düşüncesinde odaklaşır. Bu meyânda tasavvufun ne olduğu, kime şeyh ve sofu denileceği, giysi ve kıyafetlerle sofu olunamayacağı en yalın biçim­de ifâde edilir. İslâmın zahirî şartlarını yerine getirmeden sofuluk=derviş­lik iddiasına kalkışanın sofu değil, zındık sayılacağı hükmü haykırılır. "Halifelik dağıtmakla şeyh olunmaz"; Hikmet, hezeyan savurmakla sağ­lanmaz"; "Bizim Şerîat dâiresi dışında işimiz yoktur", "Önce fıkıh sonra uzlet"; "Şeriatın lehinde tanıklık yapmadığı her hakikat zındıklıktır"; "Alınyazgını bahane ederek Şerîat sınırlan dışında kalma"; "Hak dostları Hakka, Şeriatın rehberliğinde yürümüşlerdi";., sözleri bu sohbetlerde ge­çer.
       
      Burada eserin, bizden önce yapılan tercümelerini şükranla yâd et­meliyiz. Tercüme sırasında bu çevirileri hep masamızda bulundurduk. Oralardaki kısmî zühuller bizim için birer uyarı oldu. Bununla birlikte tercümemizin kusursuzluğunu iddia ediyor değiliz. Yanılmak bizim ça­murumuzda vardır. Okuyucuya en mükemmelini vermeğe çalıştık. Yak­laşık 850 yıl önce kaleme alınmış bir eserin üslûbunu bugünkü anlayış ve ifâde kalıbına dökebilmek için büyük gayret gösterdik. Asla sâdık kaldık. İ'tirâz ve ihtirazlarımızı dipnotlarda gösterdik. Okuyucuyu yormamak için yoğun ara başlıklar açtık.
       
      Bu arada Abdülkadir-i Geylani'nin hayatı ile eserlerine değindiği­miz gibi; eserin niteliğini göz önünde bulundurarak "Velilik" ve "Keramet" kavramlarını açıklama sadedinde bir takım öz bilgiler sun­duk.
       
      Tercümede hasbîlik esastı. Efendimiz -sallallahü aleyhi ve sellem-ile onun zahir ve bâtınını temsil eden vârislerinden şefâata yetkili kılına­cakların şefâatlarına mazhariyet ana hedefimdi. Kalemimin sürçmemesi için Rabbime yalvardım, umarım sürçmemiştir.
       
      Dr. Sıtkı Gülle
       
       
      GİRİŞ
       
      Bismillahirrahmanirrahîm
       
      Ayet meali:
      "Allah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, Aziz'dir, Hakimdir."(1)  Fâtır, 2.
       
       
      Allah'ım! Ey kendisine övgüler sunmaktan acze düştüğü­mü bilen! Sana hamdedenlerin en kâmili, kendisine isim ve sıfatılarının hakikatlarını, zâtının tecellilerinin inceliklerini açtı­ğın, bu sayede seni, kemâlâtına uygun şekilde tanımasını sağ­ladığın; -mazhariyyetinin doruk noktaya varıp biricikliğinin ortaya çıkacağı kıyamet gününde kendisine kat kat ilham ede­ceğin gibi - burada da başkalarına bahşetmediğin övgü cümle­lerini kendisine ilham ettiğin zât hakkı için Senden, eksiklik­lerden uzak olgunluğuna yaraşır şekilde ona, onun enfes varlı­ğına rahmet edip esenlikler vermeni istiyorum. Lütfettiğin en yüksek salât u selâmlarını onun maddî ve manevî varlığının dâirelerine, Halk ve Emr(2)  âlemlerinden onun bu iki yönüyle bağlantısı bulunanlara yaygınlaştırmanı diliyorum. Ey Rabbi-miz! Peygamberlerinden, rasûllerinden, meleklerinden ve sâlih kullarından bir tekini bile bundan mahrum bırakmamanı, bu büyük lutfun hepsini kapsamasını niyaz ediyorum.
       
