• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler

      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
      Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Fiyat:
      10,50 TL
      İndirimli Fiyat (%38,1) :
      6,50 TL
      Kazancınız 4,00 TL
      6.50 www.goncakitap.com.tr
      Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde

      Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

      Renkli Kuşe kağıt, Karton kapak cilt, 192 sayfa
      21,00 TL
      15,00 TL
      %28,6
      2.Hamur, Karton Kapak, 326 sayfa
      9,00 TL
      6,00 TL
      %33,3
      2.Hamur, Karton Kapak, 448 sayfa
      10,00 TL
      7,50 TL
      %25
         Stoktan Kargo

        Kitap               Niye Ben, Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler
        Seri                 Bir Yol Haritası 13
        Yazar              Prof. Dr. Şenel Dilek
        Y. Yönetmeni   M.Ali Gündoğdu
        Yayınevi           Feyza Yayıncılık
        Etiket Fiyatı     10,50 TL
        Kağıt Cilt         2.Hamur kağıt, Karton kapak cilt
        Sayfa Ebat      296 sayfa, 13.5x20 cm
        Yayın Yılı        2014
        ISBN               9786054592036


      Feyza yayıncılık Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler Niye Ben kitabı nı incelemektesiniz.
      Şener Dilek Niye Ben kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2


      BİR YOL HARİTASI - 13
      NİYE BEN?

      Kaderle İlgili Sorular, Sır ve Hikmetler


      Kader konusunda, zihinde fikrî takıntıların bulunması, kişiyi sorgulama ve infial psikolojisine yöneltir. Bu başkaldırış, Allah'ın takdirine itiraz manasını ortaya çıkardığı için itikada zarar verebilir. Dolayısıyla mücerred akıl yürütmenin herşeyin önüne geçirildiği bu asırda, bu sorulara ikna edici cevaplar alabilmek, itikad noktasında hayatî bir öneme sahiptir.

      İşte Prof. Dr. Şener Dilek bu kitapta, kader meselesinde itiraza mahal veren sorulara, Risale-i Nur eserlerinin ışığında, ilim ve hikmet gözlüğü ile, delil ve hüccet dürbünü ile, mantık ve muhakemenin pergeliyle cevap vermektedir.

      Hem "rasyonel metinler", hem "vaka analizleri", hem de "hikaye dili" ile hakimane bir üslupla kaleme alınan bu eseri her seviyedeki bütün okurlarımıza hararetle tavsiye ediyoruz.

      Feyza Yayıncılık


      Birkaç yıl önce Anadolu'da bir seyahata çıkmış, hafta sonunda bir şehre uğramıştım. Arkadaşlarım geldiğimi duy­muşlar, beni sohbete davet ettiler.

      Akşam gönül dostlarımızla beraberdik. Çay faslında bir doktor arkadaşım yanıma geldi. Onunla, eski günleri yad ettik, hizmet hatıralarından konuştuk. Sohbet esna­sında, başından geçen bir olayı sıcağı sıcağına anlatmaya başladı:

      "Benim bir doktor arkadaşım var. Aynı hastanede ça­lışıyoruz. Bir iki yıldan beri kanserden tedavi görüyordu. Yanıma geldi bugün... Dosyasını uzattı: Al bak! Hastalık bütün vücuduma sıçramış.. Artık dönüş yok!' dedi.

      Ben de ona: 'Öyle konuşma! Allah'dan ümit kesilmez! Tevekkül et! Görelim Mevla neyler! Neylerse güzel eyler.' dedim. Onu teselli etmeye çalıştım. Ama sözlerim hiç kula­ğına girmedi. Baktım ruh dünyası çok karışık, çok bozuk.. Alemi altüst olmuş, kimyası değişmiş.. Acı acı şikayete baş­ladı: 'Ben 32 yaşındayım. Evliyim. Yedi yaşında bir çocuğum var. Benim emsallerim sağlıklı, gülüp oynuyorlar, hayatın tadını çıkarıyorlar! Ben ise, bu dehşetli hastalığın pençe­sine yakalandım! Şimdi ne olacak benim halim? Peki ama bu Cenab-ı Allah'ın adaletine nasıl yakışıyor? "Niye ben?" dedi.. Daha sonra uzun uzun şikayet etmeye başladı."
       
