• Tüm Kategoriler
    • AXES BONUS CARD FİNANS WORLD PARAF MAXİMUM KARTLARA 3 TAKSİT CANLI STOK Sistemi ile Çalışıyoruz. Tedarik Sistemi Şeklinde Çalışmıyoruz. Stoktaki Ürünlerle Hızlı Kargo

      Şifai Şerif Şerhi, Yaşar Kandemir

      Şifai Şerif Şerhi, Yaşar Kandemir
      Şifai Şerif Şerhi, Yaşar Kandemir
      Şifai Şerif Şerhi, Yaşar Kandemir
      Şifai Şerif Şerhi, Yaşar Kandemir
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Fiyat:
      290,00 TL
      İndirimli Fiyat (%42,1) :
      168,00 TL
      Kazancınız 122,00 TL
      2.8 18
      168.00 www.goncakitap.com.tr
      58,80 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                  Stoktan Kargo

        Kitap           Şifa-i Şerif Şerhi
        Yazar           Kadı İyaz
        Tercüme      Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir
        Yayınevi      Tahlil Yayınları
        Etiket Fiyatı  290 TL 
        Kağıt Cilt      Şamua Ivory kağıt, 3 Lüks Termo Deri Cilt
        Sayfa Ebat   1.848 sayfa - 17x24 cm
        Yayın Yılı      2019  Son Baskı
        ISBN             9786058776807
       
      Tahlil Yayınevi Şifa-i Şerif Şerhi kitabını incelemektesiniz.
      Kadı İyaz 3 cilt Şifayı Şerif Tercüme ve Şerhi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku .O, insanı " alak "dan yarattı.Oku,Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

       
                     ÖNSÖZ            
       
      Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
       
      Öncelikle, Habîb-i Ekrem'ini, bütün özellikleriyle anlatan Şifâ-i Şe­rifi, zevkle okunabilecek bir tarzda Müslüman kardeşlerimin hizmeti­ne sunmayı bendenize nasip ettiği için Yüce Rabbime hamd eylerim. Sünnet-i seniyyesi hayat rehberimiz olan Resûlullah Efendimiz'e de salâtü selâmlarımı arzeylerim.
       
      İslâm dünyasında ve bizim ülkemizde asırlardan beri büyük ilgi gören bu kitabın -" Şifâ-i Şerif Nasıl Bir Eserdir? " başlığı altında da görüleceği üzere- kırktan fazla âlim tarafından şerhedilmesi, onun bazı selâtîn camilerinin vakfiyelerinde, "Şifâhânlar" tarafından okutulmasının vasiyet edilmesi de Şifâ-i Şerif in hem bütün Müslümanların hem de halkımızın hayatındaki müstesna yerini göstermeye kâfidir.
       
      Bu satırları kaleme aldığım günlerden birinde, Eyüp Sultan Ca­mii'ndeki dersimden sonra, Bezm-i Alem Valide Sultan Vakfı'nın müte­velli heyetinde bulunduğunu söyleyen bir tabîbin, söz konusu Vakfın vak­fiyesinde Valide Sultan'ın, kendisinin inşâ ettirdiği camide Şifâ-i Şerîf okutulmasını vasiyet ettiğini daha yeni öğrendiklerini söyleyerek, bu der­si orada da okutup okutamayacağımı sorması, Şifâ ırmağının mâzîden istikbâle doğru akmaya devam ettiğini göstermektedir.
       
      Fâtih Câmi-i şerîfinde yıllardan beri halka ve talebelerine ana kay­naklarımız yanında, Şifâ-i Şerifi "altıncı defa" okutan Muhammed Emin Saraç Hocaefendi, Eyüp Sultan Camii'nde seksen yıldan beri okutulma­yan Şifâ-i Şerifi okuma geleneğini ihya etmemi bendenizden ısrarla is­teyince, hocamızın bu arzusunu bir emir telâkki ederek 22 Mayıs 2005 târihinde Şifâ-i Şerîf dersine başlamıştım.
       
      Eyüp Sultan Câmi-i şerifinin emekli imâmı olan reîsü'l-kurrâ Ahmet Arslanlar Hocaefendi, bu mübarek camide bir zamanlar Şifâ-i Serîf oku­tulduğunu bizzat gördüğü ve dinlediği için, derse başladığımız zaman, "Şurada bir minder vardı, orada Hoca Osman Efendi Şifâ-i Şerîf oku­turdu; şuradaki minderde de Zeynel Efendi oturur ve Şifai Şerif oku tur­du." diye o güzel günlerin hâtırasını yâdetmiş, bu derslerin 1920'li yıllarda sona erdiği bilgisini teyit etmişti.

      Şifa-i Şerif , gönüllerde Peygamber sevgisini tutuşturmak, onu bütün yönleriyle tanıtıp anlatmak ve Müslümanlara, Sultân-ı Enbiyâ'nın hakla­rını savunmayı öğretmek maksadıyla yaklaşık dokuz asır önce Endülüslü tanınmış âlim Kâdî İyâz tarafından yazılmıştı. Eser, İslâmiyet'in canlı bir şekilde yaşandığı ve Müslümanların İslâm kültürüne âşinâ olduğu bir de­virde kaleme alınmıştı.
       
      Şifâ-i Şerifi defalarca okutmuş olan şifâhânların notlarına ulaşmam ve onların bu eseri nasıl okuttuklarına dâir bilgi edinmem mümkün değil­di. Bununla beraber Şifâ-i Şerîf dersini verirken, dinleyiciyi eserde temas edilen her konuda aydınlatmam gerektiğini biliyordum. Derslerime, başta hadis kitapları olmak üzere çeşitli kaynaklara başvurarak hazırlandığım için, böyle bir hazırlığın zayi olup gitmemesini arzu ettim.
       
      * Şifâ-i Şerifin iki önemli şerhini hep göz önünde bulundurdum. Bunlardan biri, bildiğim kadarıyla Şifâ-i Şerîf şerhlerinin en güzeli olan, kıraat ilmine mükemmel mânada vâkıf olduğu için de Kârî lakabıyla anılan Aliyyü'l-Kârî'nin (v. 1014/1605) Şerhu'ş-Şifâ fî huküki'l-Mustaf'â'sıdır'. Aliyyü'l-Kârî, önemli bir Hanefî fakîhi, muhaddis, müfessir, devrinin akâid, kelâm, tasavvuf, târih, dil ve edebiyat alanlarında önde gelen bir âlimi olarak Şifâ-i Şerifi derin bir vukufla şerhetmiştir.
       
