• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG ve PTT kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü

      Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü
      Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü
      Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Fiyat:
      140,00 TL
      İndirimli Fiyat (%35,7) :
      90,00 TL
      Kazancınız 50,00 TL
      5.0 2
      90.00 www.goncakitap.com.tr
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      2 Karton Ciltli, 2.Hamur , 1.184 Sayfa
      130,00 TL
      KDV Dahil 76,00 TL
      %41,5
      Ciltli, 1.Hamur, 986 Sayfa
      120,00 TL
      KDV Dahil 72,00 TL
      %40
      4 Cilt, 1.Hamur , 1.763 Sayfa
      300,00 TL
      KDV Dahil 155,00 TL
      %48,3

      Kitap             Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü
      Yazar            Rağıb el Isfahani
      Tercüme       Yusuf Türker
      Yayınevi        Pınar Yayınları
      Kağıt Cilt      Sarı şamua  - Lüks Kalın cilt
      Sayfa Ebat   1.650 sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı      2018 Son Baskı

       
       
      Pınar yayınları, Rağıb el-Isfahani tarafından yazılan Müfredat Kuran Kavramları Sözlüğü adlı kitabı incelemektesiniz.
      Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla  oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku , Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

        
           MÜFREDAT KURAN KAVRAMLARI SÖZLÜĞÜ
               müfredat  kuran kavramları sözlüğü
       
      "Hünerli bir bilgin, kusursuz bir muhakkik" olarak tanınan Râğıb el-İsfahani, Müfredât'ın-da zengin bir bilgi birikimine işaret eden üst düzey bir yol takip etmiştir. Müellifin bir kelimede önce kelimenin gerçek anlamını, sonra ondan türeyen anlamları, daha sonra ilgili kelimenin mecazî anlamlarını zikrettiğini ve onun gerçek anlamla ne kadar irtibatlı olduğunu açıkladığını görmekteyiz. Bu da ancak dili bütünüyle anlayan, onun derinliklerini kavrayan birisinin güç yetirebileceği bir iştir.

      İslâmî ilim ve kültür hayatının temel taşlarından Müfredâtta, yirmi sekiz harf altında. Kur'an'da yer alan kelimeler kökleri, ilk anlamları, deyim olarak kullanılışları, ayetlerdeki karşılıkları ve yerleriyle birlikte verilmiştir. El-İsfahani, bunlarla ilgili olarak evvela Kur'an'dan, sonra hadislerden ardından da Arapların şiirlerinden ve sözlerinden örnekler zikreder. Müellifin Kur'an'ı, daha çok Kur'an'la, sonra sahabenin ve tabiinin sözleriyle tefsir ettiğini sonra da hükemanın şeriata uyan görüşlerini zikrettiğini de kaydetmek gerekir.

      Râğıb el-İsfahani ve eserleri başlığı altında kapsamlı bir incelemenin de yer aldığı Müfredat, alanında önemli bir boşluğu doldurduğu kadar. Kur'anî dil ve kültürün zenginleşmesi, yaygınlaşması açısından da büyük bir değere sahip bulunmaktadır. Eserin tercümesi yapılırken Müfredat ve çeşitli yazma ve baskı nüshaları da incelenmiştir. Bu sayede kelimelerle ilgili hatalar, bazı nüshalardaki ilaveler, genel okuma ve ifade yanlışları tespit edilmiş mümkün olabildiğince hatasız bir Müfredatın ortaya çıkması sağlanmıştır. Râğıb el-İsfahani'nin çağlar ötesinden bugünü aydınlatan ve zamanın eskitemediği Müfredat adlı kıymetli eseri, titiz tercümesi, dipnotları ve tetkikleriyle Kur'an okuyacakların başucunda bulundurmaları gereken bir kılavuzdur.

            MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ

      Rabbimiz, hamdlerin en güzeline layık olan Sensin. Bizleri kendine kul eyle-din. Senaların en güzeline layık olan Sensin. Bizleri habîbine, en sevgili resûlüne Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ümmet eyledin. Salâtların, selâmların en güzeli ona, onun güzide ailesine ve ashâbına olsun.