       
      2-Halk ve Emr bir bakıma birer ıstılahı ifadelerdir. el-A'râf Sûresinin. ”…. Haberin olsun ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Al­lah'ın şânı ne kadar yücedir" mealindeki cümlelerin yorumunda Hasan Basri Çantay merhum (Kuran-i Hakîm Ve Meâl-i Kerîm, I, 224)’ un çıktığı dipnottan bir kaç cümleyi kısmen sadeleştirerek aktarıyoruz:" ..Eşya ,ya Halk âleminden ya da Emir âlemi ndendir. Cisim veya cismânî olup belirli bir miktara özgü olan herşey Halk âleminden; hacim ve miktarı olmayan her nesne de Emir âlemindendir. Cenâb-ı Hak , Halk âleminden olan felekî cisimlerden ve yıldızlar­dan her birini Emir âleminden olan meleklerden bir meleğe tahsis buyurmuştur. Halk âlemi Allah'ın teshirinde, Emir âlemi ise Allah'ın tedbirindedir.."  ( huzur sohbetleri abdülkadir geylani, el fethur rabbani abdulkadir geylani kitap, abdülkadir geylaniden huzur sohbetleri, sohbetler kitabı, tercümesi, huzur yayınevi  )
       
       
      huzur sohbetleri kitabı ndan bir bölüm
       
         BİRİNCİ SOHBET (1)
       
             KADERE RAZI OLMAK(2)
       
       
      Sohbet Yeri: Dergâh( 3)
      Sohbet Tarihi: 3 Şevval,
      545/1150 Pazar sabahı
       
       
      Efendimiz Abdülkadir – radiyyallahu anh - buyurdu:
       
      Alınyazgısı karşısında Aziz ve Celil Allah'a tepki gös­termek dînin ölmesi, tevhidin ölmesi, tevekkül ve İhlasın ölmesidir. İnanan gönül: " Niçin? ", " Nasıl? " gibi sözcükleri bil­mez, tam tersine başına bir belâ geldiğinde 'Eyvallah!' der.
       
      Öyle ya; nefis, bütünüyle karşı koyan, çekişendir. Onu dü­zeltmek isteyen onunla savaşsın ki şerrinden emin olsun. Nefsin tamamı şer içinde serdir, kendisiyle savaşılıp huzura erdi­ğinde bu kez tamamı hayır içinde hayra dönüşür, tüm tâatları yerine getirip bütün ma'siyetleri bırakma hususunda kişinin irâdesine boyun eğmeğe başlar ve işte bu ortamda kendisine şöyle denilir: " Ey huzur içinde olan nefis ! O senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön."4
       
      Huzura kavuşan bu nefis Rabbine özlem duyar, kötülüğü kaybolur , yaratıklarla ilgilenmez, atası İbrahim peygamber -aleyhisselâm - ile nesebi bağı gerçekleşir.
       
       
      1-Bu tercüme 'el-Meclisü'l-evvel= Birinci Meclis ' ibaresinin karşılığıdır. Eserde
      sohbetler " Birinci Meclis, İkinci Meclis, Üçüncü Meclis.." şeklinde sıralanmış­tır. Arap Edebiyatına aşinalığı olanların rahatlıkla sezebilecekleri gibi, bu gibi makamlarda " Zikru'l-mahal irâdetü'l-hâl" alâkası söz konusudur. Dolayısıyla yer zikredilmekle birlikte asıl amaç o yerde gerçekleşen olay olduğundan el-Meclis ' yerine ' sohbet' tercih edilmiştir. S.G.
       
      2-Eserin Arapça nüshalarında sohbetlerin başında ana ve ara başlıklar' yer al­mamaktadır. Eserden istifadeyi kolaylaştırmak için biz, sohbetlerin içeriklerin­den hareketle her sohbetin başına bir ana başlık koyduğumuz gibi yer yer de sohbetteki önemli noktalara ara başlıklarla dikkat çektik. S. G.
       