      Faydalandığım bir diğer önemli şerh de Şehâbeddin el-Hafâcî'nin(v. 1069/1659) Nesîmü'r-riyâz fî şerhi Şifâ'i'l-Kâdî' İyâz'ıdır. Bir Hanefî fakîhi olan Hafâcî de; Rumeli ve Mısır'da kadılık yapmış; kâdıl kudât unvanını elde etmiş; ayrıca müfessir, dil ve edebiyat âlimi sıfatıyla Şifayı Şerife geniş açıdan bakabilmiş bir âlimdir.
       
      Şifâ-i Şerifte açıkladığım konuların çoğunda bu iki şöhretli âlimin gö­rüşlerinden büyük ölçüde istifâde ettim. Onlardan faydalandığım her yerde adlarını zikretmenin, eserin akışını engelleyeceği ve okuyucuyu bıktıracağı düşüncesiyle, sadece gerekli gördüğüm yerlerde isimlerini verdim.
       
      Kadı İyaz, görüşlerinden faydalandığı âlimleri, muhtemelen oku­yucunun tanıdığı düşüncesiyle, adlarını tam olarak zikretmek yerine bu zevatı: "Şa'bî, Mâverdî, A'râbî, Ebû Süleyman, İbni Kani, İbni Ata" şek­linden isbe, lakap ve künyeleriyle kısaca verdiği için, ben bu âlimleri, günümüz okuyucusunu dikkate alarak tercümemizin dipnotlarında tam adları, başlıca özellikleri ve önemli eserleriyle kısaca tanıttım.
       
      Şifâ-i Şerifi, dipnotlara bakmadan okumak isteyen okuyucularımıza kolaylık olmak üzere bu isimleri, Şifâ-i Şerifte geçtiği yerlerde, vefat târihlerini de zikrederek "Kâdî ve muhaddis İbni Kani (y. 351/962)", "ilk devir sûfî, muhaddis ve müfessirlerinden İbni Atâ (v. 309/922)", "Şafiî fakîhi Ebü'l-Hasen el-Mâverdî (v. 450/1058)" şeklinde tanıtarak sundum.
       
      Sahabe, tabiîn ve tebe-i tabiîn âlimlerinden söz edildiği yerlerde de onları: "ashâb-ı kiramdan Ebû Saîd el-Hudrî (v. 74/694)", "tabiîn muhaddislerinden Amr ibni Şuayb (v. 118/736)", "tebe-i tabiîn âlimlerinden Abdullah ibni Vehb (v. 197/813)" diye andım.
       
      Haklarında bilgi verdiğim şahıslar, kolayca ulaşılabilecek tabakât ki­taplarında geçiyorsa, okuyucuyu çeşitli kitap adlarıyla bilgiye boğmamak için, tercüme-i hâllerinin geçtiği kaynakları zikretmedim. Şayet o şahıslar hakkında sadece birkaç kaynakta bilgi varsa, bu defa da onlara ulaşmak isteyen okuyucuya yardımcı olmak için faydalandığım eser veya eserlerin adını verdim.
       
      Dipnotlarda zikrettiğim kitaplar hakkında bilgi sahibi olmak isteyen­ler, bu eserin sonundaki "Faydalanılan Kaynaklar" kısmına bakabilirler. Bir eser bazan birden fazla naşir tarafından yayımlandığı için, o eserin hangi neşrinden faydalandığımı göstermek üzere, kitap adından sonra naşirin en tanınmış adını (Kal'acî), (Sekkâ), (Atâ), (İvezullah) şeklinde kı­saltarak verdim. Okuyucu kitabımızın "Faydalanılan Kaynaklar" kısmında bu isimlerin tamamını ve eserin neşriyle ilgili diğer bilgileri bulabilecektir.
       
      Kadı İyaz Şifa-i Şerif te 1800 kadar hadîs-i şerif zikretmiş, bazan bu hadislerin tamamını vermek yerine, onlardan birkaç kelimeyi hatırlat­makla yetinmiştir. Bugünün okuyucusunu o hadîs-i şeriflerle buluşturmak ve konunun daha iyi kavranmasını sağlamak düşüncesiyle, hadislerin ta­mamını tercüme edip bunların geçtiği kaynaklan gösterdim.
       
      Dinî ilimlerle meşgul olan bazı şahsiyetlerin bile, kitap ve bab adı ile bab numarası verilen hadislere ulaşmakta zorlandığını gördüğüm için, eserde geçen hadisleri tahkik ve kontrol etmek isteyenlere yardımcı ol­mak üzere, söz konusu hadislerin numaralarını da zikrettim. Özellikle Kütüb-i Sitte hadislerini bulmakta zorlananların, hadislerin hangi kitap­ta hangi usûlle verildiğini görmek için "Faydalanılan Kaynaklar" kısmına bakmaları yararlı olacaktır.
       
      *Eserde tanıtılan şahıslar hakkında verilen bilgiler ile hadislerin kay­nakları her okuyucuyu ilgilendirmeyeceği için, bunları dipnota almayı uy­gun bulduk.
       
      Şifâ-i Şerîf 'i açıklamak maksadıyla verilen bilgilerin, özellikle halkı­mız tarafından kolayca okunmasını sağlamak düşüncesiyle, farklı bir usûl denedik: Bir konuyu açıklayıcı bilgileri ve tamamı tercüme edilen hadîs-i şerifleri dipnotta vermek yerine, onları Şifayı Şerif in ilgili paragrafının hemen altında verdik. Şifâ tercümesiyle karıştırılmaması için de bu bil­gileri, iki yanında noktalar bulunan daha dar bir çerçeve içinde sunduk. Bununla beraber tercüme arasına taşıyamadığımız bazı kısa açıklamaları dipnotta bırakmak zorunda kaldık. Kolaylık düşüncesiyle yaptığımız bu uygulamayı okuyucularımızın da isabetli bulacaklarını ümit ediyoruz.
        
      *Kâdî İyâz, ele aldığı konuları geniş bir şekilde incelerken çeşitli bil­giler vermiştir. Okuyucunun bu bilgileri dikkatle takip etmesini sağlamak maksadıyla Şifa tercümesine, ele alınan konuyu özetleyen yan başlıklar koymaya çalıştım. Bunların müellif tarafından esere konulan esas başlıklarla karışmaması için de Şifâ-i Şerifteki başlıkları 1., 2., 3. Şeklinde numaralandırdım.

      Eserdeki hadislerin kaynaklarını bulmak için Şifâ-i Şerif naşirlerinden Abdüh Ali Kûşek ve Ebû Abdirrahmân Muhammed el-Allâvî'nin çalış­malarından faydalanmakla beraber, bu maksatla kendi imkânlarımla da çeşitli araştırmalar yaparak söz konusu rivayetlerin kaynaklarını gös­termeye gayret ettim. Hem hadisleri hem de verdiğim bilgileri tahkik et­mek için faydalandığım eserler, dipnotlarda ve eserin sonundaki "Fay­dalanılan Kaynaklar" kısmında görülecektir.
        
