• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Kuranı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Sadeleştirilmiş

      Kuranı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Sadeleştirilmiş
      Görsel 1
      Fiyat:
      500,00 TL
      İndirimli Fiyat (%52,4) :
      238,00 TL
      Kazancınız 262,00 TL
      4.5 2
      238.00 www.goncakitap.com.tr
      59,50 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
             Stoktan Kargo
       
      Kitap               Kuranı Kerimin Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, Sadeleştirilmiş
      Yazar              Ömer Nasuhi Bilmen
      Yayınevi          Ravza Yayınları
      Tercüme          Prof. Dr. Sadreddin Gümüş, Prof. Dr. Muhsin Demirci
      Kağıt - Cilt       Ivory Kağıt, Ciltli, 8 cilt takım
      Sayfa - Ebat    3.473 sayfa, 17x24 cm.
      Yayın Yılı         2020,  Günümüz Türkçesi ile sadeleştirilmiş



      Ömer Nasuhi Bilmen Kuranı Kerim’in Türkçe Meali ve Tefsir kitabını incelemektesiniz.
      8 cilt  Ravza yayınları Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
                         ÖNSÖZ
       
      Yüce Allah'a hamd olsun. Onun seçkin peygamberi Hz. Muhammed'e, aile efra­dına ve değerli ashabına salât ve selâm olsun!
       
      Şüphesiz bu sözlerin en güzeli Allah kelâmı, yolların en doğrusu da Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yoludur. Yüce Allah, ezelî kelâmı olan Kur'ân-ı Kerim'i insanlığı hidâyete erdirmek, onu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak ve ona doğru yolu göster­mek için göndermiştir. Bütün çağlara hitap eder mahiyette evrensel bir kitap olan Kur'ân-ı Kerim, ondört asırdan beri insanlığın manevî, ahlâkî, hukukî, iktisadî, siyasî, sosyal ve benzeri diğer alanlardaki ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Kuşkusuz kıyamete kadar gelecek olan nesillerin ihtiyaçlarına da cevap verecektir. Yeter ki ona inansın ve gereğini yerine getirsinler.
       
      Müslümanlar, Kur'ân'la muhatap oldukları ilk günden itibaren onu anlamak, ge­reği ile amel etmek ve onu başkalarına tebliğ etmek için son derecede ciddi gayret göstermiş ve Kur'ân'a hizmeti en büyük cihad ve en makbul ibadet kabul etmişlerdir. Bu anlayışa sahip olan İslâm âlimleri, kendi yaşadıkları çağın ilim ve kültür verilerinden de yararlanarak toplumlarının ihtiyacını karşılamak üzere Allah'ın kitabını onu mura­dına uygun bir şekilde tefsir etmeye gayret göstermişlerdir. Böylece her asırda ge­rek rivayet ve gerekse dirayet metoduyla yazılmış birçok tefsir meydana gelmiştir. Ancak bu tefsirlerin büyük çoğunluğu Arapça olarak kaleme alındığı için, bunlardan faydalanabilmek hem Arap dilini iyi bilmeyi, hem de İslâmî ilimlerde belli bir seviye ka­zanmış olmayı gerekli kılmaktadır.
       
      Türk toplumunun Kur'ân'ı anlama ve gereği ile amel etme ihtiyacını göz önünde bulunduran Türk müfessirler, özellikle Cumhuriyetin başlangıcından itibaren tefsirle­rini Türkçe yazmayı tercih etmişlerdir. Ancak geçiş dönemi ilim adamları, Osmanlı medreselerinde yetişmiş oldukları için, eserlerini o günün Türkçesiyle yazmışlardır. Oysa Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilmiş olan harf ve dil inkılâbı, nesiller arası anlaşma vasıtası olan dilde birçok yenilik ve farklılık meydana getirmiştir. Bu da son­raki nesillerin, öncekilerin yazdıklarını anlamalarına bir engel teşkil etmiştir. Bu engeli ortadan kaldırmak için Cumhuriyet dönemi ilim adamları, daha önce yazılmış olan Arapça ve Osmanlıca eserleri hem latinize etmeye hem de yaşadıkları dönemin Türkçesine aktarmaya çalışmışlardır. Çağımız Türk müfessirlerinden olan ö. N. Bilmen de bu gayretli ilim adamlarından biridir.
       