      Beşerin babası Hz. Âdem'den peygamberimiz Hz. Muhammed'e kadar insanlık tarihi boyunca toplumlar her doğru yoldan sapıp ayrıldığında Yüce Rabbimiz on­ları bu inhiraflarından döndürmek için elçiler göndermiştir. Bütün elçilerin gönde­riliş nedeni de toplumlarda yaşanan belirli bozulmalardır. İnsanlık tarihi boyunca binlerce elçinin gönderilmiş olması, genelde toplumlarda özelde de bireylerde bu­lunan bozulma eğiliminin de bir göstergesidir.

      Bu bozulmanın en fazla yaşandığı dönemlerden birinde de Allah Resulü (s.a.v.) gönderilmiştir. Allah Resulünün (s.a.v.) en önemli özelliklerinden biri son peygam­ber olması ve tek bir topluma değil bütün insanlığa gönderilmiş olmasıdır. Haya­tını Yüce Allah'ın buyruğu Kur'ân'ı anlatarak ve yaşayarak geçirmiştir. Onu kendi hayatının merkezi yaptığı gibi geride de Kur'ân'ı hayatlarının merkezine alan, her an Kur'ân'a başvurup ona göre hayatlarını, düşünce dünyalarını şekillendiren bir nesil bırakmıştır.

      Rabbimiz müslüman bir fertten, hayatını Kur'ân'a ve onu yaşayan, açıklayan ve anlatan sünnete uygun olarak geçirmesini ve bunun yollarını aramasını istemiş­tir. Bu emir doğrultusunda müslümanlar Hz. Peygamberin yaşadığı dönemden baş­layarak Kur'ân'ı anlama ve hayatlarına aksettirme çabası içine girmişlerdir. Kur'ân, belirli bir zaman dilimi içerisinde belirli bir topluma inmiş ve onların zihinlerinde var olan sözcüklere, kavramlara belirli bir anlam dünyasını yansıtacak çeşidi an­lamlar yüklemiştir.1 Bu anlamlardan haberdar olmayan kimi sahabiler Allah Resu­lüne sorarak bu bilgileri edinmişler, kimi yerde Yüce Allah'ın kimi yerde de Allah Resulünün müdâhaleleriyle eksikleri, hataları düzeltilmiştir.

      1 Bu hususta İbn Fâris'in es-Sdfıiin'deki görüşlerine bakılabilir. Bkz. s. 78-81.
       
      Kur'ân'ı anlama ve yaşama çabası Allah Resulünün vefatından sonra artarak devam etmiş ve zaman ilerledikçe, mekanlar genişledikçe, kültürler farklılaştıkça buna ihtiyaç çok daha fazla hale gelmiştir. Bunu gören ilim adamları Kur'ânın en doğru bir şekilde anlaşılmasına yönelik çok büyük gayretler göstermişler, bir bö­lümü Kur'ân'ın anlaşılmasına yönelik tefsir ilimleri üzerinde yoğunlaşıp bu çerçe­vede binlerce kitap kaleme alırken bir bölümü Kur'ân'ın yaşama aktarılmış halini ifade eden sünnetin zihinlerde unutulup kaybolmasına, yanlış fikirlerin bu kanal üzerinden müslümanların düşünce dünyalarına ve hayatlarına girmemesine yöne­lik olarak ülke ülke dolaşmış bütün ömürlerini buna vermiştir. Özede İslami ilim­ler dediğimiz ilimler Kur'ân'ın doğru bir şekilde anlaşılmasına ve hayata aktarılmasına yönelik olarak doğmuştur.