      *"Şifâ-i Şerif Nasıl Bir Eserdir?" başlığı altında bu eserin asır­lardan beri İslâm dünyasında nasıl benimsendiğini, Şifâ üzerinde İslâm âlimleri tarafından ne gibi çalışmalar yapıldığını anahatlarıyla göstermeye çalıştım. Ardından okuyucunun, bu güzel kitabı İslâm âlemine armağan eden zâtı yakından tanıması için "Kâdî İyâz, Hayatı ve Eserleri" başlığı altında müellifimizi tanıttım. Daha sonra "Kâdî İyâz ve Hadis" başlığı altında, müellifimizin hadis ilmindeki üstün yerini, hadis otoritelerinin gö­rüşlerine dayanarak ortaya koymaya gayret ettim.
       
      *Bu eserin nasıl hazırlandığı konusundaki açıklamayı tamamlamadan önce, onun hazırlanmasında ilgi ve yardımlarını gördüğüm pek değerli ilim adamlarına ve yayımda hizmeti geçen kardeşlerime teşekkürlerimi sunmak istiyorum.
       
      Öncelikle, Eyüp Sultan Camiinde Şifâ-i Şerîf sohbetlerine başla­mam için ısrar ve himmetlerini esirgemeyen, dolayısıyla bu eserin hazır­lanmasına vesile olan muhterem Muhammed Emin Saraç Hocaefendiden saygılarımın ve şükranlarımın kabulünü istirham ederim.
       
      İkinci olarak, eserin neşrinde önemli hizmetler üstlenen sevgili kar­deşim Nureddin Yıldız'a teşekkür etmek istiyorum. Şifâ-i Şerîf Şerhi"ni Tahlil Yayınları'nın neşretmesi hâlinde, bütün müftülüklere birer takım Şifâ-i Şerîf Şerhi hediye edeceğini söylemesi beni sevindirdiği gibi, ese­rin neşri kararında Tahlil Yayınları'nı tercih etmemin de ilk âmili oldu. Onun insan yetiştirme hususunda kendine özel usûllerini ve bitip tüken­meyen gayretlerini yıllardan beri hayranlıkla izlerim. Öğrencilerine okut­tuğu çeşitli dersleri, 1500'ü aşan dinleyicilerinin ilgiyle takip ettiği haftalık sohbetleri ve telif çalışmaları arasına, "Ben Şifâ'mı buldum" diyerek Şifâ-i Şerîf Şerhi neşrini de koydu. Eserin anlaşılmasını kolaylaştırmak maksa­dıyla yaptığım açıklamaları dipnottan alıp tercümenin arasına yerleştirme, bazı âyet ve hadis metinlerini yerlerine koyma işini bizzat üstlendi. Ayrıca çok önemsediği Şifâ-i Şerîf Şerhi"nin en güzel şekilde yayımlanması için hiçbir fedakârlığı esirgemedi.
       
      Allah, kendisinden razı olsun.
       
       
      *İslâm dünyasında ve milletimizin gönlünde çok üstün bir yeri olan Şifâ-i Şerîf i, okuyucunun eline mümkün olduğu kadar hatasız ulaştırmak, dikkatimden kaçan hususları tashih etmek için iki kardeşimden yardım istedim. Bu amaçla sevgili talebem ve Ayet ve Hadislerle Açıklamalı
      Kur'ân-ı Kerîm Meali
      adlı çalışmayı birlikte hazırladığımız Marmara Üni­versitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Halit Zavalsız'dan yaptığım tercümeyi baştan sona aslıyla karşılaştırmasını talep ettim. Yine Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültemizin Kelâm Anabilim Dalı öğretim üyesi olup Türkçe'yi güzel kullanmasıyla tanıdığımız, Mealimizin de redaktörü olan sevgili kardeşim Prof. Dr. Metin Yurdagür'den de eseri ifâde ve imlâ açısından gözden ge­çirmesini rica ettim. Himmetlerini esirgemedikleri için her iki kardeşime de teşekkürlerimi sunmayı zevkli bir görev kabul ederim.
       
      Ayrıca eserin muhtelif açılardan fihristini hazırlayan Cafer Durmuş, iç tasarımını yapan Şaban Muslu, tashihini üstlenen Samet Öztürk ve yayım safhasında gayretlerini esirgemeyen Yavuz Selim Taştekne ile Sadullah Yıldız kardeşlerime teşekkür ederim.
       
      Cenâb-ı Mevlâ'dan, Şifâ-i Serîf Şerhi'nin neşrinde hizmeti geçenleri, onu okuyan, okutan ve dinleyen bütün Müslüman kardeşlerimi Resûlullah Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine göre yaşamaya muvaffak buyurmasını ve hepimizi onun şefaatiyle bahtiyar eylemesini niyaz ederim.
       
      Mehmet Yaşar Kandemir
      Aralık 2011, Üsküdar
       
       
               ŞİFÂ-İŞERÎF NASIL BİR ESERDİR?
       
      Tam adı eş-Şifâ bi-ta'rîfi hukuki'l-Mustafâ olan eser, Türk-İslâm dünyasında Şifâ-i Şerif diye şöhret bulmuştur. Kâdî İyâz, dünyaca ünlü bu eserini Peygamber muhabbetini güçlendirmek ve Resûl-i Ekrem'in Müslü­manlar üzerindeki haklarını belirlemek maksadıyla kaleme almıştır.
       
       Şifâ-î Şerîf Kimler için Yazıldı?
       
      Müellifimizin İslâmî ilimlerdeki üstünlüğünü bilenler, ondan Resûl-i Ekrem'in yüceliğini, ona gösterilmesi gereken saygıyı, bu saygıda kusur edenlerin durumunu ortaya koyan ve İslâm ulemâsının bu konularda­ki görüşlerini bir araya getiren bir kitap yazmasını ısrarla istemiş, o da bunun üzerine hicrî 535 (milâdî 1140) yılında Şifâ-i Şerifi kaleme almaya başlamış, bu eserde Fahr-i Âlem Efendimiz'in müslümanlar üzerindeki haklarını göstermiş, müslümanların onu en derin duygularla sevip ona en üstün saygıyı göstermekle mükellef olduğunu ortaya koymuştur.
       
