• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Riyadün Nasihin Sohbetler ve Nasihatler

      Riyadün Nasihin Sohbetler ve Nasihatler
      Görsel 1
      Fiyat:
      60,00 TL
      İndirimli Fiyat (%51,7) :
      29,00 TL
      Kazancınız 31,00 TL
      29.00 www.goncakitap.com.tr
      7,25 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
                 Stoktan Kargo 

        Kitap             Riyadün Nasihin Sohbetler ve Nasihatler
        Yazar            Mevlana Muhammed Rebhani
        Tercüme        A.Faruk Meyan
        Yayınevi        Berekat yayınevi
        Kağıt - Cilt     2.Hamur, Ciltli
        Sayfa - Ebat  760 sayfa, 17x24.5 cm
        Yayın Yılı       2014
        ISBN              9786055126049
       
      Berekat Yayınevi Riyadün Nasihin Sohbetler ve Nasihatler kitabını incelemektesiniz.
      Riyadün Nasihin Sohbetler ve Nasihatler kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
       Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
       
               MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ
       
       
      HER HAYIR KAPISININ ANAHTARI BESMELE
      BAŞLIYALIM KİTABA YÜCE ALLAH İSMÎLE
       
      RAHMET KAPILARINI SEN BİZE AÇ YÂ RABBİ
      ÜSTÜMÜZE BEREKET, MAĞFİRET SAÇ YÂ RABBİ
       
      Hakîkî var ve bir olan. Ondan başkası Onunla varlıkta duran, varlığı­nın başlangıcı ve sonu olmayan. eşi. ortağı, benzeri bulunmayan, yaratık­larından hiçbirine benzemeyen, hakîkî hayat sahibi, bilici, işitici, görücü, dileyici, gücü yetici, söyleyici ve yaratıcı olan. bütün mahrukatın. Arş-ı a"zam*ın ve yaratılanların her bakımdan en üstünü, en sevgilisi Muhammed aleyhisselâmın Rabbi Allahü teâlâ'ya, âlim kullarının sözleri ve kitablarındaki yazıların harfleri, evliyanın zikirleri ve diğer kullarının Onu hâtırlıyarak, yâhud hâtırlamıyarak aldıkları ve verdikleri nefes sayısınca, sevdiği ve beğendiği gibi hamd ü senalar olsun!
       
      "Sen olmasaydın, eflâki yaratmazdım", ve "Ben senin rızânı isti­yorum, ey Muhammed" hitâb-ı ilâhîlerine muhâtab olan, bütün âlemle­re rahmet olarak gönderilen, insanların, cinlerin ve her varlığın Peygam­beri, günahkârların şefaatçisi, herkesin ümîdinin azaldığı, titrediği ve ken­dinin kurtulmasını istediği Mahşer yerinin tek ümîdi, eşsiz hatîbi, yüzyirmi küsur bin peygamber içinde Habîbullah, ya'nî Allahü teâlâ'nın sevgi­lisi ismini alan. Mi'râc sahibi, Muhammed Mustafa (sallâllahü aleyhi ve sellem) efendimize, sayısız salât ü selâm olsun!
       
      Haklarında: "Ehl-i beytim Nûh aleyhisselâm'ın gemisi gibidir. Onları seven, o gemiye binen kurtulur, sevmiyen helak olur" buyrulan Ehl-i Beytine, akrabasına ve: "Eshâbım gökteki yıldızlar gibidir, onlara uyan kurtulur" ve: "Eshâbımı seven, beni sevdiği için sever, beni seven Allahü teâlâ'yı sevdiği için sever. Eshabıma düşman olan, bana düşman olduğu için düşman olur. Bana düşman olan. Allahü teâlâ'ya düşman olduğu için düşman olur. Allahü teâlâ ise kendine düş­man olanı Cehenneme atar" buyurulan Âline ve Eshâbına. bu dîn-i mübîni Arabistan yarımadasından çıkarıp, bütün dünyaya yayan ve bu uğur­da, şehîd olmayı en büyük şeref sayan, Can ve mallan, ev ve tarlalarını. Resûlüllahın ve İslâm dîninin uğruna fedâ eden. Cenâb-ı Hakkın Habîbi-ne Eshâb olmak meziyyetini bahş ettiği, o seçkin, üstün insanlara, melek sıfatlı kullarına selâm ve en iyi duâlar olsun!
       
      Onlardan sonra bu dîni koruyan ve yayan, hadîs-i şerîfle medhedilen tabiîn ve tebe "-i tabiîne, onlara ve Eshâb-ı kirama ve Resûlüllaha uyup. bu güzel dînimizi, kıyamete kadar bozulmaktan, sarsılmaktan koruyup, ki-tablara geçiren Ehl-i Sünnet vel-Cemâ'at âlimlerine, mezheb imamlarına, talebesine, her ân Allahü teâlâ ile huzurda bulunan ma'nevî ordunun ku­mandanlarının ve onları sevenlerin, kıyamete kadar bu din öncülerinin ar­dından gidenlerin temiz, mübarek ruhlarına, en güzel duâlar olsun!
       