      İşte bu noktada Râgıb el-İsfehânî'nin de buna yönelik yani Kur'ân'ın anlaşılma­sına yönelik el-Mufredâtı kaleme aldığını görmekteyiz. Müellifin kendi önsözünde ifade ettiği gibi eserin yazımında iki temel amaç bulunmaktadır. Birincisi Kur'ân'ı anlamaya yönelik geliştirilmiş Kur'ân ilimlerinin en temeline yerleştirdiği ve öğre­nilmesinin olmazsa olmaz denilecek kadar gerekli olduğu tek tek Kur'ân lafızları­nın anlam dünyaları üzerinde duran bir ilme ait bir eser kaleme almak ve Kur'ân'ı anlama çabası içine girmiş olacakların elinde bu ihtiyaçlarını görecek, Kur'ân lafızlarının anlamlanın bütün boyutlarıyla önlerine serecek bir eserin olması. Zira kendi ifadesiyle Kur'ân'ın genel anlam dünyasının doğru biçimde anlaşılması da bu tek tek lafızlara bağlıdır. İkincisi de Kur'ân'ın nazil olduğu dönemle yaşadığı dönem arasında yaklaşık dört asrın geçmiş olup bu zaman dilimi içinde artık sözcüklerin anlam farklarının kaybolup gitmeye başlaması ve kimi tefsir yazarlarının Kur'ân'ın anlamlarını veriyoruz diyerek birbirinden farklı anlam dünyalarına ait, Kur'ân'da farklı çağrışımlardan harekede söylenmiş sözcüklerin, ifadelerin kendilerine özgü anlam dünyalarının farkında olmayıp ya da bilgisine sahip olmayıp tefsir adı al­tında onlara anlam vermeleridir. Zira ona göre eşanlamlı görünen sözcüklerin bile kendine ait farklı yönleri vardır ve bunlar anlaşılmadan Kur'ân anlaşılmış olamaz ve bunlar anlatılmadan Kur'ân açıklanmış, tefsir edilmiş olamaz.

      Müellif, önsözünde ikinci hususta ayrı bir eser kaleme alacağını söylemiştir. Fakat elimize böyle bir eser ulaşmamıştır. Fakat bu çerçevedeki uygulamalarını el-Mufredât'ın her yerinde görmemiz mümkündür. Eser bu yönüyle eşsizdir. Zira Kur'ân'ın indiği dönemde Arap toplumunun bildiği bu ayırımlar yüzyıllar içeri­sinde unutulmaya başlanmış hangi sözcüğün hangi anlam dünyasından hangi dü­şünceyle Kur'ân'a alındığı noktasında bilgiler zayıflamaya başlamıştır. Bunu gören Râgıb el İsfehânî el Mufredat'la bir anlamda bu durumun önüne geçmek istemiştir.

      Bizler de el-Mufredât gibi bir esere yazıldığı dönemlerden çok daha fazla ihti­yaç duymaktayız. Bir taraftan Kur'ân'a müracaat etmemiz, onu anlayıp yaşama ak­tarmamız gerekirken diğer taraftan Kur'ân'a ulaşmamızı engelleyen on dört asırlık bir zaman dilimi, bu zamanın getirdiği birçok konudaki değişim ve dönüşüm, farklı bir dile mensup olmamız, farklı bir kültür sahibi olmamız vs. bizleri Kur'ân'ı ilk dönem nesillerin anladığı şekilde anlamaktan uzaklaştırmakta ve sözler bağlarını yitirdikçe Kur'ân yönlendirici olmaktan çıkıp fertlerin kendi görüşlerinin, düşünce dünyalarının yön verdiği, çağlar üstü değil çağlara göre şekillenen vs. bir kitap ha­lini almaktadır. Bu noktada bizim yapmamız gereken iş Kur'ân'ı ilk muhatapları­nın anladığı şekilde anlama çabası içerisine girmektir. Bu yöndeki her türlü çaba bizleri Kur'ân'a daha fazla yaklaştıracaktır. el-Mufredât'ın bu yönde çok önemli bir boşluğu doldurabileceği kanaatindeyiz. Bizleri en azından Kur'ân sözcükleriyle il­gili son yüzyılda yaşadığımız anlam sarhoşluğundan kurtaracaktır.