      Kâdî İyâz, "Resûl-i Ekrem'in Mucizeleri" bahsinin girişinde eserini kim­ler için yazdığını, kimleri de hiç hesaba katmadığını dile getirmiştir.
      Şifâ-i Şerifi Resûl-i Ekrem'in peygamberliğini inkâr eden, onun mucizelerine dil uzatan kimseler için yazmadığını söylemiş, esasen mucizelerin varlığı ve gerçekliği konusunda bu gibileri ikna etmek için aklî ve naklî deliller getirmeye ihtiyaç duymadığını ifâde etmiş, ancak o, bu kitabını Peygam­ber aleyhisselâmın davetini kabul edenlerin, onun peygamberliğini tasdik edenlerin Resûlullah'a besledikleri muhabbeti artırmak, onun sünnetine daha fazla sarılmalarını sağlamak ve imanlarını kuvvetlendirmek amacıyla yazdığını belirtmiştir.
       
       
      Şifâ-i Şerifte Hangi Konular Var?
       
      Şifâ-i Şerif dört bölümden meydana gelmektedir.
       
      Birinci bölümde Resûl-i Ekrem'e en üstün saygının beslenebilme­si için onun maddî ve manevî güzellikleri, Allah katındaki üstün yeri ve mucizeleri ele alınmaktadır.
       
      İkinci bölümde Fahr-i Âlem Efendimiz'e inanıp itaat etmenin, onu bütün gönlüyle sevmenin, kendisine salâtü selâm getirmenin gereği orta­ya konulmaktadır.
       
      Üçüncü bölüm kitabın asıl konusunu teşkil etmekte, müellifimiz ilk iki bölümün bu bölüme giriş niteliği taşıdığını söylemektedir. Bu bölümde Resûl-i Ekrem'de bulunabilecek ve kesinlikle bulunmayacak hususlar ele alınmakta, Allah Teâlâ'nın Peygamber aleyhisselâmı günahlardan ve kö­tülüklerden koruduğu belirtilmekte, İki Cihan Güneşi Efendimiz'in dünya ile ilgili hâlleri ve insan olması itibariyle yaptıkları işlenmektedir.
       
      Dördüncü bölümde ise Resûl-i Ekrem'e dil uzatanlara uygulanacak ceza ve hükümler incelenmektedir.
       
      Müellifimiz Bu Eserinde Konuları Nasıl İşledi?
       
      Müellifimiz bir konuya önce ilgili âyetleri ve müfessirlerin bu âyetlerle ilgili açıklamalarını zikrederek başlamaktadır. Ardından konuyla ilgi­li hadisleri vermekte, ilk hadisi de senediyle birlikte nakletmektedir. O bu usulüyle, aslında bütün hadislerin senedleri bulunduğuna, fakat bahsi uzatmamak için diğer hadislerin senedlerini vermediğine işaret etmekte­dir. Daha sonra da tanınmış âlimlerin o konuya açıklık kazandıran görüş­lerini zikretmektedir.
       
      Eserin Telifinde Hangi Âlimlerin Görüşlerinden Faydalandı?
       
      Kâdî İyâz; muhaddis, müfessir, fakîh, dil ve edebiyat âlimi olması sebebiyle kitabın konularını âyet, hadis, İslâm hukuku, dil ve edebiyat gibi pek çok açılardan ele alıp işlemiş, bunun yanında siyer ve megâzî, kelâm ve tasavvuf ilimlerinin ilk mümessillerinden ve önde gelen âlimlerinden faydalanmıştır.
       
      Hadis ilminde Kütüb-i Sitte musannifleri ile İmâm Mâlik (v. 179/795), Ahmed ibni Hanbel (v. 241/855), Bezzâr (v. 292/905), Taberânî (v. 360/971), Ebû Süleyman el-Hattâbî (v. 388/998), İbni Abdilber en-Nemerî (v. 463/1071), Ebü'l-Velîd el-Bâcî (v. 474/1081) gibi âlimlerden faydalanmıştır.
       
      Tefsir ilminde İbni Cerîr et-Taberî (v. 310/922), Ebü'l-Leys es-Semerkandî (v. 373/973) gibi ünlü müfessirlerden istifâde etmiştir.
       
      Tasavvufta görüşlerine başvurduğu sûfîler arasında Ebû Abdirrahmân Muhammed ibni Hüseyin es-Sülemî (v. 412/1021), Mekkî bin Ebî Tâlib (v. 437/1045) gibi âlimler, Sehl ibn Abdillâh et-Tüsterî (v. 283/896) ve Abdülkerîmel-Kuşeyrî (v. 465/1073) gibi zâhidler bulunmaktadır.
       
      Siyer ve megâzîde İbni İshâk (v. 151/768), Vâkıdî (v. 207/822) ve Muham­med ibni Sa'd (v. 230/845) gibi şöhretli İslâm tarihçileri vardır.
       
      Fıkıh ilminde özellikle İmam Mâlik ile MâlikifakîhlerindenİbniHabîb es-Sülemî (v. 238/852), Sahnûn (v. 240/854), Muhammed ibni Sahnûn (v. 256/870), İbnü'l-Cellâb diye bilinen Ebü'l-Kâsım Ubeydullah ibni Hüseyin el-Basrî (v. 378/988) gibi âlimlerin görüşlerinden faydalanmıştır.
       
      Arap dili, Arap edebiyatı ve kıraat ilimlerinden Ali bin Hamza el-Kisâî (v. 189/805), Yahya bin Ziyâd el-Ferrâ (v. 207/822), Ebü'l-Abbâs el-Müberred (v. 286/900), Ebü'l-Abbâs Sa'leb (v. 291/904), Ebûİshâk ez-Zeccâc (v. 311/923), Niftaveyh lakabıyla meşhur İbrahim ibni Muhammed (v. 323/935), Muhammed ibniAhmed el-Ezherî (v. 370/980) ve Ali bin îsâ er-Rummânî (v. 384/994) gibi üstadların fikirlerinden yararlanmıştır.
       
      Kelâm ilminde ise Ebü'l-Hasan el-Eş'arî (v. 324/935), KâdîEbû Bekir el-Bâkıllânî (v. 403/1013), Ebû Bekir İbniFûrek (v. 406/1015), Ebûİshâk el-İsferâyînî (v. 418/1027) ve Ebü'l-Hasen el-Mâverdî (v. 450/1058) gibi otoriteler­den istifâde etmiştir.
       
      Kâdî İyâz, bu gibi âlimlerin farklı görüşlerini nakletmekle yetinmemiş, zaman zaman bu görüşler arasında tercihler yapmıştır.
       
       
      Şifa-i Şerifi Kadı İyaz'dan Kimler Rivayet Etti?
       