      Azîz okuyucu! "Allahü teâlâ, bir hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: "Be­ni arayan, bana kavuşmak istiyen birini görürsen, ona yardım et". Allahü teâlâ*ya kavuşmak istiyene yardım, ancak Onun dînini öğretmek­le olur. Din. Allahü teâlâ'nın. kullarını sonsuz felâket Cehenneminden kurtarıp, ebedî saadet Cennetine sokmak için. Cebrail aleyhisselâm ismin­deki melek vâsıtası ile, kulu ve Peygamberi Muhammed aleyhisselâm a gönderdiği, inanmağa ve yapmağa âid bilgilerdir. Bunlardan inanmağa âid bilgilere, îmân ve îtîkad bilgileri denir. Yapmağa âid olanlara fıkh bil­gileri denir. Tasavvuf, ya'nî ahlâk bilgileri de bunları sağlamlaştırır. Çün­kü iş kalbdedir. İmân önce kalbin tasdîki, kabulü, sonra dilin ikrarı olun­ca, kalbe yönelmek, onu tamir etmek, sağlamlaştırmak gerekmektedir. Çünkü: "Kalb iyi olursa, bütün beden iyi olur. Bozuk olursa, beden de bozuk olur" hadîs-i şerîfdir. Merkez, esas, nüve. çekirdek kalbdir. Onda olanlar a'zâlardan görülür. Allah kalbe bakar, kalbim temizdir gibi sözle­ri söyliyenlerin amelleri yok, veya var da din ile ilgisi yoksa, yalancıdır­lar. Büyüklerimiz: "Her kabdan içinde olan dışarı sızar" buyurmuşlardır. Allah kalbe bakar sözü doğrudur, ama bu amele bakmaz demek değildir. Sonra bize, siz kalbe bakın emri de yoktur. Biz kullar, kalbin iyi ve temiz olduğunu, söz, davranış ve amellerden anlarız. Kimsenin göğsünü açıp, kalbini yarıp içine bakmakla emr olunmadık. İnsanları bu yolla kandır­mak veya geçiştirmek istiyenler. her gizli ve aşikârı bilen Allahü teâlâ'nın bilmesine ve görmesine aldırmıyorlar mı? İnsanları kandırmakla, âhiret için ellerine, iki yüzlü olmaktan başka ne geçiyor? Yoksa Allahü Teâlâ'nın görmesi ve bilmesi, onlar için önemli değil de, insanları geçiştirmek mi önemlidir? Bu ne biçim îmân, bu ne biçim kulluk anlayışıdır.
       
      Kalbin iyi olmasının alâmeti, sağlam bir Ehl-i Sünnet itikadı ve ilme, ya'nî mezhebi bilgilerine uygun amel etmek, haramlardan sakınmak, gü­nâhın küçüğü, büyüğünü felâket bilmek, ibâdet ve tâatlerle süslenmek, kötü huylardan uzaklaşıp, iyi ahlâk sahibi olmak, kısaca ahkâm-ı İslâmiyyeyi yapmaktır, yaşamaktır. Bu mevzularda yazılmış bu çok kıymetli ese­ri, bunun için, gece gündüz demeyip, büyük zorluklara rağmen Türkçe'ye çevirip, Allahü teâlâ'yı arayan ve O'na kavuşmak isteyenlere hizmet ve yardım etmek emrini düstûr kabul edip, uzun âhiret yolculuğu için, ken­dime azık ve sevâb vesilesi ettim. Allahü teâlâ sizleri okumak, anlamak, inanmak ve yapmakla kendine sevgili eylesin. Bu zavallı kuluna da, bu hizmeti mağfiret vesilesi yapsın.
       