      3-Hazret sohbetlerini ' Dergâh, tekke, hân-gâh..' anlamlarına gelen 'Ribât'ta veya "Medrese de yapmıştır. Bazı istisnalar dışında hemen hemen her sohbetin başın­da yer ve tarih belirtilmektedir. Sözgelimi birinci sohbetin başındaki metnin ter­cümesi şöyledir:" Efendimiz Şeyh Muhyiddin Ebû Muhammed Abdülkadir -radiyallahü anh- H. 545/ M. 1150 yılında Şevval ayının üçünde pazar günü Ribât'ta (Dergâhta) buyurdu.." Ancak biz her defasında bu ve benzer rutin cümleleri yi­nelememek için sayfanın üstünde görülen şeklî düzenlemeye gittik. S.G.
       
       
      Bilindiği gibi Hz. İb­rahim ateşe atılacağı zaman nefs ü nevasından tamamen sıy­rılmış, telâşa kapılmamış, huzûr-i kalp ile öyle kalmıştı. Ken­disine başvuran çeşitli varlıkların yardım isteklerini geri çevir­miş ve: " Yardımınızı istemem, durumumu O'nun bilmesi bana yeter!" demişti. Hz. ibrahim bu şekilde teslimiyet ve te­vekkülünü ortaya koyunca ateşe: "Ey Ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol"(5) emri verilmişti.
       
      Evet, Aziz ve Celil Allah'ın sabırlılara dünyada yardımı hesapsız olduğu gibi âhirette bahşedeceği nimetleri de sonsuz­dur. Öyle ya O şöyle buyuruyor: ".. Yalnız sabredenlere ecir­leri sonsuz olarak ödenecektir.(6)
       
      Uğrunda cefâlara katlananların hiçbir musibeti Allah'a gizli kalmaz, öyle ise O'nun uğrunda bir an sabredin, yıllarca lutfunu ve nimetlerini görün. Yiğitlik bir anlık sabırdır! O şöyle buyuruyor: "Ey inananlar! Sabır ve namazla yardım dile­yin. Allah muhakkakki sabredenlerle beraberdir."7
       
      4- El Fecr 27, 28
      5- El Enbiya 69
      6- ez-Zümer, 10.
      7 -el-Bakara, 153.
       
      Yardım ve zafer sabredenleredir. O'nun yolunda sabır gös­teriniz, kendinize geliniz, O'ndan gaflete düşmeyiniz. Akılları­nızı başlarınıza toplamayı ölüm sonrasına bırakmayınız, çünkü o anda kendinize gelmeniz sizlere bir yarar sağlamaz, ölümle karşılaşmadan uyanınız, iradeniz elinizden alınmadan silkini­niz, yoksa pişmanlığın hiçbir fayda vermeyeceği bir demde nedamet duyarsınız. Gönüllerinizi düzeltiniz, gönülleriniz düz­gün olursa diğer tüm hareketleriniz de dürüst olur. Bunun için peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Âdemoğlunun içinde bir lokmacık (et parçası) vardır, o sağlıklı olursa vücûdunun diğer organları da sağlıklı olur, o bozuk olursa vücûdunun öteki tarafları da bozuk olur. İyi dinleyiniz o (et parçası) kalptir. (8)
       
      Kalbin sağlıklı, iyi olması takva iledir, Aziz ve Celil Al­lah'a tevekkülde bulunmakladır, Onu birlemekledir, amellerde ihlâslı davranmakladır. Kalbin bozulması ise bunlardan yok­sun olmasıyladır. Kalp, -tıpkı sadefindeki inci, kasadaki mal gibi- beden kafesindeki bir kuştur; itibâr kuşadır kafese değil, inciyedir sadefe değil, maladır kasaya değil!
      Yakarış: "Allah'ım! Organlarımızı sana tâata yönelt, gö­nüllerimizi seni tanımağa çevir, ömür boyu gecemizde-gündüzümüzde bizi kendine bağla, bizleri geçmiş sâlih zâtların arası­na kat, onlara bahşettiğin manevî rızıklarını bizlere de bahşeyle, onlara nasıl davranıyordu isen bizlere de öyle davran. Âmin."
       