      Şifâ-i Şerifi müellifimizden pek çok kimse dinleyerek rivayet etmiş­tir. Bunların başında oğlu Muhammed ibni İyâz(v. 575/1 ıso); Kâdî İyâz'dan uzun süre ayrılmayan talebesi İbni Zerkün diye tanınan Muhammed ibni Saîd el-Ensârî (v. 586/1190) ve Kâdî İyâz'a yıllarca talebelik edip eserleri­nin çoğunu kendisinden rivayet eden, özellikle de Şifâ-i Şerifi ondan iki defa okuyup bu eserin de rivayet icazetini alan İbnü'l-Gâzî diye bilinen Muhammed ibni Hasan el-Ensârî es-Sebtî (v. 591/1195); rivayeti Endülüs, Tunus, Mısır, Suriye ve Medine'de yayılan Ebû Ca'fer el-Hassâr diye ta­nınan Ahmed ibni Alî el-Gırnâtî (v. 598/1201) ile dil âlimi ve Zahirî fakîhi İbni Madadiye anılan Ahmed ibni Abdirrahmân (v. 592/1196) bulunmaktadır. Şifâ-i Şerifi müellifimizden icazet yoluyla rivayet edenler arasında hadis, fıkıh ve edebiyat âlimi İbni Kurkül (v. 569/1174); tarihçi, fakîh ve muhaddis İbni Beşküvâl (v. 578/H82) ve Kâdî Ebû Bekir ibni Ebî Cemre (v. 599/1202) gibi isimler de yer almaktadır.
       
      Şifâ-i Şerifin İslâm Dünyasındaki Yeri
       
      Şifâ, yazıldığı tarihten itibaren İslâm dünyasında büyük ilgi görmüş, bu sebeple, üzerinde şerh, haşiye, ihtisar ve muhtelif dillere tercüme şek­linde pek çok çalışma yapılmış, medreselerde öğrencilere, camilerde hal­ka okutulmuştur.
       
      Özellikle kuzey Afrika ülkelerinde Şifâ-i Şerife ayrı bir önem veril­miş, düşman tehlikesi veya müzmin bir hastalık korkusu hissedildiği zaman Şifâ-i Şerifi okuma gelenek hâlini almıştır. Faslı hadis âlimi Mu­hammed ibni Ca'fer el-Kettânî, er-Risâletü'l-müstetrafe adlı eserinde (s. 106), Şifâ-i Şerifin bu faydasının tecrübe edildiğini söylemektedir. İşte bu sebeple Kuzey Afrika'da, amansız hastalıklardan ve âfetlerden korunmak için evlerde Şifâ-i Şerîf bulundurulması âdet olmuştur.
       
      Tehlike zamanında Şifâ-i Şerifi okuma âdetinin diğer İslâm ülkele­rinde de mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Sultan Abdülhamid'in sürgünde bulunduğu günlerde, Çanakkale savaşlarında zafer kazanılması için Şifâ-i Şerifi okuduğu ve bundan dolayı etrafta tarif edilemeyecek kadar latîf kokular hissettiğini söylediği, bunun da düşmanın Çanakkale'yi geçemeyeceğine işaret olduğunu belirttiği görülmektedir.1
       
      Eserin Mağrip'te, kolayca okunabilmesi için, tıpkı hatim cüzleri gibi otuz cüz hâlinde yayımlandığı, Cezayir'de, askerlik görevini yapacak olanların Sahîh-i Buhârî ve Şifâ-i Şerîf üzerine yemin etme gelene­ğinin devam ettiği belirtilmektedir.
       
      1-Metin Hülagü, Sultan İkinci Abdülhamid'in Sürgün Günleri, s. 243 32
       
       
      Âlimlerin, Şifâ-i Şerîf Hakkındaki Takdirkâr Sözleri
       
      Kadı iyaz 'ın en önemli eseri kabul edilen Şifâ-i Şerîf hakkında âlimler takdirkâr sözler söylemişlerdir. Hepsinden önce müellifimiz Şifâ-i Şerifin değerine şu sözlerle işaret etmiştir:

      "Şifâ-i Şerif tamamlandığı zaman, mel'ûn şeytanın göğsü hasedin­den çatlayacak; mü'minin kalbi, okuduğu deliller sebebiyle büsbütün ay­dınlanıp içi rahatlayacak ve aklı olan herkes Peygamber Efendimiz'in kıy­metini daha iyi anlayacaktır."1
       
      Mâlikî fakîhi ve biyografi yazarı İbni Ferhûn (v. 799/1397), Kâdî İyâz'ın Şifâ-i Şerifi yazmak suretiyle, bu konuda kimsenin kendisiyle boy ölçüşemeyeceği benzersiz bir eser meydana getirdiğini söylemiştir.2
       
      Aynı görüşte olan ünlü Türk âlimi Taşköprizâde Ahmed Efendi (v. 968/1561), vebanın yaygın olduğu zamanlarda Şifâ-i Şerîf okumanın faydasını "meşâyihten" duyduğunu dile getirmiştir.3

      Şifa-i Şerif şerhlerinin en güzelini kaleme almış olan Aliyyü'l-Kârî de bu eserin, sahasında yazılan bütün kitapları kısaca ihtiva ettiğini belirtmiştir.4
       
      Eserleriyle İslâm kültürüne büyük hizmet eden Kâtib Çelebi (v. 1067/1657) Şifayı Şerif in son derece faydalı olduğunu ve İslâm dünyasın­da bir benzerinin yazılmadığını söylemiştir.5

      Şifâ-i Şerifin en önemli sarihlerinden olan Şehâbeddin el-Hafâcîde (v. 1069/1659) bu çok değerli eserin, müellifinin de büyük bir insan ol­duğunu en iyi şekilde gösterdiğini vurgulamıştır.6

      Mâlikî fakîhi Ahmed ibni Muhammed el-Makkarî(v. imi/1632), Resûl-i Ekrem'i en güzel şekilde anlatan eserin Şifâ-i Şerif olduğunu, âlim ve câhil, Arap ve Arap olmayan herkesin ondan söz ettiğini, fazilet­leri anlatılmakla bitmeyecek olan bu eser sayesinde Kâdî İyâz'ın Allah'a
       
       
      1-eş-Şifâ(nşr. Köşek), s. 51, 52.
      2-İbniFerhûn, ed-Dîbâcü'l-müzheb, II, 49.
      3-Taşköprizâde, Miftâhu's-saâde, II, 149.
      4-Aliyyü'l-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, I, 2.
      5-Kâtip Çelebi, Keşfü'z-zunûn, II, 1053.
      6-Hafâcî, Nesîmü'r-riyâz, I, 11.
       
      yakınlık kazandığını belirtmiş ve "Herkesin deva peşinde koştuğunu, ama gerçek şifâyı {Şifâ-i Serî fi) Kâdî İyâz'ın bulduğunu" söylemiştir.1
       