      Değerli okuyucu kardeşim! Bir hadîs-i şerif de: "Din nasihattir." buyuruldu. Bir hadîs-i şerîfde de: "İlmi, âlimlerin ağzından alın." Yine Bir hadîs-i şerîfde de: "İlimle yapılan az amel çok, bilmeden yapılan çok amel azdır." buyuruldu. Buna göre, dînimizi iyi bilmemiz şarttır. İtikâd konusunda bid'at ehli olan yetmiş iki fırkadan sakınmak ve Eshâb-ı kira­mın itikadı üzere olan itikâd imamlarımızın bildirdiklerine uygun îtikâd edinip, kıl ucu kadar ayrılmak felâket olduğu gibi, amelde de mezheb imamlarımızın ictihâdlarına uyup, amellerimizi onların bildirdiklerine gö­re yapıp, mezhebsiz olmaktan, reformcu gurubuna mcnsûb olanlara uy­maktan da çok sakınmalıyız. İslâm düşmanlarının, İslâm dînini, Ehl-i Sünnet itikadını ve müslimanların birlik ve beraberliklerini bozmak için, İslâm ismi altında, islâmla alâkası olmayan Ahmedîlik, Neccârîlik, Behâ-îlik ve Vehhâbîlik gibi uydurma dinlerine kanmamalı, atalarımızın yolu olan Ehl-i Sünnetten ayrılmamalıyız. Kimi îtikâdda bunu yaparken, kimi de amelde aynı tahribi yapmış ve yapmaktadır. Reformculara rağbet memleketimizde ve dünyada artmaktadır. Çünkü insanın nefsi reform ta­rafını ister. Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarına, nefs gibi, mesleği isyan olan, kolayca itaat etmez. Ama din, nefsi ezmek, terbiye etmek, zararsız hâle getirmek için gönderildi. Nerede nefsin hoşuna giden bir şey varsa, orada bid'atten, reformculuktan bir şey, bir koku vardır. Mıknatıs demir parçacıklarını kendine çektiği gibi, günâhlar, yasaklar da nefsi kendine çekerler. Çünkü nefs, çok câhil, pek ahmak olup, sadece içinde bulundu­ğu ânı düşünür. Cehennemde kendisi ile beraber, ruhunu da yakacak olan bu kadar ahmak bir nefse uyanlar ne büyük zararda olduklarını, sultanı köleye köle ettiklerini, uzağı görmek, tedbîr almak için verilmiş olan akıl larını ayaklarının altına aldıklarını, küçüğü büyük, büyüğü küçük yaptık­larını, ya'nî kendilerini yaratıp terbiye eden, sıhhat, mal, mülk veren Rabblerinin emirleri ve yasaklarına riâyeti, kul ve yaratık olarak, şükran borcu bilip, edâ etmeleri lâzımken. O'nun düşmanı olan şeytana ve alçak nefis­lerinin arzularına boyun büküp, yerin, göklerin ve arşın yaratıcısı Allahü teâlâ'ya isyanı, hakları imiş gibi kabullenmelerini hiçbir din emretmediği gibi, menfâatlerinden arınmış hiçbir akıl. hiçbir mantık, hiçbir vicdan da kabul etmez. İşte bu kadar zararlı olan dış düşman şeytân ve iç düşman nefsin hîlelerinden kurtulmak için. Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarını gözetmek, bu emir ve yasaklan bize bildiren Peygamber efendimizin (sallâllahü aleyhi ve sellem) Sünneti, Eshâbının icmâ'ı ve müetehid din imamlarının içtihadı üzere amel etmek şarttır. Bunları yapıp yükselen, gü­zel ahlâk timsâli, kerameti hak olan evliyayı sevmek ve onlara uymak, nefse uymamak ve ondan kurtulmak olup. Allah rızâsını kazanmak için en kolay yoldur. Nefsini tanıyan, Rabbini tanır, ne güzel söylenmiştir. Ha­ramdan çok sakınmalıdır. İnsanın değeri, günahlarının azlığı ile ölçülür. Bu kitabda diyor ki, büyüklerden biri buyurur: "Allahü teâlâ'ya ve öldük­ten sonra O'na hesap vermeye inanan kimse, günah işlemeğe devam ede­mez. İnandığını söylüyor ve günah işlemeğe devam ediyorsa, kalbini iz­hâr etmiş, ya'nî inanmadığını göstermiş olur."
       
      Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde: "Verdiğim ni'metlerin kıymetini bilir, şükr ederseniz, onları artırırım. Kıymetlerini bilmez, ni'metle-rime küfr ederseniz, onları elinizden alırım ve şiddetli azâb ederim" buyuruyor. En büyük ni'met, iki cihan serveri Muhammed Mustafâ'nın (sallâllahü aleyhi ve sellem) ümmeti olup, gösterdiği ışıklı yolda gitmek­tir. Bu ni'metin kıymetinin bilinmesinin azaldığı asrımızda, dünyanın hiç bir yerinde rahat ve huzur kalmadı. Ya'nî insanların huzur, saadet ve ra­hatlığı. İslâm dînine uymaları ile doğru orantılıdır. Kim daha çok dînin emir ve yasaklarına uyuyorsa, o, o kadar çok rahat ve huzurlu, uymıyanlar da, uymadıkları nisbette huzursuz ve rahatsızdırlar. Bunun için çoluk-çocuğumuzu İslâm terbiyesi ile yetiştirmemiz, dünyâ ve âhiret saadetine kavuşturmamız en büyük, babalık, analık, kardeşlik, insanlık ve kulluk borcumuzdur.
       