      "Peki! Sen ne yaptın? O, "Niye ben?" deyince, şikayet edince sen de ona birşeyler söylemedin mi?" diye sordum.
      "Maalesef! Birşey söyleyemedim. Çünkü dinlemeye uygun bir psikolojisi yoktu." dedi.

      O kanser hastası doktorun "Niye ben?" sözü, gerçek­ten, izzetime dokundu. Rahatsız oldum. İçim sızladı. Kendi kendime, "Keşke o doktorla ben de konuşsaydım! Ona bir­şeyler anlatabilseydim." dedim.

      O gece kaderin ince sırlarından, hastalık ve musibetle­rin hikmetlerinden, Allah'a imanın hakikatlerinden, sırr-ı teklif ve imtihandan, tevekkül ve teslimden, kulluk şuurun­dan, edeb çizgisinden konuştuk. Daha derinliğine bir bakışla mukadderat-ı İlahiyyenin hakikat ve hikmet cephelerini te­zekkür ve tefekkür ettik.

      Sohbetin bitmesine yakın, bir arkadaşım, "Biz Müslü­man olarak bu musibetlere karşı nasıl bir psikoloji sergile­meliyiz. Nasıl düşünmeliyiz? Nasıl davranmalıyız?" diye bir soru sordu.

      O arkadaşıma, evvela, Peygamber Efendimizin vefa­tından üç gün önce beyan buyurmuş olduğu bir hadis-i şe­rifi hatırlattım:
      "Sizden hiç biriniz Allah'a hüsn-i zan beslemeden ru­hunu teslim etmesin?"
      "Bu hadis çok önemli." dedim.

      Nedenini sordu arkadaşım. Ona cevaben:
      "Mümin, hüsn-i niyeti ve hüsn-i zannı ve hüsn-i hasleti ve hüsn-i fikri ile, hadiselere bakmalı;hadiseleri bu gözlük­lerle temaşa etmelidir. Eğer insan Yüce Allah'a hüsn-i zan ederse, bütün gedikleri aşar, dağları eritir. Hadsiz ihsan ve saadete, fazilet ve feyze mazhar olur. Çünkü hüsn-i zan-nın en güzeli, Allah'a karşı olanıdır. Çünkü iman ile hüsn-i zan bitişiktir; ikizdir, birbirine kardeştir. İman ziyadeleştikçe hüsn-ü zan da ziyadeleşir. Nitekim, bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır. "Kulum beni nasıl bilirse, ben ona öyle muamele ederim."

      Evet, bizim imanımız, izanımız, itikatımız şudur: Bütün mahlukatın sahibi, hakiki maliki ve mutlak hâkimi Cenab-ı Hak'tır. O mülkünde dilediği gibi hükmeder, dilediği gibi tasarruf eder. Çünkü mülk O'nundur. Vücudumuz, azala­rımız, göz ve kulağımız, akıl ve dimağımız, el ve ayağımız hepsi O'nundur. O vermiştir, O'nun ihsan ve ikramıdır. Bize verilenler emanettir, kendi malımız değil! Dilerse alır, dilerse tebdil ve tahvil eder.

      Elhamdülillah! Biz Allah-ı Azimüşşan'a iman etmiş ve teslim olmuşuz. Emanetini ne zaman isterse o zaman alır. O bilir, O takdir eder, O tasarruf eder. O'nun tasarrufu gü­zeldir, tedbiri hoştur. Takdirinde pek çok hikmetler, derin, ince sırlar vardır. Hem O'nun lütuf ve ihsanı sadece bu dünya ile sınırlı değildir, insan dünyada ebedi kalacak da değildir. Uç beş günlük dünya hayatı için gam çekmeye değmez. Çünkü, müminin gerçek hayatı, saadet ve süruru, ferah ve sevinci ahirettedir. Rahman'ın ikram ve ihsanı hiç kesilmeyecek, ebediyen devam edecektir. Hayat bekaya akacak, iman ebediyetle taçlanacaktır. Madem, ebediyet var, sonsuz nimetlere mazhariyet var. Öyleyse ne gam var!" dedim.