      Ömer Nasuhi Bilmen, telif etmiş olduğu kıymetli eserleriyle İslâm ilim ve kültürünü, ger­çek mânâda, Cumhuriyet dönemine aktarmayı başarmıştır. Onun bu değerli eserlerin­den biri de tefsiridir. Ancak tefsirin meal kısmında oldukça açık ve arı bir Türkçe kul­lanmış olmakla birlikte, izah kısmında Arapça ve Farsça kelime ve terkipleri çok kul­landığı için günümüz insanı bu tefsiri okuyup anlamada güçlük çekmektedir. İşte biz, bu güçlüğü ortadan kaldırmak ve tefsirin insanımız tarafından anlaşılmasını sağlamak için onu günümüz Türkçesiyle sadeleştirdik.
       
      Türk, Arap ve Fars edebiyatlarına hakim olan Ö. Nasuhi Bilmen, tefsir ve İslâm hu­kuku ilim ve kültürüne de sahipti. Bu özelliklerini tefsirine de yansıtmış ve onu edibâne bir üslûp ile muhtasar bir şekilde kaleme almıştır. Tefsirinde öteden beri uygulanmakta olan bir rivayet ve dirayet metodlarını birlikte kullanmıştır.
       
      Vurgulanması gereken bir diğer husus da şudur ki Ö. N. Bilmen, yaşadığı zühd hayatını tefsirine de yansıtmış ve onu son derecede edepli bir üslûp ile yazmıştır. İfadelerinde, Hz. Peygamber'e, sahabe, tabiîn ve kendisinden önceki bütün ilim adamı ve tefsircilere karşı derin bir saygı göstermiş, ilim adamlarını tenkitlerinde dahi bu davranışını daima muhafaza etmiştir.
       
      Kur'ân-ı Kerim'e yapmış olduğu bu değerli hizmetinden dolayı Ö. N. Bilmen'i minnet ve şükranla anarken, kendisine Allah'tan rahmet ve mağfiret diler, bu müte-vazi hizmetimizin kabulünü ve okuyuculara faydalı olmasını Cenâb-ı Hak'tan niyaz ederiz.
       
      Sadeleştirenler
       
      Doç. Dr. Sadreddin Gümüş
      M. Ü. İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğr. Üyesi
      Y. Doç. Dr. Muhsin Demirci M. Ü. İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğr. Üyesi

       

              ÖNSÖZ
       
      Bilinen bir gerçektir ki, Kur'ân-ı Kerîm bütün insanlık âlemini hidâyet nurları içinde bırakacak bir semavî kitaptır, bir ilâhi kitaptır. Onun kutsal âyetleri binlerce ha­kikatleri kapsar, bütün akıl sahiplerini irşada, aydınlatmaya kâfidir. Elverir ki, o yüce ki­tabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri canü gönülden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun.
       
      Evet: Kur'an-ı Kerîm, bütün insanlığın bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lâfızları da, mânaları da ilâhidir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları bir birlik, bir kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerîm'in aslını, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi korumaya çalışmak, içerdiği bütün mânalara tü­müyle uymak, bütün insanlık için en kutsal, en fâideli bir vazifedir.
       
      Kur'an-ı Kerîm'in beyanları, hükümleri bütün insanlığa yönelik ise de bunları laikıyla ilmî bir çerçevede güzelce anlayıp kavramaya herkesin gücü yetmez. İsterse arap lisanını iyice bilsin. Böyle bir kudret ve özelliğe sahip olabilmek için senelerce dinî ilimler ile uğraşarak beceri ve üstünlük kazanmış olmak lâzımdır.
       
      İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslâm âlimleri, Kur'an-ı Kerîm'in yüksek haki­katlerini, bütün hükümlerini yine arapça lisanıyla ve diğer muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslâmiyet âlemine pek kıymetli eserler hediye etmişlerdir.
       