      Allahü teâlâ bir âyet-i kerîmede: "Cinleri ve insanları, yalnız beni tanımaları, bana ibâdet etmeleri için yarattım" buyuruyor. Demek ki, dünyaya gelmekten, yaratılmaktan maksad, kul olduğunu anlayıp, yarada­nım. Rabbini tanımak ve Ona ibâdet etmektir. İbâdet de, emir ve yasakla­rını gözetmekle olur. Bunun için de ilim sahibi olmak lâzımdır. O halde hilkatinin hilâfına hareket edenler, ne için yaratıldığını bilmeyen câhiller veya bu nass-ı ilâhîye kulak vermeyen münafıklardır. Her şey ne için ya­ratıldıysa, onun için kullanılır. Onu başka işte kullanmak haksızlık ve zu­lüm olur. O halde, asrımız insanları, bilerek veya bilmeyerek, kendilerini Cennet ve ni'metlerinden ve Cemâl-i İlâhîye kavuşmaktan men' ve Ce­hennem ateşine atmakla. Sahibine itaatten kaçıp, şeytan ve nefse uymak­la, kendilerine zulm ve haksızlık ediyorlar. Kendi elleri ile, kendilerine sonsuz ateş kuyusu kazıp, kendilerini helake atıyorlar. Halbuki Allahü te­âlâ: "Kendinizi, kendi ellerinizle tehlikeye atmayın" buyuruyor. Bir ha­dîs-i şerîfdc: "İnsanlar yaşadıkları gibi ölürler, öldükleri gibi dirilir­ler" buyruldu. O halde, nasıl ölmek istiyorsak şimdiden öyle yaşayalım, yalan, geçici dünyaya aldanmayalım. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ça­lışırken, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalışalım. Dünyayı âhiret sermayesi yapalım. Dünyayı âhireti kazanma yeri ve imkânı ve vesîlesi bilelim. Bir hadîs-i şerîfde: "Dünya için dünyada kalacağın kadar, âhiret için ora­da sonsuz kalacağına göre çalış. Allahü teâlâ'ya, muhtâç olduğun ka­dar ibâdet et, Cehenneme, dayanabileceğin kadar günâh işle" buyruldu. Bu hadîs-i şerifi kendilerine rehber edinenlere ne mutlu.
       
      Farsca’dan Türkçe’ye terceme ettiğim bu Riyâdün Nasihin isimli çok değerli kitab, Hindistan'ın büyük âlimlerinden Muhammed bin şeyh Mu­hammed Rebhâmî'nin (rahmetullahi aleyh) eseridir. Hicrî sekiz yüz otuz-beş (m. 1431) senesinde yazmıştır. 1313 (m. 1895) yılında Bombay'da basılmıştır. Bunu dört yüz kırk dört kitâbdan toplamıştır. Okuyunca, ne ka­dar fâideli olduğunu anlayacaksınız. Altıyüz iki yıl önce yazılmış bu kita­bı, bu zamanda yazılmış ve zamanımız insanlarına hitâb eder bulacaksı­nız. İslâmın temel bilgileri olan, îmân, Ehl-i Sünnet îtikâdı, ibâdetler, muamelât, iyi ahlâk, kötü huy, ilmin ve âlimlerin İslâmdaki yeri ve buna ben­zer çok çeşitli konularda, doyurucu bilgi, iğneleyici nasihatleri, âyet-i ke­rîme, hadîs-i şerif, icmâ', ictihâd ve en güzel menkıbe ve hikâyeler ile an­latan bu gerçekten güzel kitabı, okurken, bezen kızgın bir çölde hararet ve susuzluktan kavrulurken, ağzınıza su akıtan, üstünüze gölge eden rahmet bulutu, bazen felâket denizinin ölüm saçan dalgaları arasında hayattan ümîdinizi kesmişken gâibden size atılan can simidi, bazen küfr, irtidad, moda bid'at sam yellerinin helak edici darbeleri yerine, ruhu okşayan, yü­zü serinleten, gönlü açan bir nesîm-i sabâ, bazen yürümekten yorulan, güçsüz kalan bedeniniz için en rahat bir vâsıta, bazen üzüntülü kalbinizi, tavrınızı sezen şefkatli bir ana, bazen kusurunuzdan dolayı kulağınızı çe­ken ileri görüşlü bir baba, bazen bütün güzelliklerini ortaya döküp, sizi kendisine candan bağlayacak, size sizi unutturacak, ve unutma hâlinde nefsinize, ruhunuza hükmedecek bir sevgili olarak bulacaksınız. O âlem­de, kulakların duymadığı, gözlerin görmediği, kainlerin düşünemediği, güzel sesler duyacak, güzel yüzler görecek, güzel hâllere kavuşacaksınız. San'at erbabının, hayranlık duyduğu tablo karşısındaki hâline, belki ka­vuştuğunuz bu hal, tattığınız bu zevk ile güleceksiniz -ve "zevklerin en iyisi, tadların en güzeli, Rabbine kul olduğunu idrâk etmektir" diyeceksi­niz.
       