      Hadis âlimi ve mutasavvıf Muhammed Abdülhay el-Kettânî, bir âlimin "İnsanların üzerine güneş Doğu'dan doğar, Batı'dan batar; biz şarklıların üzerine uzak Batı'dan (Mağrib-i aksâ'dan) bir başka güneş daha doğmuştur ki, bu da Kâdî İyâz'ınŞifâ-i Şerifidir" dediğini nakletmiştir.2
       
      Hintli âlim Seyyid Süleyman Nedvî'nin kaydettiğine göre, Fransa'da bulunduğu sırada ünlü şarkiyatçı Massignon kendisine, Avrupalılara Hz. Muhammed'in güzel taraflarını (mehâsinini) anlatmak için, Şifâ-i Şerifin Avrupa dillerinden birine terceme etmenin yeterli olacağını söylemiştir.3     ( Şifayı şerif kitap , şifai şerif al  , şifa-i şerif kitabı , tahlil yayınları 3 cilt şifayı şerif  , yaşar Kandemir şifai şerif , lüks termo deri şifa ı şerif , şifaı şerif , ucuz şifayı şerif )
       
       
      Osmanlıların Şifâ-i Şerife İlgisi
       
      Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki pek çok belgede görüleceği üzere Osmanlı ülkesinde Şifâ-i Şerîf adıyla bilinen esere hem devlet hem halk tarafından büyük ilgi gösterilmiş, Şifâhan (Şifâ-i Şerîfhân, Şifâ-i Şerîf mukarriri) adıyla Şifâ-i Şerîf müderrisleri tâyin edilip onlara maaş bağlanmış, biri vefat edince yerine yenisi atanmış, bunların zaman zaman maaşları yükseltilmiş, ayrıca devletin ve vakıfların desteğiyle "Asâkir-i Şâhâne" ve "Donanmâ-yı Hümâyûn "un selâmeti için Ravza-i Mutahhara başta olmak üzere, Bâb-ı Seraskerî, Bâb-ı Fetva, Fâtih Camii, Kastamonu Nasrullah Kadı Camii, Tarsus Nur Camii gibi Türkiye'nin pek çok camiinde Şifâ-i Şerîf kıraat edilip Şifâ hatimleri yapılmıştır.4Hattâ eşkiyâ ile karşılaşan Osman Paşa'nın zafer elde etmesi için bazı dergâhlarda kelime-i tevhîd ve Şifâ-i Şerîf okutturulmuş, bunun Enderun'da da tertiplenmesine karar verilmiştir.5 Eser, günümüzde de muhtelif İslâm ülkelerinde ve Türkiye'de camilerde halka okutulmaktadır.
       
      Birçok âlim ve şair, Şifâ-i Şerîf i medhetmek üzere şiir söylemiş, Ahmed ibni Muhammed el-Makkarî de bunların bir kısmını Ezhâru 'r-riyâz fî ahbâri îyâz adlı eserinin içinde bir araya getirmiştir.6
       
      1-Makkarî, Ezhârü'r-riyâz, IV, 271.
      2-Abdülhay el-Kettânî, Fihhsü'l-fehâris, II, 800.
      3-Seyyid Süleyman Nedvî, Hz. Muhammed Aleyhisselâm Hakkında Konferanslar, s. 83.
      4-BOA, Y.PRK.UM, 69/14; İ.İLM, 3/1318 M-2; İ.DH, 282/17747, 306/19466, 376/ 24853, 397/26294, 428/28297, 527/36434, 998/78872; HAT, 228/12683; A.MKT. UM, 424/88; A.MKT.NZD, 67/62, 146/98.
      5-(HAT, 55/2543, 29 Z 1215).
      6-IV, 273-307.

       
          KÂDÎ ÎYÂZ'IN ÖNSÖZÜ
       
      BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
       
      Allahım, Muhammed'e ve onun ailesine salâtü selâm eyle. İslâm dünyasının büyük çoğunluğunda, bir esere başlarken önce besmele, ardından hamdele (Allah'a hamdü sena), daha sonra da salvele (Peygamber Efendimize salâtü selâm) zikredilir. Fakat Kâdî İyâz gibi Kuzey Afrikalı ve Endülüslü âlimler, önce besmeleyi, sonra salâtü selâmı, daha sonra da hamdü senayı yazarlar. Muhtemelen bunun sebebi; besmelede Esmâ-i hüsnâdan 'Allah, Rahman, Rahîm" isimleri bulunduğu için bunu Kelime-i tevhîd'in ilk yarısı kabul etmeleri, ardından da Kelime-i tevhîd'in ikinci yarısı sayılabilecek olan salâtü selâm'ı getirmeleridir.1 O Allah'a hamdolsun ki, O'nun yüce ismi hiç kimsenin ismine ben­zemez.  O'nun mülkü son derece sağlam ve dayanıklıdır.
       
      Bize O'ndan beride varılacak bir yer, O'ndan ötede yalvarılacak bir makam yoktur.

      O, hayâl ve vehim mahsulü olmayıp, varlığı apâşikârdır.
       
      Yokluğundan dolayı değil, her eksiklikten münezzeh olduğundan do­layı zâtının görülmesi ve mâhiyetinin bilinmesi açısından gizlidir.
       
      1-Aliyyü'l-Kârî, Şerhu'ş-Şifâ, I, 3. 59
       
      O'nun rahmeti ve ilmi her şeyi kuşatmıştır.
       
      Dostları olan mü'minlere nimetlerini bol bol ihsan etmiş, hangi mil­letten olurlarsa olsunlar onlara içlerinden en şereflisini, tabiat ve soy ba­kımından en temizini, en akıllısını, en sabırlısını, en bilgilisini, en zekisini, bildiği şeyi kesinlikle bileni, kararını tereddütsüz vereni, mü'minleri derin bir şefkatle seveni Peygamber olarak göndermiştir.
       
      Resûl-i Ekrem'in Özellikleri
       
      Cenâb-ı Hak o Peygamber'in ruhunu ve vücûdunu her kusurdan ak­ladı, her ayıptan ve lekeden pakladı. Ona hikmetli söz söyleme ve doğru karar verme kabiliyeti ihsan etti. Onun sayesinde kör gözleri, perdeli kalpleri, sağır kulakları açtı. Allah Teâlâ'nın kendilerine bahtiyarlıktan pay verdiği kimseler ona îmân etti, saygı besledi ve yanında yer aldı. Bahtsızlar defterine kaydettikleri ise onun peygamber olduğunu kabul et­medi, mucizelerine inanmadı.
       
      Zâten "Bu dünyada gözü kör olan, âhirette de kördür."  İsrâ 17/72. Âyette sözü edilen körlüğün manevî körlük olduğu şu âyetlerden de anlaşılmaktadır:  
       
      "Çünkü gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur"  Hac 22/46.
       