      Eserle ilgili çalışmalarımız yaklaşık iki yıl önce başladı. Bu süre zarfında her türlü renk cümbüşünün, bitkinin, hayvanın, yemişin, mücevheratın bulunduğu bir bahçede gezindik durduk. Rabbimize hamd-ü senalar olsun ki bizleri bu günlere ulaştırıp bu satırları yazma imkânını bahşetti. Çalışmamızda bu bahçeyi her türlü detayıyla okuyucuya aksettirmeye çalıştık. Eser üzerinde çalışırken üzüntüyle ka­rışık bir kaygıyı içimize yerleştiren bir eserle karşılaştık. El değmemiş bir bahçeyle değil bin yıla yakın ömründe zamanın bilinmez ellerinin müdâhalelerinin yıprat­tığı, rengini, şeklini değiştirdiği bir bahçeyle karşılaştık. Bizden önce çalışma yap­mış olanların eser üzerinde, yüzyılların biriktirdiği tozlarla, bilinmez ellerden çı­kan tahrifatlarla karşılaştığım ama eserin değerine, önemine layık bir şekilde bu tozlan kaldırma, tahrifatları düzeltme yoluna gitmediğini gördük. Değerine, öne­mine rağmen bu değerine, önemine uygun bir muamele görmediğine tanık olduk.

      Baskı nüshaları arasında temel aldığımız Safvân Adnân Dâvûdî'nin tahkikiyle yayınlanan Dimeşk-Beyrût baskısında 'tahkikli nüshada temel alınan yazma ve baskı nüshaları' kısmında, temel aldığı baskı nüshalarından bahsederken muhakkikin söylediği 'şunda maddeler eksik, şunda tahrif, hata had safhada, bunun âyetlerinde pek çok hata var, şu yazım yanlışlarıyla dolu vs.' sözleri çok ibretamizdir. Bu söz­lerinde zımnen itiraf ettiği gibi kendinden önceki baskı nüshaları ilmî bir tenkitli metin çalışması yapılarak ilim dünyasına sunulmamıştır.

      Diğer taraftan Adnân Dâvûdî'nin tahkikiyle yayınlanan baskı nüshasının ilk baskı nüshasında dördü yazma dördü baskı olmak üzere sekiz nüshanın temel alın­dığı söylenirken ikinci baskı nüshasında Zâhiriye yazma nüshasının bu nüshalar arasına eklenip eserin neredeyse hiçbir yerinde dipnot verilerek okuyucu bilgilen-dirilmeksizin, -muhtemelen tek bir nüsha yani son eklenen nüsha temel alınarak-eserin sonraki baskılarında -harekelerde ve ibarede değiştirme, sözcük, cümle ya da paragraf ekleme tarzında- tespit edebildiğimiz kadarıyla '844' civarında değişikliğe gidilmesi ve bunları kendi temel aldıkları baskı nüshalarıyla ve elimizde bulunan beş yazma nüshayla karşılaştırdığımızda bir bölümünün hata hatta tahrif denecek türden oynamalar olması, ayrıca eserin bu baskı nüshasında tespit edebildiğimiz yaklaşık 8515 kadar âyetten 3097 kadarının yazma nüshalarda olmaması, 500 ka­dar sözcüğün yazma nüshalarda ortaklaşa olarak baskı nüshalarından farklı bir şe­kilde geçişi ve yazma nüshalarda geçen sözcüklerin çoğunluğunun kaynaklarda yaptığımız karşılaştırmalarımızdan elde ettiğimiz ve bağlamdan çıkan sonuca göre doğru olması, baskı nüshalarında yazma nüshalarda bulunmayan yaklaşık 608 ka­dar ilavenin olması, cümle düzeyinde 234 kadar değişikliğin olması ve baskı nüs­halarında yer almayıp ifadeleri tamamlayıcı nitelikte olan 123 kadar ilave bölümün ayrıca yazma nüshalarda yer alması yüzünden bu bölümlerin baskı nüshalarında düşmüş olması ve bu zikrettiklerimizin doğurduğu vahim sonuçlar mütercim ola­rak bizi üzmüş ve derin kaygılara sevk etmiştir.[1]

