• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      Sözler, Diyanet Vakfı Yayınları

      Sözler, Diyanet Vakfı Yayınları
      Görsel 1
      Fiyat:
      51,00 TL
      İndirimli Fiyat (%31,4) :
      35,00 TL
      Kazancınız 16,00 TL
      35.00 www.goncakitap.com.tr
      8,75 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
               Stoktan Kargo
       
      Kitap              Sözler
      Yazar             Bediüzzaman Said Nursi
      Yayınevi         Diyanet Vakfı Yayınları
      Etiket Fiyatı   51 TL
      Kağıt - Cilt     Şamua, Lüks Bez Termo Cilt
      Sayfa - Ebat  969 sayfa,  16x23,5 cm
      Yayın Yılı       2015
      ISBN              9789753898218


      Diyanet Vakfı yayınları Sözler kitabını incelemektesiniz.
      Bediüzzaman Said Nursi Sözler kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
       
         Takdim
       
      Bediüzzaman Said Nursî milletimizin yetiştirdiği büyük âlim ve mü­tefekkirlerdendir. O hayâtını bu çağın insanlarına îmân hakikatlerini anlatmaya adamıştır. Bediüzzaman'ın en büyük arzusu ve hayâli, yüz­yılın başında 60-70 cilt olarak tasarladığı büyük bir Kur'ân tefsiri ka­leme almaktır. Tefsirin mukaddimesi olarak da Muhâkemât adlı eserini kaleme almıştır. Birinci Dünya Savaşında bu tefsirin birinci cildi olan İşârâtü'l-i'câzı cephede yazmıştır. Ancak 1915-1918 yıllan arasında, Bolşevik ihtilâlinin hemen öncesinde uzun bir zaman Rusya'da esîr kalmış ve bu esareti sırasında pozitivizm, materyalizm ve komünizm gibi cereyânların Müslümanlar ile Hristiyanların inanç dünyâları üze­rinde meydâna getirdiği sarsılmaları bizzat müşahede ettiğinden bu fik­rinden vazgeçmiştir. Bunun yerine Kur'ân-ı Kerîmden hareketle özellik­le bu günün inanç problemlerini kaleme almayı tercîh etmiştir.

      O eserlerinde îmân hakikatleri, ahlâk-ı İslâmiye, ibâdetlerin hikmet­leri, İslâm birliği, İslâm'ın mebde' ve me'âd anlayışı, inşânın varoluş gayesi, mevcudatın yaratılış hikmetleri, esmâ-i hüsnânın mevcudattaki tecellîleri, mikro kozmos olan inşân ile makro kozmos olan kâinat ara­sındaki rabıtalar, îmân hakikatlerinin günümüz gençliğine anlatılması, ihlâs, uhuvvet, iktisâd, kanâat, şükür, gençlik, hastalık ve ihtiyarlık gibi temel konular üzerinde durarak Kur'ân âyetlerini etkileyici bir dil ve üslûb ile çağımızın idrâkine sunmayı tercîh etmiştir.

      Ancak onun kaleme aldığı bu eserler, te'lîfleriyle eşzamanlı olarak ta'kîbâta uğramış, kendisi ve talebeleri defâatle sürgünlere, mahkeme­lere ve hapislere ma'rûz bırakılmıştır. 27 Mayıs ihtilâline kadar onlarca, 1980'li yılların sonlarına kadar da yüzlerce kere mahkemede bu eser­ler yargılanmış ve bu yargılamaların tamâmı beraatla neticelenmiştir. Söz konusu mahkeme her defasında Diyanet İşleri Başkanlığından ve Din İşleri Yüksek Kurulundan bilirkişi raporu istemiştir. Din İşleri Yüksek Kurulu da her defasında bu eserlerin Kur'ân-ı Kerîm'in bir tefsi­ri mâhiyetinde îmân hakîkatlerini ele alan eserler olduğunu herhangi bir menfi düşüncenin bu eserlerde yer almadığını açıkça belirtmiştir. Buna rağmen Bediüzzaman ve eserleri üzerinde ortaya konan menfi mülâhazalar sonraki dönemlerde de uzun süre devam etmiştir. Kendisi ma'rûz kaldığı tüm bu sıkıntı ve tazyiklere rağmen eserlerini yazmayı ve neşretmeyi hayatî bir vazife addetmiştir.

      1947 yılında Diyanet İşleri Başkanı Merhum Ahmed Hamdi Akseki, Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye yıllarından beri tanıyıp dostu olduğu ve dev­rin ulemâsı arasındaki yüksek mevkiini takdir ettiği Bediüzzaman'dan ısrarla bir takım Risâle-i Nûr Külliyâtı istemiştir. Ancak o günlerde Külliyât'ın elyazması ve bazı nüshalarının teksir olması münâsebetiyle tashih gerektiği ve 1948-1950 yılları arasında Bediüzzaman'ın Afyon'da hapiste bulunmasından dolayı ancak 1950 yılında bir takımı Din İşleri Yüksek Kurulu'na verilmek üzere, iki takım hâlinde göndere­bilmiştir. Merhum Ahmed Hamdi Akseki eserlerin bir kısmını neşretme­yi arzulamasına rağmen buna ömrü yetmemiştir.