       
      Ey cemâat! (9) Sizler de sâlih zâtlar gibi Allah için hare­ket edin, ki Allah onlara nasıl muamele etmişse sizlere de öyle muamele de bulunsun. Aziz ve Celil Allah'ın sizlerle birlikte ol­masını istiyorsanız O'na tâatla meşgul olun, Onun uğrunda sa­bır gösterin, Onun sizlere ve sizin dışınızdakilere yaptıklarını hoşnutlukla karşılayın. Şeyhler ( kavm ) dünyada zâhidâne ya­şadılar, dünyadan paylarına düşeni takva ve vera' ile alıp âhirete yöneldiler, âhiret amelleri yaptılar, nefislerine karşı koyup Aziz ve Celil Rab'lerine boyun eğdiler, önce kendi nefisleri­ne öğüt verdiler sonra başkalarına vaaz ettiler.
       
       
      8-Buharı ve Müslim, Tecrîd-i sarih, I, 60.
       
      9-Hazret, sohbetleri esnasında zaman zaman :" Ya kavm " veya :" Ya gulam "şeklin­de hitaplarda bulunur. Biz tercümemizde birincisini "Ey cemaat! Cemaat! " ikin­cisini de "Ey delikanlı! Delikanlı! " sözcükleri ile karşıladık.
       
       
      Kapıda Tevhit Sancağı
      İçeride Putperestlik Bayrağı
       
      Delikanlı! Önce nefsine öğüt ver sonra başkalarına nasihatta bulun, kendinin ıslâha muhtaç yönlerin varken başkala­rını yola getireceğim diye uğraşma. Toprak başına! Kendin önünü göremezken başkalarını nasıl kurtarabilirsin? Başkala­rını nasıl yedebilirsin? Gözleri gören halkı yeder, insanları en­gin denizlerden iyi yüzme bilen kurtarabilir, halkı Allah'a an­cak onu tanıyan götürür. Allah'ı tanımayan ona giden yolda na­sıl kılavuzluk yapabilir? Aziz ve Celil Allah'ın tasarruflarında senin bir sözün olamaz. Senin görevin O'nu sevmen, başkası için değil O'nun için amel etmen, başkalarından değil O'ndan korkman; Bu da gönülle olur yoksa dilin laklakasıyla değil, hal­vette olur ortalıkta değil. Evin kapısında Tevhit sancağı asılı iken içeride Putperestlik bayrağı dalgalanıyorsa bu münafıklığın tâ kendisidir. Toprak başına dilin takvadan dem vururken kalbin nifakla kaynıyor, dilin şükrederken kalbin karşı koyuyor. Oysa Allah Teâlâ Kudsi bir Hadiste şöyle buyur­muştur: "Âdemoğlu! Sana benim hayrım inerken bana se­nin şerrin yükselmektedir!" (10)
       
      Yuh sana! O'na kulluktan dem vururken O'ndan başkası­na itaat ediyorsun. Sen gerçekten O'nun kulu olsaydın Onun uğrunda düşmanlık yapar O'nun uğrunda dostlukta bulunur­dun. Kesin inanç sahibi ne nefsine ne şeytanına ne de nevasına boyun büker. Aslında böyle bir mümin şeytanı tanımaz ki ona boyun eğsin, dünyaya önem vermez ki onun için eğilsin; tam tersine dünyaya hor bakar, âhiret peşinde koşar, dünyayı bıra­kıp Mevlasıyla bağlantısını sağladığında tüm zamanlarında ona ibadetinde ihlâsa yönelir ve işte bu sırada Allah Teâlâ'nın şu mealdeki sözlerini işitir: " Oysa onlar, doğruya yönele­rek, dîni yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan dîn de budur. (11)
       
      10-Ebül-Hasen el-Basrî el-Mâverdi, Edebüddünyâ ve'd-dîn.
      11-el-Beyyine, 5.
       