      Bu noktada çalışmamıza devam ederken ayrıca, Adnân Dâvûdî'nin tahkikiyle yayınlanan baskı nüshalarının temel aldığı nüshalardan çok daha erken döneme ait üç yazma nüsha ve bu baskı nüshası üzerinde tenkidi metin çalışması yapıl­mış ve buna göre tercüme metnimiz şekillenmiştir.[2] Ayrıca eserin tercümesinde er­ken döneme ait 11 kadar temel sözlük kaynağı ve çeşitli tefsirler tercümeyle eşza­manlı olarak taranıp konuların farklı boyutları dipnotlarda gösterilmeye ve tarihi bir seyir içinde bilgi ağı gibi örülmüş iki alanla ilgili konular hakkında müellifin konumu tespit edilip bu noktada müellifin seçtiği sözcüklerle ve kendi seçeceği­miz sözcüklerle ilgili daha yerinde kararlar verilmeye çalışılmıştır. Tercümede iz­lediğimiz metotla ilgili ileride "el-Mufredât ve Tercümesi" başlığı altında daha ge­niş açıklamalar yapılacaktır.

      Eserin bu noktaya gelmesinde sabırlarıyla, destekleriyle beni ayakta tutan, ye­tişmemde her zaman desteklerini yanımda hissettiğim elleri öpülesi annem Esma TÜRKER'e ve babam Adem TÜRKER'e, eserin nüshalarını karşılaştırılmasında ve çeşidi boyutlarında birlikte çalıştığım kardeşim Sümeyye TÜRKER'e, übbi ter­minolojide içinden çıkamadığım noktalarda devamlı yardımlarıyla yanımda olan kardeşim Rukiye TÜRKER'e, tashihlerde yardımlarını esirgemeyen kardeşim Zeliha TÜRKER-(YAYLA)'ya, eserin bütün safhalarında moral kaynağım olan değerli dostum Fahri DEMİRCİ'ye, hadislerle ilgili terminolojide ve başka konularda de­vamlı beni aydınlatan, A.Ü. İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalında doktora ça­lışmasına devam eden değerli dostum Ferhat GÖKÇE'ye, başta hadis ilmine dair konular olmak üzere eserle ilgili çeşitli konularda kendisiyle müzakerelerde bu­lunduğum, eserin çeşitli bölümlerini okuyup değerli görüşlerini paylaşan sn. Sâlih ŞENGEZER'e, yaptığı keskin eleştirilerle belirli konularda bana yön veren sn. Suat KOCA ya, önemli kaynaklara ulaşmamı sağlayan, bilgisinden istifade ettiğim hocam Doç. Dr. Soner GÜNDÜZÖZ'e, giriş bölümünü birlikte şekillendirdiğim sn. Yusuf İMAMOĞLU'na ve çalışmamda başta eserin baskı ve yazma nüshaları olmak üzere ihtiyaç duyduğum kaynaklan temin etmede hiçbir yardımı esirgemeyen Pınar Ya­yınları yetkililerinden sn. İlhan GÜNDOĞDU'ya ve editör sn. Metin ÇIĞRlKÇl'ya şükranlarımı bildirmeyi bir borç bilirim.

      Eserde muhakkak yanlış görüp yanlış aktardığımız, doğru görüp yanlış aktar­dığımız yerler olacaktır. Okuyucunun bu noktada bizlere yardımcı olup hatalarımızı göstermesi en büyük mutluluk kaynağımız olacaktır.

      Rabbimden duam; râzı olduğu işlere bizleri muvaffak kılmasıdır.
      Ve'lhamdullilahi rabbi'lâlemîn.

      Yusuf TÜRKER
      Ağustos 2007
       
      [1] Zikrettiğimiz hususlarla ilgili eserin tercümesinde benimsediğimiz yöntemleri ele alırken detaylı açıklamalar yapılacak ve bunlann doğurduğu vahim sonuçlar örneklerle gösterilecektir, (ç.)
      [2] Eserin yazma ve baskı nüshalanyla ilgili ve tercümede temel aldığımız nüshalarla ilgili ileride ge­niş açıklama yapılacaknr. (ç.)
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789753522625
      MarkaPınar Yayınları
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.
      9789753522625

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.