      "Tebakâtul müfessirin" adındaki eserimizde de acizane yazmış olduğumuz gibi asrı saadetten beri ondört asır içinde birçok müfessir ortaya çıkmış, her biri güzel bir niyetle Ashab'ın Kelâmına hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsirler ve birer Kur'an mealinden ibaret olan tercümeler, kütüpha­neleri süsleyip durmuştur.
       
      Şüphe yok ki, Kur'an-ı Kerîm ilâhi bir kitap ve mucizedir, onun mübarek lafızları da, mânaları da yücedir. İlâhi vahye dayanmaktadır. Ve bütün İslâm dünyasına, in­sanlık alemine aynı şekilde hitap etmektedir. Ve bütün insanlar onu aynı şekilde tak­dis etmek ve korumakla görevli bulunmaktadırlar.
       
      Kur'an-ı Kerîm, öyle bir edebiyat mucizesidir ki onun yüksek mânalarını bütün hikmetlerini ve işaretlerini başka lisânlar ile tamamen ifâde edebilmek imkânsızdır. Bu hususta bütün din âlimlerinin, bütün müslüman ediplerin ittifakları vardır.
       
      Zaten Kur'an-ı Kerîm, bir kavme değil bütün İslâm milletlerine mahsus olmak üzere bir dinî lisan ile nazil olmuş, bunun bu kutsî varlığı muhtelif ırklar, kavimler arasında İslâm birliğini, din kardeşliğini tesis etmeye vesîle bulunmuştur.
       
      Binaenaleyh ibâdet ve itaat hususunda bütün müslümanların Kur'an-ı Kerîme dört elle sarılmaları, onun yüksek ve her bakımdan fayda ve hikmete uygun olan emirlerine, yasaklarına uymaları kendilerinin selâmet ve saadetleri icabıdır. Herhangi bir ırkın, her hangi bir cemaatın arzusu ile bu dini vazifeye aykırı harekete kimsenin yetkisi yoktur. Aksi takdirde İslâm birliği bozulur, din kardeşliği yok olmaya yüz tutar, bundan İslâm milletinin düşmanları istifade etmek ister.
       
      Şunu da arz ederim ki: Kur'an-ı Kerîm'in bütün hükümlerini, beyanlarını güzelce anlayabilmek bütün müslümanların fertleri için mümkün değildir. Araplar dahi Kur'an lisanını bildikleri halde herbiri onun bütün yüce hükümlerini lâikıyla anlamak kudretine sahip değildirler. Bu bir ihtisas meselesidir. Bu hususta mütehassıs zatların, din âlim­lerinin bildirmelerine, irşatlarına ihtiyaç vardır.
       
      Meselâ: Kur'an-ı Kerîm'in bir kısım hükümleri itikatlara, ibâdetlere, ahlâka, mu­amelata, eski kavimlerin ibret dolu tarihî hallerine aittir. İslâm âlimleri ise bunlara dâir çeşitli dillerde birçok kitap yazmışlar, bunları İslâm âlemine birer feyz ve bilgi vasıtası olmak üzere ithaf etmişlerdir.
       
      Artık her müslüman kendi kabiliyeti nisbetinde bunlardan istifâde edebilir.
       
      Maamafih islâm âlimleri, Kur'an-ı Kerîm'in yüksek mealini de muhtelif lisanlara mümkün mertebe tercüme etmiş bulunmaktadırlar.
       
      Bir mucize olan Kur'an-ı Kerîm'in tercümeleri esasen iki kısma ayrılır. Bir kısmı "harfi tercüme"dir ki bu, Kur'an-ı Kerîm'i olduğu gibi aynen ve harfiyyen tercüme et­mektir. Fakat böyle bir tercüme mümkün değildir. Çünkü her lisanın kendine mahsus incelikleri, nükteleri, işaretleri vardır. Bundan dolayıdır ki insanların eserleri bile başka dillere tercüme edilince aslı tamamiyle muhafaza edilmiş olamıyor. Artık binlerce haki­katleri, işaretleri, mecazları ve nükteleri kapsayan mucize Kur'an'ın aynen tercümesi nasıl mümkün olabilir? Bu tercümeye nasıl Kur'an hükmü verilebilir? Bu olsa olsa muhtasar bir mealden ibaret bulunmuş olur. Eğer böyle bir tercüme bir takım hataları içerirse okunması bile caiz olamaz. Mütercimi için de mânevi mesuliyeti gerektirir.
       