       
      Yaratıklarla putperestliğe sapma, Aziz ve Celil Allah'ı bir­le, tüm eşyanın yaratıcısı Odur, tüm eşya O'nun elindedir. Ey başkalarından bir şeyler bekleyen senin aklın yoktur. Allah'ın hazinelerinde olmayan bir şey var mıdır? Allah Teâlâ buyuru­yor: " Hazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yok­tur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz. (12)
       
      Delikanlı! Sabrı yastık edinerek, başına gelenlere eyval­lah diyerek, sıkıntılarının açılacağı beklentisiyle ibadet ederek kader oluğu altında uyu. Böyle yaparsan alınyazgılarını takdir eden, istemesini beceremediğin nimetleri lütuf ve keremiyle se­nin başından aşağı döker.
       
      Cemâat! Kadere rıza gösterin, kadere rıza hususunda gayret gösteren Abdülkadir'in sözlerini dinleyin. Kadere rıza göstermem beni Kaadir Teâlâ'ya götürmektedir.
       
      Cemâat! Geliniz Aziz ve Celil Allah'a, O'nun takdirine, O'nun fiillerine boyun bükelim, iç ve dış başlarımızı O'nun hu­zurunda eğelim, kadere uyalım, kader özengisine sarılarak yü­rüyelim. Çünkü o bir elçidir, hükümdarın elçisine göndericisini dikkate alarak saygı gösterelim. Bunu yaptığımızda onun arka­daşlığı sayesinde Kaadir Teâlâ'nın huzuruna varırız. ( Burada şu mealdeki âyetle karşılaşırız ): " İşte burada kudret ve ha­kimiyet, varlığı gerçek olan Allah'ındır.. "(13) Evet bu aşa­mada sana ilim denizinden içecek, fazilet sofrasından yiyecek, dostluğundan dostluk sunar, rahmetinin içine alır. Pek tabiî bu, kabile ve toplumlardan binde bir kişiye nasip olur.
       
      Delikanlı Takvaya sarıl, Şeriatın sınırlarında dur, nefs ü hevândan, şeytandan ve kötü arkadaşlardan uzaklaş. Mümin bunlarla hep cihad halindedir, başından miğferini çıkarmaz, kı­lıcını kınına koymaz, atının sırtından eğerini almaz, tasavvuf büyüklerinin uyuduğu kadar uyur. Evet onlar nefislerini körel­tecek kadar yer ve ancak zarurî durumlar karşısında konuşur­lardı. Dilsizlik gelenekleri idi. Onları Rab'lerinin kaderleri ko­nuşturur, kıyamet günü Allah Teâlâ uzuvlar ve cansız varlıklar
       
      12-Hıcr, 21.
      13-el-Kehf, 44.
       
      için konuşma sebeplerini hazırlayıp onları konuşturacağı gibi, bu dünyada da onların konuşma melekelerini Allah harekete geçirmektedir, insanlara bir görev vermeyi murat buyurduğun­da kendilerini buna hazırlar. Onları uyarma veya onlara müj­de vermeyi murat buyurduğunda -kendilerine bir belge suna­bilmek için- hemen peygamberler ile elçileri konuşturur. Pey­gamberleri yanına aldığında ise onların yerine ilimleriyle amel eden âlimleri geçirir ve peygamberlere vekâleten halka tebliğde bulunmaları için bu âlimleri konuşturur. Öyle ya Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Âlimler pey­gamberlerin vârisleridir.'14'
       
      Cemâat! Aziz ve Celil Allah'a, nimetlerine karşı şükre­din, nimetleri O'ndan bilin. O şöyle buyurmuştur: " Size gelen her ni'met Allah'tandır.. (15) O'nun bahşettiği nimetleri için­de yüzenler, ey Onun nimetlerini başkalarından görenler ne­rede şükrünüz? Zaman geliyor ni'metlerini başkalarından bili­yor, zaman geliyor nimetlerinizi azımsıyor, elinizde olmayanla­ra göz dikiyor, bazan da O'nun nimetleriyle kendisine isyanda bulunuyorsunuz (nedir bu haliniz?)
       