      Sonra "İhtiyarlar Risalesinden şu cümleyi okudum:

      "Kur'anın verdiği ders-i iman nuruyla, ihtiyarlığı ve vefatı ve hastalığı hoş görmeliyiz, belki bir cihette sev­meliyiz. Madem iman gibi hadsiz derecede kıymetdar bir nimet bizde vardır; ihtiyarlık da hoştur, hastalık da hoş­tur, vefat da hoştur. Nâhoş birşey varsa; o da günahtır, sefahettir, bidatlardır, dalalettir."'

      Lem'alar, rnk Neşriyat, s.272.

      Seyahattan döndükten sonra zihnim, bir müddet "Niye ben?" sorusuna takıldı. Neden bazı insanlar, bilerek veya bilmeyerek "Niye Ben!" manasını dillendirecek derecede serzenişte bulunuyorlar? İlahi takdire karşı dikleşiyorlar? Bir infial psikolojisine giriyorlar? Neden arka arkaya, "Niye benim istidad ve kabiliyetim nakıs ve noksan? Niye o ben­den daha zengin? Niçin bu bela ve musibetler benim ba­şıma yağıyor? Niye dualarım kabul olmuyor? Niye daha güzel ve yakışıklı değilim?" gibi bir sürü sorular ağızlardan dökülüyor? Nedir bu infiallerin sebepleri? Bu gibi sorular üzerinde düşündüm. Sonra, bu meseleler ile ilgili bir kitap yazmanın faydalı olabileceği kanaatına vardım. Bu vesile ile kitabın ismini de "Niye Ben?" koydum.

      Rahmet-i İlahiyyeden ümid ediyorum ki, bu çalışma­mız, bir kısım fikrî açılımlara, kalbî inşirahlara vesile olabil­sin. Özellikle, dikkatle bakanlara, insafla değerlendirenlere, hakikata yol bulmak isteyenlere ve gerçekten nefis ve his­siyatını karıştırmadan hakikati öğrenmek isteyenlere bir fayda sağlasın ve okuyanların da istifadesine kuvvet versin.
      Evet, tebliğ ve takdim bizden.. Tesir ve inayet Yüce Allah'tan..

      Günümüzde iman hakikatleri ve itikada dair meseleler gerektiği biçimde ne aile hayatında ne de cemiyet haya­tında ele alınıp tahlil edilebiliyor. Özellikle gençler itikadî ve imanî meselelerden mahrum bir biçimde yetiştiriliyor. Pek çok aile, anne ve baba şuursuz... Dinî noktada lakayt ve lau­bali... Bu ihmallerin neticesi olarak iman hakikatleri amel ve hayata gereği gibi yansıtılamıyor. İnsanlar çoğu zaman, iman ve itikat ile ilgili konularda, maalesef, muhakemesiz, gelişigüzel konuşuyorlar. Ölçü kayboluyor, hikmet yitiyor.

      Eğitim müesseselerinde de, gençlere yeterli ölçüde marifet ve hakikat bilgileri verilemiyor. Bu ihmal ve eksik­liğin olumsuz yansımaları, fikir ve itikat noktasında çarpık, yetersiz, hikmetten mahrum, ölçüsüz ve dengesiz yığın şeklinde bir gençlik profilini gündeme taşıyor. Böyle bir ku­şakta yetişen bir kısım gençler de, o doktor gibi düşünüp, kaderi tenkid, rahmet ve merhamet-i İlahiyyeyi itham etme cüretini gösteriyorlar.

