• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Meyve Risalesi

      Meyve Risalesi
      Meyve Risalesi
      Meyve Risalesi
      Meyve Risalesi
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Fiyat:
      4,00 TL
      İndirimli Fiyat (%40) :
      2,40 TL
      Kazancınız 1,60 TL
      2.40 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo
        Stoktan Kargo

      Kitap              Meyve Risalesi, Cep Boy  
      Yazar             Bediüzzaman Said Nursi
      Yayınevi         RNK Neşriyat
      Etiket Fiyatı    4 TL 
      Kağıt  Cilt       2.Hamur kağıt -  Karton  Cilt
      Sayfa  Ebat    166 sayfa - 8x14 cm - Cep boy
      Yayın Yılı        2015
      ISBN               9786059699129
       
      Bediüzzaman Said Nursi RNK Neşriyat Meyve Risalesi kitabı nı incelemektesiniz.
      Üstad Bediüzzaman Meyve Risalesi Risalesi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       

      Herkesin, iman mukabilinde bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile müzeyyen ve bâki ve daimi bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor.


      Âyetinin ihbarı ve sırrıyla, Yusuf Aleyhisselâm mahpusların piridir ve hapishane bir nev'i Medrese-i Yusufiye olur. Madem Risale-i Nur şakirdleri, iki defadır çoklukla bu medrese­ye giriyorlar; elbette Risale-i Nur'un hapse temas ve isbat ettiği bir kısım mes'elelerinin kısacık hülâsalarını, bu terbiye için açılan dershanede okumak ve okutmakla tam terbiye almak lâzım geliyor. İşte o hülâsa­lardan, beş altı tanesini beyan edi­yoruz.
       
      BİRİNCİSİ

      Dördüncü Söz'de izahı bulunan, her gün yirmidört saat sermaye-i hayatı Hâlık'ımız bize ihsan ediyor; tâ ki, iki ha­yatımıza lâzım şeyler o sermaye ile alın­sın. Biz kısacık hayat-ı dünyeviyeye yirmiüç saati sarfedip, beş farz namaza kâfi gelen bir saati, pek çok uzun olan hayat-ı uhreviyemize sarfetmezsek; ne kadar hi-lâf-ı akıl bir hata ve o hatanın cezası ola­rak hem kalbî, hem ruhî sıkıntıları çek­mek ve o sıkıntılar yüzünden ahlâkını bozmak ve meyûsane hayatını geçirmek sebebiyle, değil terbiye almak, belki terbi­yenin aksine gitmekle ne derece hasâret ederiz, kıyâs edilsin.

      Eğer, bir saati beş farz namaza sarfet-sek; o halde hapis ve musibet müddetinin her bir saati, bazen bir gün ibadet ve fâni bir saati, bâki saatler hükmüne geçebil­mesi ve kalbî ve ruhî meyusiyet ve sıkın­tıların kısmen zevâl bulması ve hapse se­bebiyet veren hatalara keffâreten affet­tirmesi ve hapsin hikmeti olan terbiyeyi alması ne derece kârlı bir imtihan, bir ders ve musibet arkadaşlarıyla tesellidârâne bir hoş sohbet olduğu düşünülsün...

      Dördüncü Söz'de denildiği gibi; bin lira ikramiye kazancı için, bin adam işti­rak etmiş bir piyango kumarına yirmidört lirasından beş on lirayı veren ve yirmi-dörtten birisini ebedî bir mücevherât hazinesinin biletine vermeyen -halbuki dünyevî piyangoda o bin lirayı kazanmak ihtimali binden birdir, çünkü bin hissedar daha var- ve uhrevî mukadderât-ı beşer piyangosunda, hüsn-ü hâtimeye mazhar ehl-i îman için kazanç ihtimali binden dokuzyüz doksandokuz olduğuna yüzyirmi dört bin enbiyanın ona dair ihbarını keşf ile tasdik eden evliyâdan ve asfiyadan hadd ü hesaba gelmez sâdık muhbir­ler haber verdikleri halde, evvelki piyan­goya koşmak, ikincisinden kaçmak; ne derece maslahata muhâlif düşer mukaye­se edilsin.

      Bu mes'elede hapishane müdürleri ve sergardiyanları ve belki memleketin idare müdebbirleri ve âsâyiş muhafızları Risale-i Nur'un bu dersinden memnun olmaları gerektir. Çünkü bin mütedeyyin ve Ce­hennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibatı on namazsız ve itikadsız, yalnız dünyevî hapsi düşü­nen ve haram helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu çok tecrübelerle görülmüş.