       
      Sıddîkların Felâket Sebepleri
       
      Delikanlı! Yalnız başına iken seni ma'siyet ve hatalardan koruyacak bir vera'a, Allah Teâlâ'nın seni görmekte olduğunu sana hatırlatacak bir denetçiye ihtiyacın var, yalnız iken bu tür bir vera' ile bu tür denetçinin senin yanında olması bir zorunlu­luk olduğu gibi nefis, hevâ ve şeytanla da ayrıca savaşman ge­rekir. İnsanların büyük çoğunluğunun helak sebebi küçük gü­nahları iken, zahit zatların felâketi şehvetleridir. Ebdâl deni­len zatların felâketi yalnız başlarına bulundukları sırada dal­dıkları düşünce ve vesveselerde (havâtır) sıddîk kişilerin mah­volma sebepleri de bir anlık dalgınlıklarındadır (lahazât).
       
      14-Ebû Davud, Tirmizi, İmâm Ahmed, İbn Mâce. Dârimî, İbn Hıbbân.
      15-en-Nahl, 53.
       
       
      Gönül Ayakları
       
      Tasavvuf pirlerinin tüm görevleri gönüllerini korumaktır, çünkü onlar şahın kapısında yatıp-kalkmakta, davet maka­mında bulunmaktalar. Halkı Aziz ve Celil Allah'ı tanımağa çağırmaktalar, sürekli bir şekilde gönüllere davetiyeler çıkar-maktalar "Ey gönüller, ey ruhlar, ey insanlar, ey cinler, ey Hü­kümdarı isteyenler, haydi Hükümdarın kapısına gelin, gönül ayaklarınızla, takva ayaklarınızla, tevhit ayaklarınızla, mari­fetinizle, yüksek vera'ınızla, dünya ve âhirettekilere, hâsılı Mev­tanız dışındaki her şeye karşı olan zâhidâne tavrınızla O'na koşun!" derler. İşte onların görevi budur, onların tüm gayeleri halkı doğru yola iletmektir, onların himmetleri Arştan toprağa kadar gökleri ve yerleri kapsar.
       
      Delikanlı! Kendinden nefsâniyeti, hevâyı uzaklaştır, bu pirlerin ayaklarının altında yer, avuçlarında toprak ol. Aziz ve Celil Allah ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. İbrahim pey­gamberin ebeveyni kafirdi. Kafir oldukları için ölü konumun-daydılar. Evet mümin diri, kafir ölüdür, Allah'ı birleyen diri, putperest ölüdür. Bundan ötürü Allah Teala'nın şöyle buyurdu­ğu aktarılmıştır: "Yarattıklarımdan ilk ölen İblis'tir." Bu şu demektir: Bana isyan eden ma'siyeti yüzünden ölmüş sayılır.
       
       
      Zaman Ahir Zaman
       
      Bu zaman âhir zamandır, münafıklık pazarları açıldı, ya­lan pazarları ortaya çıktı. Deccallarla, yalancılarla, münafık­larla oturmayınız. Yazık sana! Bir münafık, bir yalancı, bir günahkâr, bir putperest olan nefsinle nasıl bir arada bulunabi­liyorsun? Ona karşı gel, ona boyun eğme, onu kelepçele, salı­verme, hapse tıka, hakettiği cezasını ver, mücahedelerle kendi­sini benliğinden sök. Heva ve hevesine hakim ol, sen onun sırtı­na bin, senin sırtına binmesine fırsat verme. Tabiatın-mizacın-la arkadaşlık kurma, çünkü tabiat, insan doğası aklı gelişme­miş bir çocuktur, küçük bir çocuktan ne öğrenebilir ne kabul edebilirsin?
       
