• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      İmamı Azamın İzinde

      İmamı Azamın İzinde
      Görsel 1
      Fiyat:
      18,00 TL
      İndirimli Fiyat (%36,1) :
      11,50 TL
      Kazancınız 6,50 TL
      11.50 www.goncakitap.com.tr
      2,88 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al

             Stoktan Kargo

      Kitap           İmamı Azamın İzinde
      Yazar          İhsan Şenocak  
      Yayınevi      Hüküm Kitap
      Liste Fiyat   18 TL
      Kağıt Cilt     2.Hamur, Karton kapak cilt  
      Sayfa Ebat  152 sayfa, 13x21 cm
      Yayın Yılı     2019
      ISBN            9786056917004


      İhsan Şenocak İmamı Azamın İzinde kitabı nı incelemektesiniz.   
      Hüküm Yayınları İmamı Azamın İzinde kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      İhsan Şenocak

      İmam-ı Azam' ın İzinde

      Sefihler anlayamadıklarından, âlimler hasetlerinden, devlet adamları zulmü İslâm adına meşrulaştırmadığından Ebu Hanife'ye zulmetti. Millet huzurunda kırbaçlandı; hakarete uğradı. Ders okutmasına, fetva vermesine engel olundu. Fakat metanetinden, azmin­den hiçbir şey kaybetmedi. Desiseler, komplolar cesaretini kıramadı. Zindanda kırbaç yemeyi bol paralı devlet memurluğuna tercih etti. Sarsılmaz iradesi ile her şeyi kuvvet zanneden idarecileri şaşkı­na çevirdi. Ömrü mücadele ile geçti. Hayatını ilim ve ibadete hasretti. Dünyada köprüden geçen bir yolcu gibi yaşadı. Ebu'l-Ahves O'nun vakti kıymetlendirişini anlatırken şöyle demişti; "Ebu Hanife'ye 'üç güne kadar öleceksin' denseydi, yaptığından daha fazla ibadet yapamazdı. Çünki boş bir anı yoktu."

      Bu kitap, bürokrat olmak için araya adamlar koyan bazı akademisyenlerin fetva verdiği ve "büyük müftü" olarak anıldığı bir çağda, içtihatları zan altında kalır ve kendisi üzerinden Şeriat'a muhalif meseleler meşrulaşır korkusuyla devlette vazife almayı reddeden, bu yüzden kırbaç yiyen İmam-ı Âzam Hazretleri'ni anlama ve anlatma vazifesine taliptir. Bütün noksan­lıklarına rağmen gayesi, seksen üç bin mevzuda içtihad yaparak Ümmet'in yolunu açan İmam-ı Âzam'ı, içtihatlarını ve içtihat usûlünü yeniden keşfe­derek genç ilim talebelerine mustagriblerin tuzakları­na düşmeden büyük İmam'ın izinde nasıl yürüyecek­lerini göstermektir.

       MUKADDİME


      Modern zamanın seküler anlayışını islâmi değer­ler zarfında sunan Oryantalizmin nihaî hedefi Müs­lümanların zihinlerinde Batılıların istediği anlamda bir İslâm tasavvuru oluşturmaktır. İslâm Coğrafya­sına Batılı kimlikleri ile küfrü ihraç eden oryantalist­ler, Müslümanlar tarafından kabul görmeyince farklı arayışlara yöneldi ve bu çerçevede zeki Hristiyan öğ­rencileri Müslüman kimliğiyle okutup İslâmî ilimler alanında uzman olarak yetiştirdi. Onların bu yöntemi o derece etkili oldu ki Bilâd-ı İslâm'ın pek çok şehrin­de oryantalistler Müslüman kisvesiyle dersler okuttu, fetvalar verdi. Şüphe uyandırmamak ve görevlerini başarı ile sürdürmek için de yalnız kaldıkları ortam­larda dahi yıllarca namaz kıldı.
      Camilerimizin mihraplarında, üniversitelerimizin kürsülerinde adı Hasan, Hüseyin diye bilinen nice Protestan, Katolik vd. yıllarca görev yaptı ve ölünceye kadar da hep Müslüman kimliğiyle tanındı.

      * Kudemâ, kağıdın yere atılması endişesiyle mektuplannda Allah Teâlâ'yı "y." zamiri, besmeleyi "J', hamdeleyi V', Efendimiz'e salâh 'V, selamı ise 'V har­fleri ile remz ederdi.
      ** Ayet-i Kerîmelerin bir kısmının manası, Tefsirli Meal şeklinde verilmiştir. Bazı Hadîs-i Şerifler de bu şekilde tercüme edilmiştir.
      Protestan bir babanın adını Mr. Nebit koyduğu bir şarkiyatçının Müslüman kimliğiyle İstanbul'da okuyup icazet alması, oryantalizmin yönteminin ne derece aldatıcı ve etkili olduğunu gözler önüne sermektedir.