      İkinci kısım tercümeye gelince buna da "Tefsiri tercüme" adı verilmiştir. Selâhiyetli olan zatların bu kabil tercümeleri meydana getirmeleri caiz ve faydalıdır. Nitekim böyle bir kısım tercümeler, tefsirler öteden beri yazılmış ve telif edilegelmiştir. Müslümanlar bu gibi genişçe yazılmış tercümeleri okuyarak faydalanabilirler. Şu da bi­linen bir gerçektir ki bu tercümeler ile Kur'an-ı Kerîm'in hükümlerini, hakikatlerini mümkün mertebe anlatabilmek için bunlarda bir kısım açıklamalar yapmak, şerh ve izah kabilinden bazı beyanalarda bulunmak mecburiyeti vardır. Artık, bu tercümeler de, tefsirler de Kur'an-ı Kerîm'in kendisine denk olamaz. Ebedî bir mucize olan Kur'an-ı Kerîm'in hükmünü taşıyamaz. Bu tercümeler ile de namaz gibi ibâdetleri ifa etmek meşru görülemez. Belki bunların mütaleasından istifade edilir, bunların okunması da sevaba vesile olur.
       
       
      Şunu da arz edilimki, Allahu Teâla hazretleri Kur'an-ı Kerîm'i okumak, ezberleme ve korumak için fevkalâde bir kolaylık vermiştir. Bin üçyüz küsur seneden beri muhtelif İslâm ırkları arasında binlerce, milyonlarca zatlar Kur'an-ı Kerîm'in okumasını kolaylıkla öğrenmiş birçok sureler ile hafızalarını tezyin etmiş ve aralarında nice binlerce kıymetli hafızlar yetişmiş ve yetişmekte bulunmuştur. Bu da Kur'an-ı Kerîm'i; bir ebedi mucize olduğuna ve bütün müslümanlar arasında müşterek, ilâhi vahye de yanan mukaddes bir kitap bulunduğuna bir delildir ki hiç bir şey bunun yerine geçemez.
       
      Kendi adıma tefsir ve tercüme yazacak bir güce sahip olmadığımı itiraf ederim. Ancak birçok din kardeşlerimizin arzularına binaen Kur'an-ı Kerîm'in yüce mealine ve özet olarak izahına dâir bu eseri, birçok yetkili âlimlerimizin tefsirlerinden istifâde etmek üzere yazmaya cüret eyledim. Bu tefsirlerin bir kısmı şunlardır:
       
      1 Beydavi Tefsiri  Müellifi Abdullah Beyzavi'dir.
      2 Tefsiri kebir  Müellifi Fahrüddin Muhammed Razi'dir
      3 Ebu suud tefsiri Müellifi Ebussuud Efendidir..
      4 Ruhul Beyan Tefsir Müellifi Şeyh İsmail Hakkı merhumdur.
      5 Tefsiri Hatip Şerbini  Müellifi Şeyh Hatibi Şerbinî'dir.
      7 Hazin Tefsiri Müellifi Hazin diye maruf olan İbrahim Bağ dadi'dir.
        Şeyh Nimetullahı Nehcuvani Tefsiri  Müellifi Şeyh Nimetullahı Nehcuvani'dir.
      8 Gazi Ebubekri Arabi  Tefsiri  Müellifi Gazi Ebubekri Arabi'dir.
      10

      11
       
      Aliyyül Mehayimi  Tefsiri

      Muhammet  Mahmudu Hicazi  Tefsiri 
       Müellifi Aliyyül Mehayimî merhumdur.
       
      Müellifi Muhammed Mahmudu Hicazi'dir.
       
       
      İşte bu gibi makbul meşhur kitaplardan istifâde ederek âcizane yazmakta olduğum bu eserimdeki kusurlanmın affını rahim ve kerim olan yüce Rabbimizden niyaz ederim.
        

      Başarı Allah'tandır.
       
        
       
       
      8 cilt Ravza yayınları ömer nasuhi bilmen kuranı kerim’in türkçe meali ve tefsir seti ni incele diniz. 
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786257980067
      MarkaRavza Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786257980067
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.