      1960 ihtilâlinden sonra Bediüzzaman ve eserleri ile ilgili mahke­melerin ve ta'kîbâtın şiddeti daha da artmıştır. Bütün bu süreçlerde mahkemeler Risâle-i Nurlar hakkında Diyanet İşleri Başkanlığından ve Din İşleri Yüksek Kurulundan mütâlâalar istemeye devam etmiştir. Bu mahkemelerin isteklerinin tamâmında Din İşleri Yüksek Kurulu müsbet mütâlâa vermiştir. Nitekim Din İşleri Yüksek Kurulunun 13.05.1955 tarihli mütâlâası şöyledir:
       
      "İlişik eserler teker teker gözden geçirildikde: Münderecâtları iti­bariyle Kur'ân-ı Kerîm'den alınmış duaları ve âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerin şerhlerini ve âyât-ı celîlede mündemiç olan hakâik-i diniyenin izahlarını ve ibâdetin esrar ve hikmetleriyle faziletlerini ve Ramazan orucunun fazilet ve hikmetlerini ve Cenâb-ı Hakka yaptığı münâcâtı ve kendisinin Tarihçe-i hayâtını ve müslümanlığa ait vâki' sorulara fennî ve felsefi ve iknâî cevâbları muhtevi olduğu; ve 1326 senesinde Cami-i Emevî'de îrâd eylediği Hutbe-i Şâmiyede, İslâmlara lâzım olan ittihâd ve şecaat ve hamasetten ve dine hizmetin ve îmân kuvvetinin maddî ve ma'nevîfâidelerinden bahis bulunduğu anlaşılmış; ve muhtevasında, dinî ve idarî mahzurlu bir ifâdeye tesadüf edilmemiş olduğunun bildirilmesi uygun olacağı mütâlaasiyle Yüksek Reisliğe arzına karar verildi."
       
      Diyanet İşleri Başkanlığı, tarihinin en zor dönemlerinden birini 1960-1966 yıllan arasında geçirmiştir. Bu dönemde 6 Başkan değiş­tirmiş ve Din İşleri Yüksek Kurulu bu eserler hakkında menfî raporlar vermeye zorlanmıştır. Dinî ve ahlâkî temelde bu talebler reddedilerek eserler hakkında herhangi bir menfî rapor verilmemiştir.

      Binaenaleyh Diyanet İşleri Başkanlığı'mız Türkiye'den ve dünyâdan pek çok âlim ve mütefekkirin eserlerini yayınladığı hâlde Bediüzzaman Said Nursî'nin herhangi bir eserini son dönemlere kadar yayınlamamış­tır. İlk defa 20 Ocak 2014'de Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'ân-ı Kerîm'in tefsirinin ilk cildi olarak yazılan işârâtü'l-İ'câz'ı orijinal metni ve tercü­mesi ile birlikte neşretmiştir. Eserin yayınlanması milletimizin her kesi­minden büyük bir teveccühle karşılanmıştır.

      2014 yılının Kasım ayının sonlarına kadar uzun bir süre bazı hukukî gerekçelerle bu eserlere bandrol verilememesi sebebiyle eserler yayınlanamaz hâle gelmiş, 26.11.2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile dev­let bu eserleri koruma altına almıştır. Bakanlar Kurulu'nun 2014/7007 sayılı karan ile de eserleri yayınlama hakkı ve eserleri neşredecek yayınevlerine eserlerin aslına uygun metnini verme görev ve yetkisi Di­yanet İşleri Başkanlığı'na verilmiştir. Esasen Bakanlar Kurulu Kararı hazırlanırken öncelikle eserlerin neşir yetkisinin yalnızca Diyanet İşleri Başkanlığının uhdesine verilmesi gündeme gelmiş ancak Diyanet İşleri Başkanlığı bu eserlerin neşrinin tamamen kendi tekelinde olmasının uy­gun olmayacağı yönünde kanâat belirterek eserleri aslına uygun şekilde yayınlamak isteyen tüm yayınevlerine yayın iznini verecek şekilde bu Kararın düzenlenmesini sağlamıştır. Böylece eserlerin sadece Diyanet işleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasında değil ayrıca “aslına uygun olarak yayınlama şartını kabul eden tüm yayınevleri " tarafından yayınlanmasının yolu açılmıştır. Bu çerçevede şimdiye kadar müracaat eden yirmi kadar yayınevi bu izni almıştır ve müracaat ede­cek diğer yayınevlerine de gerekli izin verilecektir
       