      Bu kitabda özellikle din bilgilerinin farz ve vâcib olanları en sağlam vesikalarla bildirilmiştir. Fıkıh meseleleri Hanefî mezhebine göredir. Bir­çok yerde Şafiî mezhebindeki bilgiler de yazılmıştır. Her iki mezheb ehli için çok yararlı olan bu tarafı yanında, hiç duyulmayan çok güzel menkı­be ve hikâyeleri, ilmin hayata tatbikatının ne kadar kolay olduğunun en açık misalleri olarak görülecektir. Her vaize, her babaya, her âlime ve her­kese lâzım, gerçekten Nasihat bahçeleri demeğe lâyık bir eserdir. Fâidelerini arttırmak için kendilerinden sonra gelen büyük âlimlerin, adı geçen konulardaki yazılan ve sözleri ile te'yîd etmek ve açıklamağı düşünerek, köşeli parantez içerisinde, aldığımız kitabın ismini de belirterek, bâzı önemli ve zamanımız insanlarına lâzım ekler koyduk. Sizi bir an önce. bu kıymetli yazılarla başbaşa bırakmak için, önsözü burada keserken, bu il­mi kıt, hatâsı çok din kardeşinize saâdet-i dâreyn için düâ buyurmanızı ri­ca eder, hepinizin iyiler defterine yazılması için duâ ederim. Yâ Rabbi, bi­zi Şeytâna esir etme! Bir an olsun nefsimize güvendirme! Zâtının, sıfatla­rının, Habîbinin Alinin, Ashâbının. âlim ve velî kullarının muhabbetini kalblerimizde arttır. Düşmanlarını bize sevdirme! Amîn yâ Rabbel âle­min! (  Riyadün Nasihin Sohbetler ve Nasihatler kitap, riyadün nasihin sohbetler, sohbetler ve nasihatler kitabı , Müslümanlara vaaz ve nasihat kitabı, riyadün nasihin )
       
        
       A.Fârûk Meyan
      1. Ramezân-ül-mübârek. 1398
      6. Ağustos. 1978
       
        
           MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
       

      BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
       
       
      Ariflerin kalblerini, cemâl nurlarının şua'ları ile aydınlatan, azamet, kibriyâ ve celâlini anlamakta en olgun insanların akılları hayrette kalan, üns ve visali nesîminin güzel kokuları ile ruhları aşüfte kılan, cömertlik, ihsan, lütf ve nevâl latâl ile ma'rûf. rahmet, kerem ve fadl sıfatlan ile mevsûf, eşi, çocuğu, ortağı ve benzeri olmaktan münezzeh, mevt (ölüm), fevt (yok olma), noksan ve zevalden mukaddes, yedi kat gökler ve yerde-kiler, deniz ve dağların kendisini teşbih ettikleri, her ayıb ve kusurdan be­rt olan Allahü teâlâ'ya, hamd olsun. Şehâdet ederiz ki, ibâdet olunmaya lâyık Allahü teâlâ*dan başka nıa'bûd yoktur. Vâhiddir, Müheymindir. Mü-teâl'dir. Yine şehâdet ederiz ki, Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlâ'nın kulu ve Resulüdür. Yüksek halleri, kemâl sıfatlan ile âlemlerin en hayır-1 ısıdır. Sallâllahü aleyhi ve alâ Alihi ve Eshâbihî ve sellem. Bunlar insan­ları sapıklıktan hidâyete getiren öncülerdir. Bilhassa Atîkullah Sıddik-ı ekber hazret-i Ebûbekir. İslâm dînini alçak ve yüksek yerlere yayan, ulaş­tıran hazret-i Ömer-ül Fârûk, Kur'ân-ı kerîm'in toplayıcısı hazret-i Os-marı-ı Zinnûreyn ve şirk, tuğyan, küfr ve fesadın kökünü kazıyan hazret-i Aliyyül-Mürtazâ'ya, gece ve gündüzde onlara uyanların ve onları seven­lerin hepsine sayısız salât ü selâm olsun!
       
      Bilici, yaratıcı ve hakîm olan Hak teâlâ'ya sayısız hamd ve şükr ol­sun ki, ol emri ile irâdet vc kudretinden, akla durgunluk veren milyonlar­ca mahlûkâtı yoktan var etti. Gökleri binlerce nurlu cisimlerle ve temiz rûhânî meleklerle doldurdu ve süsledi. Ya'ni göklerin katlarını, Al-i İm-rân sûresi yüz doksanıncı: "Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışın­da, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahihleri için, Al­lahü teâlâ'nın kudret ve azametini gösteren, kesin deliller vardır" âyet-i kerîmesi gereğince, inci taneleri gibi parlak yıldızlarla, kandillere benzer seyyarelerle süsledi. Yeryüzünü güzel suretler, temiz ve uygun şe­killer, zahir zâtlar, mukaddes, kâmil nefisler ile tezyîn eyledi.
       
       
      Beyt: Senin san 'at kalemin hilkatin mebdeinde
                Çekti eşya suretin varlık sâhifesinde.
       
       
      Yasin sûresinin son âyet-i kerimesinde: "Her şeyin mülkiyyet ve ta­sarrufu, yed-i kudretinde olan Allahü teâlâ ne yücedir. Öldükten son­ra hep Ona döndürülüp götürüleceksiniz" buyruluyor.
       