      "Sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu bilip de buna inananla, bunu göremeyecek kadar kör olan bir midir? Ancak aklı olanlar düşünüp ders alırlar"  Ra'd 13/19. 60
       
      Allah Teâlâ Peygamberimiz Efendimiz'e ve onun izinde gidenlere durmadan artan ve çoğalan bir şekilde salâtü selâm eylesin.
       
      Allah'ın Lütfuna Eren Kullar

      Sevgili okuyucu!
       
      Yüce Rabbim benim de senin de kalbine, gerçekleri en doğru şekilde görme, bilme ve benimseme kabiliyeti nasip eylesin. Kendisine karşı gel­mekten sakınan dostlarına bağışladığı nimetleri bana da sana da lütfetsin.
       
      O, dostlarını Cennet'iyle şereflendirdi; onları başkalarından uzaklaştırıp kendine yaklaştırdı; onlara Kendini tanıma, saltanatının ve kudretinin sır­larını görme kabiliyeti verip gönüllerini sevinçle doldurdu; büyüklüğünü düşündürüp kendilerini âdeta çılgına çevirdi.
       
      Bu durumdaki kullar, var güçleriyle Allah'a yönelirler. İki cihanda sa­dece O'nun var olduğunu dikkate alırlar. Allah'ın verdiği nimetleri de sı­kıntıları da tadarak hâllerinden memnun olurlar; Cenâb-ı Hakk'ın kudre­tinin eserlerini ve yüceliğinin şaşırtıcı örneklerini hayranlıkla seyrederler. O kitabı Allah indirmiştir, de; sonra da onları kendi hâllerine bırak, daldıkları boş lâflarla oynayadursunlar" ( En'âm 6/91) âyetini dillerinden düşürmeyerek kendilerini sadece Allah'a verirler; yalnız O'na güvenerek şeref ve itibâr kazanırlar. 
       
      Kitabın Yazılış Sebebi
       
      Ey ilim yolcusu!
       
      Benden, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yüceliği­ni anlatan, ona gösterilmesi gereken saygı ve itibârdan söz eden bir kitap yazmamı ısrarla istemiştin. Ayrıca onun yüce şahsına saygı göstermeyen, üstün mevkiine hürmette en küçük kusur eden kimsenin durumunu or­taya koymamı; önceki büyüklerimizin, sonraki âlimlerimizin bu konudaki sözlerini derlememi ve onları örnekler vererek açıklamamı arzu etmiştin.
       
      Sen -Peygamber aleyhisselâma duyduğun saygı sebebiyle böyle bir istekte bulundun, Allah da sana nimetini ihsan eylesin- bu talebinle beni, yapılması son derece güç, oldukça çetin bir işe, çıkılması zor bir yokuşa yönelttiğin için kalbimi derin bir korku kapladı.
       
      Bu Konuda Yazmanın Zorluğu
       
      Bu konuda bir çalışma yapabilmek için önce sağlam esaslar tespit etmeli ve bazı meseleleri iyi hazmetmelidir. Meselâ Resûl-i Ekrem'de mutlaka bulunması gereken, ona maledilebilen, onda kesinlikle bulun­mayacak veya bulunabilecek şeyleri bütün incelikleriyle ve derinlikleriyle bilmek gerekir. Bu arada nebî ile resul; risâlet ile nübüvvet; Allah'ın habîbi olmakla dostu olmak arasındaki farkı ayırt etmek ve bu üstün derecelerin özelliklerine vâkıf olmak şarttır.
       
      Ve bu zor işin önünde nice engeller, yolunu çok iyi bilen ve süratle uçan kuşa bile gideceği hedefi şaşırtan, ayakların birbirine dolanmasına yol açan uçsuz bucaksız çöller vardır. İşaret taşlarının bulunmadığı o geniş çölde şayet bilginin kılavuzluğu, yol bilen birinin rehberliği olmazsa akıl şaşkına döner. Cenâb-ı Hakk'ın yardımı ve desteği imdada yetişmezse, o kaygan zeminde ayaklar kayıverir.
       
      Bununla beraber Resûl-i Ekrem Efendimiz'in yüce kıymetini, üstün ahlâkını ve onun daha önce hiçbir kula verilmeyen özelliklerini açıkla­manın hem bana hem de sana sevap kazandıracağını umarak sorularını cevaplandırmaya karar verdim.
       
      Dört Önemli Sebep
       
      Bu kararımın başka sebepleri de vardır:
       
      Birinci sebep, Allah'ın üzerimizdeki haklarından sonra hakların en üstünü olan Peygamber hakkını açıklamakla Allah'ın buyruğunu yerine getirmiş olacağım.
       
      İkinci sebep, Peygamber Efendimiz'in kıymetini anlatmak suretiyle "Kendilerine kitap verilenler ona daha iyi inanacak; îmân edenlerin de îmânı artacaktır." 
       
       Burada şu âyete işaret edilmektedir: "Kendilerine kitap verilenler iyice inansın; iman edenlerin imanı artsın"  Müddessir 74/31.
       
      Üçüncü sebep, Allah Teâlâ Ehl-i Kitap'tan, Resûl-i Ekrem hakkında bildiklerini halka açıklayacaklarına, bu bilgileri asla saklamayacaklarına dâir söz almıştır.
       
      Burada şu âyete işaret edilmektedir: "Vaktiyle Allah Ehl-i Kitaptan: Bu kitabı insanlara mutlaka açıklayacak, onu asla gizlemeyeceksiniz' diye söz almıştı da, onlar bu sözü önemsemeyip, kulak ardı etmiş ve değersiz dünya menfaatine karşılık onu değiştirmişlerdi, Onların değiştirme bedeli olarak aldıkları şey ne kadar fenadır!"  Âl-i İmrân 3/187.
       
      Dördüncü sebep de, Ebû Hüreyre radıyallahuanhın rivayet ettiği şu hadîs-i şeriftir:
       
       "Bir kimseye bildiği bir konu sorulduğunda cevap vermezse, kıyamet gününde ağ­zına ateşten bir gem vurulur."1
        
      1-Tirmizî, İlim 3, nr. 2649; EbûDâvûd, İlim 9, nr. 3658 (Elbânî, Sahîhu Süneni Ebî Dâvûd, II, 411); İbniMâce, Mukaddime 24, nr. 261; AhmedibniHanbel, Müsned, II, 263, 296, 305, 344, 353, 495, 499, 508.
       