      Şeytanla Arandaki Kan Da'vasını Unutma
       
      Şeytan senin düşmanındır, atan Âdem -aleyhisselâmın düşmanıdır, ikiniz arasında kan davası, süregelen eski bir düş­manlık varken onunla nasıl bir arada bulunabilir, onun dedik­lerini nasıl kabul edebilirsin? Ona güvenme, çünkü atan Âdem ve annen Havva'nın katili odur, onları öldürdüğü gibi fırsat bulduğunda seni de öldürür. Ona karşı silahın tevhit ve takva; yalnız başına bulunduğun yerlerde mürakaba, doğruluk vera' ve Allah'ın yardımına sığınman da askerlerin olsun . Bu silah ve bu askerler onu hezimete uğratır, kendisini yener, orduları­nın gücünü kırar! Öyle ya Hak seninle olduğunda onu yenme­men düşünülebilir mi?
       
      Kalbin İşlevi
       
      Delikanlı! Dünya ile âhireti birbirine yaklaştır ikisini ay­nı yerde tut, kalbinde ne dünya olsun ne de âhiret, her şeyi çı­karıp atmış çırılçıplak bir halde Mevlân ile başbaşa kal, Ona, O'nun dışındaki herşeyden soyutlanmış olarak yönel, halka bağlanıp da Hâlik'ten sapma, bütün bu sebepleri kes, bütün bu ilâhları sök at, mümkünse dünyayı nefsine, âhireti kalbine Mevla'yı da sırrına hasret.
       
      Delikanlı! Ne nefisle ol ne de hevâ ile, ne dünya ile ne de âhiret ile. Aziz ve Celil Hakk'ın dışında kimsenin peşine takıl­ma. Böyle yaparsan tükenmez bir hazinenin içine düşmüş olur­sun, bu aşamadan sonra Allah Teâlâ dan sana bir daha sapma­yacağın şekilde hidâyet ulaşır.
       
      Günahlarından samimi şekilde tevbe et, günah elbiseleri­ni samimi şekilde çıkar, Allah Teâlâ'dan mecazî anlamda değil gerçek anlamda utan. Bu tür bir tevbe, uzuvların Şer'î amel­lerle temizlenmesinden sonra kalple yapılacak amellerdendir. Evet fizik yapının kendine özgü amelleri olduğu gibi kalbin de işlevi vardır. Kalp, sebepler çölünü aştığı, varlıklara bağlanma engellerini geçtiği zaman tevekkül denizine, Allah'ı tanıyıp bil­me deryalarına açılır, sebepleri bırakır, sebepleri yaratanın peşinden gider, denizin tam ortasına vardığında şöyle der: " Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur."(16)
       
      Artık sapmadan İlâhî rehberlikte sahilden sahile, mekândan mekâna geçerek doğru yol üzerinde durur, Rabbini her andığında caddesi açılır, engebeleri giderilir. Hakk'ın pe­şinde olan böylece mesafeleri kateder, tüm varlıkları arkasına atar. Bu yolda yürürken helâkına sebep olacak bir şeyden kork­tuğunda imanı kabararak kendisine cesaret verir, ürperti ve korku ateşlerini söndürür, bunun yerini ünsiyet nuru, yakın ol­ma coşkusu alır.
       
      Delikanlı! Bir derde uğradığında onu sabır eliyle karşıla, devasını buluncaya kadar sakin ol, şifâya kavuştuğunda da bu­nu şükür eliyle karşıla. Böyle davrandığında peşin peşin huzur­lu bir yaşam sürdürmüş olursun.
       