      Bütün varlıklar ve yaratıklar içerisinde insan türünü, bütün yaratıl­mışların hulâsası, özü eyledi. Adem safiyyullah'ı (salâvat-ürrahmâni aleyh) yeryüzünde halîfe kıldı. Nitekim Bakara sûresi otuzuncu âyet-i ke­rîmesinde: "Ben yeryüzünde hükümlerimi yerine getirecek bir halîfe -bir insan- yaratırım" buyuruyor. Böylece Adem aleyhisselâm, "Adem'in hamurunu kırk sabah kudret elimle yoğurdum" hadîs-i kudsîsine kavuşmakla şereflenmiştir. Hicr sûresi yirmi dokuz ve Sâd sûre­si yetmiş ikinci: "Onun yaratılışını tamamladığım ve ona rûh verdiğim zaman, siz hemen onun için secdeye varın" âyetleri ile de şânını yücel­tiyor. Muhabbet ve şevk tohumunu insanın gönül toprağına ekti. Sevgi ya­zısını, onların yüksek alnına yazdı. "Gizli hazîne idim; tanınmayı, bilin­meyi sevdim" nidasını âleme saldı. "Onları sever, onlar da Onu sever­ler" avâzesi melekûta düştü. Allahü teâlâ'nın insan hakkındaki bu büyük ikram ve iyiliği, yalnız insanın faydası içindir. Yoksa Hak teâlâ fayda ve ziyandan münezzehdir. Nitekim gökten inen kitabların birinde: "Ey Adem oğlu, sizi yaratmamın kârı, yalnız sizedir, bana değildir" buyu­ruyor. İnsan cinsinden büyük nebîler ve yüce resuller gönderip, her birini hitâb ve ilhamı taşıyıcı, kitâb ve kelâmı yüklenici, emir ve hükümleri in­sanlara ulaştırıcı olarak seçti. Salâvâtullahi ve selâmühü aleyhim ecmaîn. Bu seçkin kulları içerisinden de. Resullerin sultânı, hidâyet sahihlerinin kumandanı, nübüvvet ve risâlet semâsının cihanı aydınlatan güneşi, fütüvvet ve celâlet gökünün dolunayı, yaratılmışların en büyüğü ve en gü­zeli, Adem hazînesinin cevheri, arab ve acemin iftiharı. Mekke ve Medi­ne'nin şâhı. Kabe kavseyn sır makamının sahibi, iki cihan sırlarının mah­remi, varlığın maksad ve hulâsası, kerem ve cömertliğin alâmetlerinin nasibi, makam-ı Mahmûd sahibi, safâ meclisinin sadrı, seçilmişler semâ­sının ayı Muhammed Mustafâ'yı (sallâllahü aleyhi ve sellem) seçti. Onun hakkında: "Sen olmasaydın, eflâki yaratmazdım" buyurdu.
       
       
      Mesnevi: Ey yaratılmışların varlığının esası,
                       Müşahede ehlinin gözlerinin ışığı.
                       Ne diyor onun için, durun dinleyin Hakkı,
                       Sen olmasan habîbim, yaratmazdım eflâki.
       
      Habibinin ümmetini, ümmetlerin en iyisi eyledi ve kendi kitabında bu hâli haber vererek, ÂI-i İmrân sûresi yüz onuncu âyet-i kerîmesinde: "Ey habîbimin ümmeti! Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en ha­yırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emr eder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Al­lahü teâlâ'ya îmânınızda devam edersiniz" buyuruyor. Hadîs-i şerîfde: "Eshâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız kurtulursu­nuz" buyurulan Eshâb-ı kiramı, ümmetin en hayırlıları eyledi. Allahü te­âlâ onlara, evlâdına, ezvâcına, eshâbına, kendilerini tâkîb edenlere, sev­diklerine, onları sevenlere, onlara uyanlara ve kıyamete kadar onların ar­dından gidenlere ve diğer âlim ve velîlere salât ve selâm eylesin! Velhamdü lillâhi Rabbil âlemin!
        
       
           KİTABIN TE'LİF SEBEBİ
       
       
      Bu kitabı yazan ve bu bilgileri okuyucularına duyuran, Allahü te­âlâ'nın rahmetine muhtâç bu zavallı, günahkâr kul, Muhammed bin Şeyh Muhammed Rebhâmî (Allahü teâlâ onu mağfiret eylesin ve ayıblarını ört­sün) bunu, Ebû Hanîfe (rahmetullahi aleyh) mezhebine göre yazmıştır. Bu zaîf kul bâzı fıkıh ve hadîs kitablarını okuyup dinledikten sonra, üstadım imâm, âlim, kâmil, asrının allâmesi, zamanının bir tanesi, usûl ve fürû' bilgilerini kendinde toplayıcı, ma'kul ve menkul ilimlerin kâşifi, ebû Mu­hammed Celâl bin (derin âlim) Necmüddin Muhammed bin (âlim-i nâsik) Ubeyd ki Kayinde tevellüd etmiş. Buhârâ'da kalmış, Herat'ta yerleşmiş­tir. İki fırkanın da müftîsi büyük imâm Necmeddin-i Ömer-i Nesefî'nin (rahmetullahi aleyh) evlâdıdır. Bu zaif kula, hadîs rivayeti ve kendinden dinlediklerimi bildirmek için icazet yazdı. Nasihat yollu: "Faydalı ilim, kendisiyle amel olunan ilimdir. İlimden maksad ameldir. O halde öğren­diklerinle amel et. Amel ederken de ihlâsı gözet. Elinden geldiği kadar çok ve iyi amel etmeğe çalış. Bundan sonra müslümanlara nasihat ve va'z vermekle uğraş. Çünkü ilim ağacının meyvesi bu iki şeydir. Ya'nî ilmi ile amel etmek ve insanlara faydalı olmak" buyurdu.
       