      Bir kısım insanların da dünyasına cehalet hükmediyor; onları karanlıklara götürüyor. Cehaletin zifiri karanlığı içinde vehim ve vesvese de kalbe ilişince, alemler alabora oluyor, zihinler patinaja düşüyor, pusulalar bozuluyor.

      Bazı insanlar da hayat zevki, arzular, sefahat, dünya aşk ve alakası hükmediyor. Öyle ki, onlar herşeyi zevk ve lez­zet, menfaat ve fayda, nefsani arzu ve iştahlar itibarıyla öl­çüyor, tartıyor, kaldırıp indiriyorlar. Gömüldükleri zevk ve sefa atmosferinde "sırr-ı fek/i/"ten sanki habersizmiş gibi yaşıyorlar; dünyanın bir imtihan meydanı olduğundan gaf­let edip, yaradılış gayesini düşünmüyorlar. Aslında her biri birer imtihan kağıdı olan hastalıklara, musibetlere hikmet gözü ile bakamıyor, hakikat terazisiyle tartamıyorlar. Hastalık ve musibetleri kendileri hakkında bir bitiş, bir tükeniş olarak algılıyorlar. Böyle bir yalnış algılama da onları, yaş ilerledikçe daha derin bir teessüre ve yıkılışa götürüyor; netice itiba­riyle onların da ümit dünyaları sönüyor, bu tükenişler de o kişilerin iç alemlerini daha ziyade karartıyor; yaşama şevk­lerini söndürüyor.

      Günümüzde bir çok insan da kulaktan dolma malu­matla geçiniyorlar. Dimağ kütüphaneleri boş, fikir harman­ları yetersiz olduğundan kader ile ilgili meselelerde hiddet, infial ve itham psikolojisi ile mizansız muhakemesiz konu­şuyor; ahkam kesiyorlar.
      Bir kısım insanların da, bütün himmet ve gayretleri, zevk ve arzuları, sultanlar gibi yaşamak, krallar gibi hük­metmek; zevk ve sürür içinde bir hayat sürmek... Bu tipler de hayal ettikleri dünyaya ulaşamayınca gâh kadere, gâh sebeplere, gâh feleğe çatıyor, nefret, tenkit ve tecessüs psi­kolojisi içinde suçlu arıyor, yalan ve yanlış düşünceleriyle hem kendilerini kandırıyor, hem de saf zihinleri bulandırıyorlar.

      Evet, bu tasnifi çoğaltmak mümkün... Daha fazla detaya girmeden hemen ifade etmek gerektir ki, kader konusunda fikren takıntısı olan kişilerin genellikle ortak paydası, sor­gulama ve infial psikolojisidir. Bu nedenle, kader ile ilgili meseleler, ehliyetsiz kişilerin yanında gelişigüzel konuşul-mamalıdır. Konuşulduğu takdirde, işin içine nefis girer, hisler karışır, mantık ve muhakeme yerini itham, hiddet ve infiala terk eder. O zaman, meseleleri fikrî ve ilmî boyutta analiz etmek adeta imkansız hale gelir. Çünkü, usûlsüz, üslûbsuz, metodsuz münakaşalar, tartışmalar, hakikatleri kilitler. Hal­buki, özellikle, iman ve itikat ile ilgili meselelerde çok has­sas olmak, ince düşünmek, meselelerin arka cephelerini, hikmet cihetlerini daha derinliğine bir nazarla tetkik etmek gerekir. Aksi halde, ölçüsüz, mizansız konuşmalar insanla­rın itikatlarına ilişir, fikrî istikametlerini bozar. Bu sebeble, bir kısım müçtehitler, kader bahsinin avam arasında ko­nuşmasını uygun görmemişler.