      Benden istenen vazifeyi en güzel şekilde yapmak niyetiyle ve büyük bir istekle hemen işe başladım. Çünkü insanın boynuna bir halka gibi dolanan çeşitli sıkıntılar yüzünden kalbi ve bedeni yorulur; farz ve nafile ibâdetleri bile yapacak zaman bulamadığı olur; yaratıldığı en güzel biçim­den aşağıların aşağısına yuvarlanıp gider.
       
      Kâdî İyâz bu ifadesiyle şu âyete işaret etmektedir: "Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra da onu aşağıların en aşağısına indirdik''  Tîn 95/4-5.
        
      Eğer Allah Teâlâ insanın hayrını dilerse, onun gönlünü âhirette takdir edilecek ve asla kınanmayacak işlere yöneltir. Zâten orada ya Cennet nimetleri veya Cehennem azabı vardır. İşte bu sebeple insanın yapaca­ğı şey; kendini Cehennem'den kurtarmak, elinden geldiğince güzel işler yapmak, başkalarına öğreteceği veya kendisinin öğreneceği faydalı ilimle meşgul olmaktır.
       
      Allah kalbimizi ıslâh eylesin, günahlarımızı bağışlasın. Bütün gayreti­mizi âhireti kazanmaya, bizi kurtaracak ve kendine daha çok yaklaştıra­cak işler yapmaya yöneltsin. Lütfü, keremi ve merhametiyle değerimizi artırıp derecemizi yükseltsin. Amin.
       
       
      Kitabın Adı ve Bölümleri
       
      Bu eseri yazmaya, bölümlerini belirlemeye, esaslarını ortaya koyma­ya ve onu özlü bir şekilde kaleme almaya niyet edince, ona eş-Şifâ bi-ta'rîfi hukükı'l-Mustafâ adını verdim ve şu şekilde dört bölüme ayırdım:
       
       
      Birinci Bölüm
       
      Yücelerden yüce Cenâb-ı Hakk'ın Resûl-i Ekrem'in şan ve şerefini yüceltmesi.
       
      1-Allah Teâlâ'nın sevgili Peygamberini övmesi ve onun Kendi katın­daki üstün yerini belirtmesi (10 bahis).
       
      2-Cenâb-ı Mevlâ'nın onu hem yaratılış hem huy güzelliği bakımın­dan mükemmel şekilde yaratıp dinî ve dünyevî erdemlerin tamamını ona vermesi (27 bahis).
       
      3-Peygamber Efendimiz'in Allah katındaki yüce değerini ortaya ko­yan ve iki cihanda ona sunulacak olan ikramlara dâir sahîh ve meşhur hadislerin zikredilmesi (12 bahis).
       
      4-Allah Teâlâ'nın onun eliyle gerçekleştirdiği mucizelerin ve ona lüt­fettiği özelliklerin açıklanması (30 bahis).
       
       
      ikinci Bölüm
       
      Resûl-i Ekrem'in varlıklar üzerindeki hakları.
       
      1-Resûl-i Ekrem'e inanmanın farz, ona itaatin ve sünnetine uymanın şart olduğu (5 bahis).
       
      2-Onu sevmenin ve ona bütün gönlüyle bağlanmanın gerekli olduğu (6 bahis).
       
      3. Emirlerine saygının, şahsına hürmetin vazgeçilmez olduğu (7 bahis).
       
      4. Ona salâtü selâm getirmenin hükmü, önemi ve sevabı (10 bahis).
       
       
      Üçüncü Bölüm
       
      Resûl-i Ekrem'de kesinlikle bulunmayacak ve bulunabilecek hususlar, dünyevî işlerden ona nisbet edilebilecek veya edilemeyecek konular.
       
      Ey okuyucu!  Allah Teâlâ sana özel ikramlarda bulunsun. Bu bölüm, kitabımızın esası ve özüdür. Daha önceki iki bölüm ise, genişçe açıklaya­cağımız üzere bu bölümün girişi mahiyetindedir. Daha sonraki bölümün de kendisine bağlı olduğu bu bölümde, okuyucuya va'dedilen şeyler ger­çekleştirilecektir.
       
      Okuyucuya va'dedilen şeyler gerçekleştiği ve eser tamamlandığı za­man, mel'ûn şeytanın göğsü hasedinden çatlayacak; mü'minin kalbi, okuduğu deliller sebebiyle büsbütün aydınlanıp içi rahatlayacak ve aklı olan herkes Peygamber Efendimiz'in kıymetini daha iyi anlayacaktır.
       
      Bu bölümde iki büyük konu ele alınacaktır:
       
      1-Allah Teâlâ'nın Peygamber Efendimiz'i günah işlemekten koruma­sı ve diğer dinî meseleler (16 bahis).
       
      2-Resûl-i Ekrem'in dünya ile ilgili hâlleri ve insan olması sebebiyle yaptığı işler (9 bahis).
       
       
      Dördüncü Bölüm
       
      Resûl-i Ekrem'e dil uzatan veya onu küçük düşürmeye kalkan kimse­ye uygulanacak hükümler.
       
      1-Resûl-i Ekrem'e îmâ yoluyla dil uzatan veya onu açıkça küçümse­meye kalkışan kimsenin durumu (10 bahis).
       
      2-Resûl-i Ekrem'e kin besleyen, zarar veren, onu küçük düşüren kim­senin durumu ile böylelerine verilecek ceza, onlardan tövbe etmelerinin istenmesi, bu durumda onların cenaze namazlarının kılınıp kılınmayacağı, onların Müslümanlara, Müslümanların onlara mirasçı olup olamayacağı konuları (10 bahis).
       
      Dördüncü bölümün bu iki kısmına üçüncü bir kısım daha ekledik. Bu kısımda Allah'a, peygamberlerine, meleklerine ve kitaplarına, Resûl-i Ekrem'in ailesine ve ashabına hakaret edenlerin durumunu ele aldık.
       
      Bu son kısımda beş bahis yer almakta, böylece bütün bölümleriyle ve kısımlarıyla kitap tamamlanmış olmaktadır.
       
      Bundan sonra îmânın nuru daha bir parıldayacak, yazılan eserler ara­sında pek kıymetli bir inci daha yerini almış olacaktır. Bu kitap sayesinde her karışıklık silinip gidecek, zan ve tahmine dayanan iddialar açığa kavu­şacak, mü'minlerin kalbindeki cehalet hastalığı yok olacak, onlar da hak ve gerçeği ortaya koyup câhillere aldırış etmeyeceklerdir.
       
      Kendisinden başka ilâh olmayan Allah Teâlâ'dan böyle bir eserin telifi konusunda bana yardım etmesini niyaz ediyorum.



       
      Tahlil yayınları, Kadı İyaz 3 cilt Şifayı Şerif Tercüme ve Şerhi kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786058776807
      MarkaTahlil Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786058776807
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.