      Yüksek işaretlerine uyarak, sermayem az olduğu halde, zaman za­man, Allahü teâlâ'nın kullarına va'z ve nasihatle meşgul oluyordum. İn­sanlar bu sözlerin te'siriyle inâbet ve ibâdet tohumlarını gönül toprağına ektiler. Bir gün irâdeti sağlam, muhabbeti gerçek bir zât, nasihat konusun­da faydalan çok olan bir kitab yazmamı rica etti. Bu dostum, ricası kabul edilen kıymetli kimselerden idi. Ama, istidadımın kıtlığı, ilmimin azlığı sebebi ile kalbim sızladı. Ne kadar özür beyân ettiysem de, fayda verme­di. Bu zavallının kitab tasnif ve te'lîf etmeğe gücü olmadığı halde. Rab­bani hüküm ile yazmaya koyuldum. Çünkü Allahü teâlâ Bakara sûresi yüz elli dokuzuncu âyet-i kerîmesinde: "İndirdiğimiz apaçık hükümleri ve doğru yolu, insanlara biz kitabda beyân ettikten sonra, gizleyenlere Allahü teâlâ la'net eder ve bütün la'net edebilenler de onlara la'net okur" buyuruyor. Peygamber efendimiz de (sallâllahü aleyhi ve sellem): "İlim sahibi olup da, ilmini gizliyen, kıyamet günü ateşten kamçılar­la dövülür" buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde de: "Bir âyet de olsa, benden bildiriniz" buyuruldu.
       
      Allahü teâlâ'ya istihare edip. bu ma'nâları toplayacak bir kitabın na­sıl olması hakkında, bu sözlerin hangi yolla açılması konusunda düşün­düm. Gördüm ki, üstadım sultân-ı müderrisin, bürhân-ı muhakkikin, imâm-ı müfessirîn, kıdve-i muhaddisîn, kutb-i sâlikîn, tâc-i vaizin, seyyid-i kurrâ. fadl-ı ulemâ, ekmel-i fukahâ ebû Muhammed Celâl-i millet kutb-i âlem, insanlara şefkat ile merhametinin çokluğu sebebiyle, İslâmın farzları ve vâcibleri hakkında birkaç risale yazmıştır. Gerçi kendilerinin, ilmin her dalında çok sayıda tasnif ve te'lîfleri vardır, ama en büyük ihti­mamı ve tam gayreti dînin farzlarını, İslâmın vâciblerini toplamakta gös­termişlerdir. Zira farzları ve vâcibleri bilmek dînin en önemli ve en büyük işlerindendir. Bunlara uygun amel etmek ise, dünyâ ve âhirette kurtuluşa sebepdir. Yüksek himmetini buna verip, bunda niyyeti iyi, azimeti hâlis olduğundan, semeresi, meyveleri olgun oldu. Faydalan şehir ve vilâyetle­re ulaştı. Bir çok tâlibler, bu önemli eserlerden dînini öğrenmişler, ilme susamış olanlar bu pınardan ilim ve amele doymuşlardır. İşte o risaleler arasında Tahrîr-ül Ferâiz risalesi gayet veciz ve eşsiz bir muhtasardır. Bunu Resûlüllahın (sallâllahü aleyhi ve sellem) emri ile yazmıştır. Bu ri­saleyi yazmasının sebebi şudur: Talebesinden olan sâliklerden biri, Pey­gamber efendimizi (aleyhissalâtü vesselam) rü'yasında görüp, kendisine, îmânı on yedi bölüm üzere yazmak lâzım buyurdu. O ilim talebesi suâl edip, Yâ Resülâllah, yazmak mı, yoksa söylemek mi lâzım dedi. Yazmak lâzım buyurdu. Bunun üzerine Mevlânâ (rahimehullah) bu işareti emir ka­bul edip, bu risaleyi kaleme aldı. Esasını beş kısım üzere tertîb eyledi. Bir kısmı itikâd, bir kısmı ameller, bir kısmı ahlâk, bir kısmı kötü huylar, bir kısmı ilim hakkındadır. Din hükümlerinin hepsi bu beş kısımdadır. Bun­ların dışında bir şey kalmamaktadır. Bu kısımların her birinde on yedi mes'ele bildirmektedir. Bu beş kısımdaki on yedişer mes'ele ile toplu ola­rak farz ve vâcib mes'elelerinin özünü tamamen anlatmaktadır. İşte bu za­vallı kul da, teberrüken o din büyüğüne uyup, bu kitabın esasını bu beş kı­sım üzere yaptım. İnsanlar farz ve vâcib mes'eleleri öğrenmeğe, kısa ve­ya geniş olarak muhtaç olduklarından, her faslın başında, teberrüken o ri­saleden bir mes'ele bildirdim. Ondan sonra farz ve vâcibleri geniş olarak yazdım. Bunlar akâid, tefsir, kıraat, hadîs, fıkıh, evliyanın sözleri, hukemânın hikmetleri ve uygun nasihat ve va'zlardır. Manzum ve mensurlar­dır. Bu türden uygun olanları da kitabıma aldım. Kabul sahihlerinin kere­minden umarım ki, bir yanılma, bir hata olduysa, düzeltip af buyursun­lar. Ayıplamasınlar ki, kerîmlerin sıfatı, hataları örtmektir. Sefihlerin işi ise, ayıb aramaktır. Ama bununla beraber biliyorum ki, âlimler cahillik yapmazlar ve cahillerin yaptıkları ise, ilimle olmaz. Umarım ki, akıl ve ilim sahihleri ufak şeylere bakmazlar.
       