         İKİNCİ MES'ELENİN HÜLÂSASI

      Risale-i Nur'dan Gençlik Rehberi'nin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar kat'î ve zâhirdir ki; bugünün gecesi ve bu gü­zün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gele­cek. Bu hapishane nasılki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için muvakkat bir misafirhanedir; öyle de, bu zemin yüzü dahi, acele hareket eden kafilelerin yolla­rında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Her bir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan zi­yâde bir istediği var. İşte bu dehşetli ha­kikatin muammasını Risale-i Nur hâl ve keşfetmiş. Bir kısacık hülâsası şudur:

      Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel cel­ladının elinden ve kabir haps-i münferi­dinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve her şeyin fevkinde bir en­dişesi, bir mes'elesidir. Evet çaresi var ve Risale-i Nur, Kur'ân'ın sırrıyla o ça­reyi "iki kerre iki dört eder" derecesin­de kat'î isbat etmiş. Kısacık hülâsası şu­dur ki:
      Ölüm ya îdam-ı ebedîdir; hem o insa­nı, hem bütün ahbabını ve akaribini asa­cak bir darağacıdır. Veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve îman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tez­keresidir. Ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferit ve dipsiz bir kuyudur. Ve­yahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nurani bir ziyafetgâh ve bağistana açılan bir kapıdır. Bu hakikati "Gençlik Rehberi" bir temsil ile isbat etmiş.

      Meselâ; bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet bü­yük ve umum dünya iştirak etmiş bir pi­yango dairesi kurulmuş. Biz bu hapisteki beşyüz kişi, her halde hiç müstesnası yok ve kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar: Ya "Gel îdam ilânını al, darağacına çık!" veya "Dâimî haps-i münferit puslasını tut, bu açık kapıya gir!" veyahut "Sana müjde! Milyonlar altın bileti sana çıkmış, gel al!" diye her tarafta ilânatlar yapılıyor. Biz de gözümüzle görüyoruz ki, birbiri arkasında o darağaçlarına çıkıyorlar. Bir kısmın asıl­dıklarını müşâhede ediyoruz. Bir kısmı da, darağaçlarını basamak yapıp o duva­rın arkasındaki piyango dairesine girdik­lerini, orada büyük ve ciddî memurların kat'î haberleri ile görür gibi bildiğimiz bir sırada, bu hapishanemize iki heyet girdi.

      Bir kafile ellerinde çalgılar, şaraplar, zahirde gayet tatlı helvalar baklavalar var Bizlere yedirmeye çalıştılar. Fakat o tatlılar zehirlidir. İnsî şeytanlar içine zehir atmışlar.

      İkinci cemaat ve heyet, ellerinde terbiyenâmeler ve helâl yemekler ve mü­barek şerbetler var. Bize hediye veriyorlar ve bilittifak beraber, pek ciddî ve kat'î di­yorlar ki:

      "Eğer o evvelki heyetin sizi tecrübe için verilen hediyelerini alsanız, yeseniz; bu gözümüz önündeki şu darağaçlarda başka gördükleriniz gibi asılacaksınız. Eğer bizim bu memleket Hâkim'inin fermânıyla getirdiğimiz hediyeleri evvelkinin yerine kabul edip ve terbiyenamelerdeki duaları ve evradları okusanız, o asılmak­tan kurtulacaksınız. O piyango dairesinde ihsan-ı şahâne olarak her biriniz milyon altın biletini alacağınızı, görür gibi ve gün­düz gibi inanınız. Eğer o haram ve şüphe­li ve zehirli tatlıları yeseniz, asılmağa git­tiğiniz zamana kadar dahi o zehirin sancı­sını çekeceğinizi, bu fermânlar ve bizler müttefikan size kat'î haber veriyoruz." diyorlar.