      İngiltere doğumlu olan Mr. Nebit, 13 yaşına ka­dar sıkı bir Hristiyan eğitimi alır. Zekâsının fev­kalâde olduğu fark edilince İslâmî ilimleri tahsil et­mesi için 1834 yılında İstanbul'a gönderilir. İngiliz Sefiri tarafından teslim alınan Mr. Nebit, sefarette görevli Kavas (hizmetçi/muhafız) Hüseyin Ağa'ya kimsesiz bir çocuk diye verilir. Çocuğa bakmasın­dan dolayı sefaretin 5 lira da aylık ödediği Hüseyin Ağa, kimsesiz zannettiği Mr. Nebit'in adını Tah­sin olarak değiştirir. Müslümanların Tahsin adıy­la tanıdığı Mr. Nebit, iki yıl kadar kaldığı Hüseyin Efendinin yanında hem Türkçe'yi öğrenir hem de ilk eğitimini alır. Ardından Fatih Dersiâmlar'ından Hopalı Ömer Efendiye teslim edilir. Müfredatta yer alan bütün kitapları okur. İlimde o derece mesafe alır ki, Müslüman öğrencilerin altından kalkama­dığı soruları o çözer.

      Hopalı Ömer Efendi'den icazet alan Tahsin Efen­di bir gün hocasına İngiliz Sefaretinde çalışmak is­tediğini söyleyince, "Evladım! Senin adın Şeyhülislâmlık'ta, Fetva Eminliği'nde geçiyor, sen ise İngiliz kafirlerine memurluk yapmak istiyorsun." cevabını alır. Müslümanlığında zerre kadar tereddüt edilme­yen Mr. Nebit, belli bir zaman sonra İstanbul'dan ayrılır ve İngiliz Hükümeti tarafından Müslüman­ların yoğunlukta olduğu Hindistan'a gönderilir.[1]

      Son iki asırda İstanbul, Mısır, Hindistan başta ol­mak üzere pek çok İslâm beldesinde Tahsin Efendi diye tanınan çok sayıda Mr. Nebit yetişti. Bunlar Bilâd-ı İs­lâm'da kurulan müstemleke okullarında İslâmî ilimler okuyup okuttu. Müslüman çocuklara önce düşüncele­rini aşıladılar sonra da kendi ülkelerinde akdettikleri akademik çalışmalarda, onlara doktora pâyeleri dağıt­tılar. Yakın dönemde ortaya çıkan modernist İslâmî anlayışlar tahlil edildiğinde onların "Tahsin Efendi­lerle" en az bir cihetten irtibatlı oldukları görülecektir. Kafa kağıdının ne olduğunu bilmediğimiz, merak da etmediğimiz çağdaş Tahsin Efendiler, ancak yazdık­ları eserlerden ya da "diriliş" adı altında yürüttükleri "çöküş" hareketlerinden tanınabilmektedir.

      Oryantalizm, Müslüman kimliğiyle Tefsir, Hadis, Kelâm ve Fıkıh gibi temel İslâmi ilimleri okutan gizli Hristiyanlar yoluyla ümmetin zihninde izalesi hayli zaman alacak şüpheler oluşturdu. Bugün gelinen nok­ta itibariyle birçok Modernist, İslâm'ın özgün bir me­deniyet tasavvuruna sahip olmadığını, temel mesele­leri farklı medeniyetlerden ödünç aldığını, Kur'an-ı Kerim'in bir kısmının Tevrat'a ve İncil'e dayandığını, fıkhın oluşumunda Roma Hukukunun önemli bir yer işgal ettiğini iddia etmektedir.

      Oryantalistlerin, yerli gibi görünen faaliyetlerinin 
      ne derece etkili olduğunu anlayabilmek için Tahsin Efendilerin söyledikleri ile doktora pâyeleri dağıt­tıkları zatların tezlerini kıyaslamak gerekir. Böylece mezheplerle, sünnetle ve Kur'an-ı Kerim'le çarpışan çağdaş İslâmî hareketlerin nesebi de ortaya çıkmış olacaktır. Örneğin oryantalistler, Kur'an-ı Kerim'in kökeni noktasında farklı farklı hezeyanlar içerisin­dedirler. Arthur Jeffery'nin de içinde yer aldığı bü­yük çoğunluk Allah Kelâmının -hâşâ- Efendimize (s.a.v.) ait olduğunu iddia etmektedir. Fazlurrahman başta olmak üzere tarihselcilerin önemli bir bölümü de Kur'an-ı Kerim'in nasıl bir kitap olduğunu anlatırken,"Kur'an hem tamamıyla Allah kelâmı, hem de olağan anlamda tamamıyla Hz. Muhammed'in kelâ­mıdır." demektedir. Birinin doğrudan söylediğini di­ğeri dolaylı yoldan ifade etmektedir.