      Gerek bu eserleri okurken gerekse de Kur'ân-ı Kerîm dışındaki bü­tün kitâbları okurken Bediüzzaman Said Nursî'nin şu ihtârı dâima göz önünde bulundurmalıdır. "Azîz kardeşlerim! Üstadınız lâyuhtî değil. Onu hatasız zannetmek hatâdır. Bir bahçede çürük bir elma bulun­makla bahçeye zarar vermez. Bir hazînede silik para bulunmakla, hazîneyi kıymetten düşürtmez.", "Bakî bir hakikat, fanî şahsiyetler üstüne binâ edilmez. Edilse, hakîkata zulümdür. Her cihetle kemâlde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye ma'rûz ve mübtelâ şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli za­rardır. " demek suretiyle âciz, fâni, hatalı gördüğü kendi şahsiyetinden ziyade nazarları yazdığı eserlerine tevcih etmiştir.

      İlk dönem büyük âlimlerinden İmâm-ı Şafii ve İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe'nin de kendi düşünceleri için söylediklerini Bediüzzaman da kendi eserleri için şu şekilde ifade etmektedir: "... siz mihenge vur­madan almayınız. .... Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamâmını kabul etmeyiniz. ... Öyle ise her söyle­nen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayâlin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz. " Şübhesiz burada Üstadın sözünü ettiği mihenk Allah'ın kelâmı ve sünnetten başkası değildir.

      Her biri kıymeti hâiz olan ve kültür mirasımızın güzide örneklerin­den sayılan Bediüzzaman Said Nursî'nin bu eserlerinin okuyucu ile buluşturulması, bilgi, fikir ve kültür hayâtımıza önemli katkılar sunacak­tır. Bu vesîleyle eserlerin yayına hazırlanması süreçlerinde emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
       
       
      Diyanet İşleri Başkanı
      Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ

       
       
        SÖZLER KİTABINDAN KISA BİR BÖLÜM

       
      Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsîlâtıyla, sekiz hikâyecikler ile birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyâde nasihate muhtâç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifâde ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.

       
            Birinci Söz
       
      Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nef­sim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi bütün mevcudatın lisân-ı haliyle vird-i zebanıdır.

      Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle. Şöyle ki:
      Bedevi Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki bir kabîle rei­sinin ismini alsın ve himayesine girsin, tâ şakîlerin şeninden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı perişan olacaktır.

      İşte böyle bir seyahat için iki adam sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlar­dan birisi mütevâzi idi, diğeri mağrur. Mütevâziî, bir reîsin ismini aldı. Mağrur, almadı. Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir kâtı'u't-tarîke rast gelse der: "Ben, filân reîsin ismiyle gezerim." Şakî def olur, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki tarif edilmez. Dâima titrer, dâima dilencilik ederdi. Hem zelîl hem rezîl oldu.

      İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünyâ ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Madem öy­ledir, şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.

      Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi, fakr en makbul bir şefaatçi yapar.

      Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki askere kaydolur, devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kânun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

      Başta demiştik: Bütün mevcudat, lisân-ı hâl ile Bismillah der. Öyle mi?

      Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahâlisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o, bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinâd eder.

      Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki zerrecik­ler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçlan taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

      Demek her bir ağaç, Bismillah der. Hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çeşit çeşit, pek çok muhtelif leziz ta'âmlar, içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gjbi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden birer süt çeş­mesi olur. Bizlere Rezzâk namına en latîf, en nazîf, âb-ı hayât gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yu­muşak kök ve damadan, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler, geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona musahhar olur.

      Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabî'iyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:
       
      En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyor­lar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yı Mûsâ (as) gibi emrine imtisal ederek taşlan şakkeder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince na­zenin yapraklar, birer a'zâ-yı İbrahim (as) gibi ateş saçan hararete karşı âyetini okuyorlar.

      Madem her şey ma'nen Bismillah der. Allah namına Allah'ın ni'metlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz. Al­lah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız. Öyle ise Allah namına vermeyen gâfil insanlardan almamalıyız.
       
      Suâl: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mâl sahibi olan Allah, ne fiyat istiyor?

      Elcevâb: Evet, o Mün'im-i Hakîkî, bizden o kıymettar ni'metlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir. Biri zikir, biri şükür, biri fikir­dir. Başta Bismillah zikirdir. Âhirde Elhamdülillah şükürdür. Ortada, bu kıymettar hârika-i sanat olan ni'metler Ehad-i Samed'in mu'cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir. Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise öyle de zahirî mün'imleri medih ve muhabbet edip Mün'im-i Hakîkî'yi unut­mak, ondan bin derece daha belâhettir.
       
      Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle. Vesselam. 
      ( Sözler, Bediüzzaman Said Nursi, Diyanet vakfı yayınları, risalei nur külliyatı, diyanet yayınları sözler kitabı, üstad bediüzzaman diyanet işleri yayınları, sözler kitabı )
       
       
       
      Diyanet yayınları Said Nursi Sözler kitabı nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789753898218
      MarkaDiyanet Vakfı Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789753898218
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.