      Şiir: Büyükler huzurunda, ufaklardan korkulmaz,
             Engin denizde hardal tanesi belli olmaz;
             Bundan önceki selef bakın ne demişlerdir,
             Musanniflerin özrü, hedef olmalarıdır.
       
      Allahü teâlâ bizi doğru yolda bulundursun. Bu kitabı dört yüz kırk-dört mu'teber ve meşhur kitabdan toplayıp, dînin usûl ve fürû'unda yaz­dım. Kelâm ve akaidin usulünden, kıraatin usûl ve fürû'undan. hadîs il­minde yazılmış usûl ve fürû' kitablarından, fıkhın usûl ve fürû'undan, tıb­bın usûl ve fürû'undan, ferâizin usûl ve fürû'u kitablarından, hesâb ilmi­nin usûl ve fürû'undan. tefsirlerden, nasihat ve va'z kitablarından, tasav­vuf ve erbain kitablarından, risale, manzum, hikmet ve diğer kitablardan derledim.
       
       
             SON SÖZ
       
      Allahü teâlâ'ya sevdiği ve beğendiği şekilde, sayısız hamd ü senalar olsun ki, bu çok kıymetli kitabın Farsca’dan Türkçe’ye tercümesini bu kemter kuluna nasîb etdi.

      Gerçekten islâm âleminde yazılan kitabların en güzellerinden, en fâidelilerinden, en kolay anlaşılanlarından olan bu kıymetli esere, müelli­fin asrından sonra yetişen büyük âlimlerin, değerli kitablarından, bazı konularda açıklama mâhiyyetinde birkaç ilâve de yaparak, fâidesini da­ha da artırmağı düşündük. İlâvelerin hangi kitablardan yapıldığını, yerle­rinde yazdık. Bilhassa tıb konusunda, her ailenin hıfzıssıhha kitabı dene­cek kadar, günümüz hastalık ve tedavilerini ekledik. İmâm-ı Rabbani Ahmed Fârûkî Serhendî'nin (kuddise sirruh) Mektûbâtından, ruhlara gı­da olan, gönüllere hayat sunan mektuplar da koyduk. Tercüme esnasın­da, insanlık icâbı, hatâ vâki' olduysa, Allahü teâlâ'dan, Habîbinden, mü­ellifin ruhundan ve okuyuculardan, bu ilmi kıt, değersiz kulu af etmele­rini rica ederim.
       
      Allahü teâlâ kalblerimizi Ehl-i Sünnet i'tikâdı ile süslesin. A'zâlarımızı, güzel dînimizin emrettiği ilme uygun amellerle zinetlendirsin. Ru­humuzun gıdasını, kendi sevgisi, Habîbinin (sallâllahü aleyhi ve sellem) sevgisi, âlim ve velî kullarının muhabbeti eylesin. Gece gündüz Kur'ân-ı kerîm okumak, fıkıh öğrenmek, öğrendiğini yapmak ve yaptırmak, çoluk çocuğunu ateşten korumak için onları iyi yetiştirmek, cem'iyyette ve vata­na fâideli olmak, velhâsıl Habîbinin dînine hizmetçi ve yardımcı olmakla şereflenen kullarından eylesin. Türedi mezhebsiz ve sapıklara, din simsar­larına ve istismarcılarına aldanmaktan muhafaza eylesin. Amin. O Ra­himdir, Kerîmdir. Kerîmler ile yapılan işler zor değildir.
       

       
      A.Faruk Meyan
      10 Temmuz 1978 Pazartesi
      4 Şa'ban-ı muazzam 1398

        

       
      Berekat Yayınları Faruk Meyan tercümesi Riyadün Nasihin Sohbet ve Nasihatler kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055126049
      MarkaBerekat Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9786055126049

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.