      Batılılar İslâm Hukukunu kıymetlendirirken de onun tarihin belli dönemlerine ait olduğunu ve günü­müze hitap edemeyeceğini ileri sürmektedir. Nitekim J. Schacht, bu noktada şunları söyler: "İslâm Hukuku tarihin belli bir döneminde uygulanmış, daha sonra ise önemini kaybetmiş bir sistemdir. Bu yüzden o, an­cak hukuk tarihi bağlamında değerlendirilebilir." Modernistlerin fıkıh telakkileri, J. Schacht'ınkinden hiç de farklı değildir. Nitekim onlar, iki kadının bir erkek şahit yerine geçmesi, hırsıza hadd cezası uygulanma­sı, mirasta erkek kardeşlerin kızların iki katını alması, faizin haram olması gibi kesin hükümleri tarihi birer bilgi kabul etmekte ve onların ancak fıkıh tarihi çerçe­vesinde değerlendirilebileceklerini düşünmektedirler.

      Oryantalistler ve onlardan etkilenen Modernist Müslümanların fıkıh bağlamında oluşturdukları şüpheler daha çok İmam-ı Azam Ebu Hanife (r.a.) etrafında şekillenmektedir. Çünkü O (r.a.), hem bü­tün müçtehitlere nispetle "İmam-ı Azam/En büyük imam" hem de ümmetin üçte ikisinin içtihatlarını taklit ettiği mutlak bir müçtehittir. Bu yüzden O'nun (r.a.) nesebinden-ibadet hayatına, içtihat sisteminden -hadis telakkisine kadar bütün bir hayatı olduğundan farklı bir şekilde yorumlanmaktadır. Bu yolla O'nun içtihatlarının nüfuzunun yok edilmesi ve itibarının lekelenmesi hedeflenmektedir.

      İslâm'da önemli bir yer tutan "İhkâk-ı hakk" kav­ramının bir gereği olarak Ebu Hanife'yi (r.a.) müdafaa etmek ya da onu olduğu hâl üzere anlatmak, haktan öte bir vazifedir. Zira Hz. Aişe de (r.a.) Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) kendisine, "insanları layık oldukları konumlarda değerlendirmelerini" emrettiğini bildir­mektedir. Ümmetin bu büyük müçtehidini anlatmak ve O'na yöneltilen tenkitlerin gerçeğe aykırı olduğunu ifade etmek mühim bir vazifedir.

      Ebu Hanife (r.a.) müçtehit imamlar içerisinde en kıdemlisi ve ilmin menbaı, Hz. Rasulullah'a (s.a.v.) za­man itibariyle en yakın olanıdır. O'nun (r.a.) rivayet ettiği bazı hadislerle Allah Rasûlü (s.a.v.) arasında sa­dece sahabe vardır.