      Cehennem korkusu müminlerin ciğerlerini koparır, yüzle­rini sarartır, gönüllerini üzüntüye boğar. İşte bu konuma gelen müminlerin kalplerine Allah rahmet ve lütuf sularını akıtır, bu gönüllere âhiret kapısını açar da onlar da buranın emniyetli yerlerini görürler. Müminler sükûn ve huzura kavuşup biraz ferahladıklarında ise bu kez kendilerine Celal kapısını açar, bu kapıdan seyredecekleri gönülleri paramparça eder, iç dünyala­rını doğrar, kendilerini öncekinden çok daha büyük bir korku sarar. İşte tam bu esnada onlara Cemal kapısını açar bu nokta­da korkuları diner, huzur bulurlar, uyanırlar ve yüksek derece­lere yerleşirler. Bu dereceler peşpeşe gelen ve birbirlerinden faklı katmanlardır.
       
      Delikanlı! Düşüncen yiyeceğin, içeceğin, giyeceğin, evle­neceğin kadın, oturacağın ev, biriktireceğin mal olmasın. Bun­lar nefsin istekleridir, tamakârlıktır. Asıl olan kalbin ve sırrın ilgi alanıdır, bunların ilgi alanı da Allah Teâlâ'nın rızasıdır. Se­nin asıl amacın seni ilgilendiren şeydir, öyle ise amacın Aziz ve Celil Rabbin ve O'nun katındakiler olsun. Dünyanın bedeli âhiret, mahlukatın bedeli, mahlukat yerine gönül verilecek olan da Halik Teâlâ'dır. Öyle ise bu peşin dünyalıklardan terkettiğin her nesneye karşın âhirette daha üstün bir bedeli kar­şına çıkar. Öyle ise içinde bulunduğun gününü hayatının son günü olarak değerlendirerek ölüm meleğini karşılayacak şekil­de âhiret için hazırlan.
       
      (16) eş-Şuarâ, 78.
       
       
      Dünya tasavvufcuları pişirir âhiret de ümranlarını sağlar. Aziz ve Celil Allah'ın kendilerine yönelik gayret tecelli ettiğin­de ise bu tecelli onlarla dünya ve âhiretin arasına girer, tekvin âhiret makamının yerine geçer bunun neticesinde onlar ne dünyaya ihtiyaç duyarlar ne de âhirete!
       
       
      Evliyalarla Evliyalık Taslayanları Ortaya Çıkarmak İçin
       
      Ey yalancı! Nimetler içinde yüzdüğünde Allah Teâlâ'yı sevdiğini iddia ediyorsun oysa başına bir felâket geldiğinde Al­lah -Azze ve Celle- hiç sevdalın olmamış gibi kaçıyorsun. Şu bir gerçek; kulun samimiyeti sınamasıyla ortaya çıkarılır. Allah Teâlâ'dan gelen belalara sabır gösterdiğinde O'nu gerçekten sevdiğin; sabır gösteremeyip durumunda değişiklik olduğunda ise yalancılığın ortaya çıkar, ilk iddiaların çürür.
       
      Adamın biri Allah Rasûlü'ne gelir ve:
      Ya Rasûlallah ben gerçekten seni seviyorum der. Bunun üzerine Rasûlullah bu şahsa:
      -" Öyle ise yoksulluk için bir örtü hazırla " buyurur. Yine bir başkası Allah Rasûlüne varır ve:
      Ya Rasûlallah, ben Allah Teâlâ'yı gerçekten seviyorum der.
       
      Efendimiz bu adama da şöyle der:
      -" Öyle ise belalar için bir örtü edin. "

      Allah ve peygamber sevgisi fakirlik ve sıkıntılarla yanyanadır. Bundan ötürü salih kişilerden biri şöyle demişti: " Her­kes velilik davasında bulunmasın diye belâ ve musibetler veli­lere verilmiştir." Eğer böyle olmasaydı herkes Allah'ı sevdiğini söyler dururdu, bu bakımdan bela ve yoksulluğa sabır göster­mek bu sevginin bir belirtisi olarak ortaya konmuştur.
       
      Yakarış: "..Rabbimiz! Bize dünyada da, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru.(17)
       
       
      (17) el-Bakara, 201.
       
       
       
      Huzur Yayınları Abdulkadir Geylani Huzur Sohbetleri kitabını incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789758666874
      MarkaHuzur Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789758666874
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.