      İşte bu temsil gibi, her vakit gördüğü­müz ecel darağacının arkasında mukad­derât-ı nev'-i beşer piyangosundan ehl-i îman ve taât için -hüsn-ü hatime şartıy­la- ebedî ve tükenmez bir hazinenin bileti çıkacağını; yüzde yüz ihtimal ile sefahet ve haram ve itikadsızlık ve fıskta devam edenler -tövbe etmemek şartıyla- ya îdam-ı ebedî (âhirete inanmayanlara) veya daimî ve karanlık haps-i münferit (bekâ-i ruha inanan ve sefahette giden­lere) ve şekâvet-i ebediye ilâmını alacak­larını yüzde doksandokuz ihtimal ile kat'î haber veren, başta ellerinde nişâne-i tas­dik olan hadsiz mucizeler bulunan yüz-yirmidört bin peygamberler ve onların verdikleri haberlerin izlerini ve -sinema­da gibi- gölgelerini, keşf ile, zevk ile gö­rüp tasdik ederek imza basan yüzyirmi-dört milyondan ziyade evliyâlar (kadde-sallahü esrârehüm) ve o iki kısım meşâ-hir-i insaniyenin haberlerini aklen kat'î bürhanlarla ve kuvvetli hüccetlerle -fik­ren ve mantıkan- yakînî bir surette isbat ederek tasdik edip imza basan milyarlar gelen geçen muhakkikler(*), müçtehid-ler ve sıddıkînler; bil'icma, mütevatiren nev'-i insanın güneşleri, kamerleri, yıldız-

      (*): O muhakkiklerden tek birisi Risale-i Nur'dur. Yirmi senedir en muannit feylesofları ve mütemerrit zındıkları susturan eczaları mey­dandadır. Herkes okuyabilir ve kimse itiraz etmez...
       
      ları olan bu üç cemaat-ı azîme ve bu üç taife-i ehl-i hakikat ve beşerin kudsî ku­mandanları olan bu üç büyük ve âlî he­yetlerin fermânları ile verdikleri haberle­ri dinlemeyen ve saadet-i ebediyeye gi­den, onların gösterdikleri yol olan sırât-ı müstakimde gitmeyenler, yüzde doksan-dokuz dehşetli tehlike ihtimalini nazara almayan ve bir tek muhbirin bir yolda "tehlike var" demesiyle o yolu bırakan, başka uzun yolda hareket eden bir adam, elbette ve elbette vaziyeti şudur ki:

      İki yolun -hadsiz muhbirlerin kat'î ih­barları ile- en kısa ve kolayı ve yüzde yüz Cennet ve saadet-i ebediyeyi kazandıranı bırakıp en dağdağalı ve uzun ve sıkıntılı ve yüzde doksandokuz cehennem hapsini ve şekâvet-i daimeyi netice veren yolunu ihtiyar ettiği halde, dünyada iki yolun, bir tek muhbirin yalan olabilir haberiyle yüzde bir tek ihtimal tehlike ve bir ay ha­pis imkânı bulunan kısa yolu bırakıp, menfaatsiz -yalnız zararsız olduğu için-uzun yolu ihtiyar eden bedbaht, sarhoş divaneler gibi dehşetli ve uzakta görünen ve ona musallat olan ejderhalara ehem­miyet vermez, sineklerle uğraşıyor, yalnız onlara ehemmiyet verir derecede aklını, kalbini, ruhunu, insaniyetini kaybetmiş olunur.

      Madem hakikat-ı hal budur., biz mah­puslar, bu hapis musibetinden intikamı­mızı tam almak için o mübarek ikinci he­yetin hediyelerini kabul etmeliyiz. Yani, nasılki bir dakika intikam lezzeti ve birkaç dakika veya bir iki saat sefahet lezzetleriy­le bu musibet; bizi onbeş ve beş ve on ve iki üç sene bu hapse soktu, dünyamızı bi­ze zindan eyledi. Biz dahi bu musibetin rağmına ve inadına, bir iki saat müddet-i hapsi bir iki gün ibadete ve iki üç sene ce­zamızı -mübarek kafilenin hediyeleriyle-yirmi otuz sene bâki bir ömre ve on ve yirmi sene hapiste cezamızı milyonlar se­ne cehennem hapsinden affımıza vesile edip fâni dünyamızın ağlamasına muka­bil, bâki hayatımızı güldürerek bu musibetten tam intikamımızı almalıyız. Hapishaneyi terbiyehane gösterip vatanı­mıza ve milletimize birer terbiyeli, em­niyetli, menfaatli adam olmağa çalış­malıyız. Ve hapishane memurları ve mü­dürleri ve müdebbirleri dahi, câni ve eşkiya ve serseri ve katil ve sefahetçi ve vata­na muzır zannettikleri adamları, bir mü­barek dershanede çalışan talebeler gör­sünler ve müftehirâne Allah'a şükret­sinler.





      Bediüzzaman Said Nursi Meyve Risalesi kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786059699129
      MarkaRNK Neşriyat
      Stok DurumuVar
      9786059699129
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.