      Ebu Hanife (r.a.) herbiri farklı bir îslâmi disiplinde 
      mütehassıs olan 40 müçtehit ile 30 yıl içtihat etmiştir. 83 bin mesele hakkında fetva vermiş, mevcut prob­lemleri çözdüğü gibi olma ihtimali olan fakat henüz olmayan meseleler hakkında da içtihat yapmıştır.
      Ebu Hanife'nin (r.a.) hayatının büyük bir bölümü­nü geçirdiği Küfe, ideolojik çeşitlilik itibariyle yaşa­dığımız dünyanın bir özeti gibiydi. O, Mutezile'den Cebriyye'ye, Haricilerden zındıklara her meşrep ve ideolojiden insanı ağırlayan Küfede Ehl-i Sünnet'in bekâsı adına tarihi bir rol üstlendi.
      Müslümanların Tahsin Efendi diye tanıdığı Mr. Nebit'ler onun zamanında da vardı. Akşamdan saba­ha kadar hadis uydurur, sabah da ilim meclislerinde onların tevziatını yaparlardı. Doğru ile yanlış iç içe idi. Zındıkların uydurduğu hadislere dayanan ya da onların fikirlerinden neşet eden gayri İslâmî görüşler, Mutezile ve Hariciye gibi fırkalar tarafından hararet­le savunulurdu. Ebu Hanife (r.a.) böyle bir ortamda içtihatlarıyla ümmete yol haritası çizdi. Tahsin Efen­dilerin tuzağına kapılmadan İslâm'ın nasıl anlaşıla­bileceğini gösterdi. Kûfe'de başlayan irfanî diriliş za­manla Basra, Bağdat derken bütün İslâm coğrafyasını kuşattı. İmam-ı Malik (r.a.) işkâllerini O'na sordu. Şa­fiî (r.a.) O'na yetişemediğinden öğrencisi İmam Mu-hammed'e talebe oldu. Ehl-i Sünnet akidesine bağlı âlimler O'nun, "İmam-ı Azam" olduğunda ittifak etti. O'nu en güzel anlatan eserlerin bir kısmı İmam Suyutî, İbn Hacer el-Mekkî gibi farklı mezheplere men­sup âlimlerin kaleminden çıktı. Ne var ki zındıklar da boş durmadı. Ümmetin birliğini parçalamaya ayarlı çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Bazen tuzaklarına ulemâdan kapılanlar da oldu. Hatip el-Bağdadi, Ta-rih-u Medineti's-Selam'da, Cüveyni "Müğisu'l-Halk"da O'nu (r.a.) zaman zaman zındıkların yalanlarını esas alarak anlattı. Bu iki kitap her mezhepten ulemânın sert tepkisini çekti. Üzerlerine reddiyeler yazıldı. Son­ra bu nevi eserler uzun zaman uykuda bekledi. Tahsin Efendilerin doktora pâyeleri dağıttığı çağdaşlarının girişimiyle geçtiğimiz Asırda Tekrar Basıldı. Bunlardan Cesaret Alanlar "Ebu Hanife De Müçtehit Biz De. O'nun Ne Üstünlüğü Var?" Deme Cesaretini Gösterdi. Herkes Bir Şeyler Söyledi. Zâhidu'l-Kevserî İse El-Bağdadi'ye Karşı "Te'nibu'l-Hatib"İ, Cüveyni'ye Karşı Da "Ihkâ-Ku'l-Hakk"\\\\ Yazarak Bâtılı Yere Serdi.

      * * *
      Ümmetin siyasî, içtimaî bünyesini globalleşen dünyanın şartlarına uygun bir tarzda yeniden şe­killendirmek isteyen Batı, Oryantalistlerle hedefine ulaşamayınca, yerli oryantalistleri ya da gizli misyo­nerleri devreye sürdü. Din, dil, diyalektik itibariyle Müslümanlardan görünen bu adamlar en mahrem noktalarda vazife aldı; "dini, tamir davasıyla tahrip etti" ve ulemâ ile savaştı. Yerli ve maskeli olmaları, kendileriyle mücadeleyi zorlaştırdı. Bu da İslâm'a "uy­durulan din", uydurulan dini de "indirilen din" diyen, eski fırkalara ait görüşleri pudralayıp sahneye süren, yeni tartışma alanları açan, böylece dinin hakikati-
      nin konuşulmasına mani olan adamlarla mücadele­yi müşkil hâle getirdi. Sonuçta ortaya fikir planında yerli oryantalistlerin masallarına, siyasette ise küresel güçlere mahkum bir İslâm Coğrafyası ortaya çıktı. Bu yüzden küçücük Avrupa, devasa İslâm dünyasına bir asırdır hükmetmekte.
      Tahsin Efendiler sessiz ve derinden çalışmaya de­vam ediyor. Mezheplerin İslâmîliği, Ebu Hanife'nin (r.a.) ilmî durumu, ilâ âhir... Tahsin Efendilerin kale­minden neşet eden yaralı ifadelerdir.

      * * *

      Bu kitap, bürokrat olmak için araya adamlar koyan bazı akademisyenlerin fetva verdiği ve "büyük müftü" olarak anıldığı bir çağda, içtihatları zan altında kalır ve kendisi üzerinden Şeriata muhalif meseleler meşrulaşır korkusuyla devlette vazife almayı reddeden, bu yüzden kırbaç yiyen İmam-ı Azam Hazretlerini an­lama ve anlatma vazifesine taliptir. Bütün noksanlık­larına rağmen gayesi, seksen üç bin mevzuda içtihad yaparak Ümmet'in yolunu açan İmam-ı Â'zam'ı, içti­hatlarını ve içtihat usûlünü yeniden keşfederek genç ilim talebelerine Tahsin Efendilerin tuzaklarına düş­meden büyük İmam'ın izinde nasıl yürüyeceklerini göstermektir.

      [1] Bkz. İ.Süreyya Sırma, Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri, Beyan Yayınları, İstanbul, 1991.
       

      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786056917004
      MarkaHüküm Kitap
      Stok DurumuVar
      9786056917004
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.