      Evet, bu mülahazalar içinde, hem bu asrın mizacını, hem de yukarıda sıralanan gerekçeler dikkate alınınca, kader ile ilgili yapılacak çalışmaların, kelam kitaplarında ele alınıp işlenen "kader" ile ilgili değerlendirmelerden daha farklı metodlarla açıklanmasının daha ziyade hikmete medar olabileceğini düşündüm. Bu gayeye hizmet maksadıyla aşa­ğıda sıralanan şu metod, tarz ve üslubları esas aldım:

      Birincisi, yapılan değerlendirmelerde ve açıklanan me­selelerde izah edilen konuları -sadece tasvir ve tarifler şek­linde değil- belki daha sağlam bir yaklaşımla "hakikatleri olaylar üzerine inşa metodu" ışığında zihinlere yaklaştır­maya çalıştım. Genellikle bizzat yaşadığım ve muhatab ol­duğum meseleleri birer "vak'a analizi" şeklinde sundum.

      İkincisi, takdim, yorum ve değerlendirmelerde mantık ve muhakeme, delil ve hüccet yolunu tercih ettim. İşlenen konuları hikmet ve hakikat ışığında yoğurmaya çalıştım. Meseleleri, belki bir anlamda, müşkilleri izale eden, prob­lemleri çözen "rasyonel metinler" şeklinde takdim etmeye çalıştım.

      Üçüncüsü, kader ile ilgili bazı olayları günlük hayatın gerçekleri ile teyid ettim. Hayat mektebinden derlenmiş olayları "hikâye dili" ile aktarmaya çalıştım. Ta ki, meseleler daha güzel resmedilsin, zihinlerde daha kalıcı olsun.
      Çalışmayı dört bölüme ayırdım.

      Kitabımızın birinci bölümünde, "Kaderi inkar mümkün mü?" sorusuna cevap vermeye çalıştım. Varlık aleminde her şeyin bir plan ve proje ile vücud bulduğunu tahkiki bir biçimde, farklı açılardan değişik misallerle izah ettim.

      Kitabın ikinci bölümünü, tamamen "kadere iman" bah­sine tahsis ettim. Ezelî takdir ve cüz-i irade; takdirle ilgili sır ve hikmetler hakkında yeterli ölçüde gerekli açıklamalara yer verdim.

      Üçüncü bölümde, İlahi takdirle ilgili sır ve hikmetler üzerinde durdum. "Adi" isminin tecellilerini birkaç cihetle daha derinliğine izah etmeye çalıştım.

      Dördüncü bölümde, yirmiye yakın kaderle ilgili deği­şik sorulara, zihne takılan bazı müşkil ve intikali zor mese­lelere, hikmet gözlüğü ile cevaplar vermeye çalıştım.

      içindekiler

      Takdim          11
      Önsöz   İS
      BİRİNCİ BÖLÜM
      Kaderi İnkar Mümkün mü?

      HER ŞEYİN KADERİ VARDIR
      Tasarım Mühendisliği        22
      Karşılaştırma (Mukayese) Metodu  24
      Kainat Projesi                     27
      "Terzi Hasan Usta"       29
      DİKKAT ve TAHKİK
      Sanatlı Eser         35
      Birbiri İçinde Projeler         36
      Plan Neyin Delilidir?          39
      'Dev Akvaryum                         43
      BAKIŞ ve DERİNLİK
      Tercih ve Kriterler.              SO
      "Sen Kendine Bak!"      S2
      İlm-i Ezeli             55
      Enfüsi ve Afakî Alemler                   57
      İnce Sırlar             59
      "Kafama Dank etti!"       61
      Bakış Ufkumuz    66

      İKİNCİ BÖLÜM Kadere İman
      ÖN BİLGİLER

      Kader ve Kaza Ne Demektir?          74
      Arşiv Dosyaları    80
      Izdırarî ve İhtiyarî Kader    82
      İnsan ve Cüz'-i İrade          86

      EZELİ TAKDİR ve CÜZ'-İ İRADE
      İnsan Robot mu?                               92
      İlim Maluma Tabidir                          95
      "Emre Öğretmen in Feraseti"         100

      İDRAK KÖRLÜĞÜ ve YANLIŞ DÜŞÜNCELER
      Cebriye Mezhebi               
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786054592036
      MarkaFeyza Yayıncılık
      Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.
      9786054592036
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.