• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Mektubatı Rabbani Tercümesi, 4 Cilt

      Mektubatı Rabbani Tercümesi, 4 Cilt
      Görsel 1
      Fiyat:
      360,00 TL
      İndirimli Fiyat (%34,7) :
      235,00 TL
      Kazancınız 125,00 TL
      2.0 2
      235.00 www.goncakitap.com.tr
      58,75 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
                 Stoktan Kargo

      Kitap               Mektubatı Rabbani Tercümesi    
      Yazar              İmamı Rabbani
      Tercüme          Osman Şen
      Yayınevi          Osmanlı Yayınevi - Gül Neşriyat   
      Etiket Fiyatı     360 TL 
      Kağıt - Cilt       Sarı Şamua - Lüks 4 Cilt Takım
      Sayfa - Ebat    3.092 Sayfa - 17x24 cm
      Yayın Yılı         2015  Yeni Baskı



      Osmanlı Yayınları, İmamı Rabbani tarafından yazılan Mektubatı Rabbani Tercümesi adlı kitabı incelemektesiniz. 
      Mektubatı Rabbani Tercümesi kitabı
       hakkında yorumları oku yup kitabın konusuözetifiyatı, satış şartları bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2
       


             MÜTERCİMİN ÖNSÖZÜ
       
      Kur'an-ı Kerim' den ve ehadis-i nebeviyeden sonra en kıymetli kitap olarak vasıflanan İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Mektubatını arapçadan türkçeye tercüme ve neşir imkanı veren Allahü Teala Hazretlerine zatının sıfatının ef'alinin hudutsuzluğunca hamd ü senalar olsun.
       
      Himmet ve teveccühleri ümmeti üzerine daim olan Peygamberlerin efendisi sallallahü Teala aleyhi ve aleyhim hazretlerinin ehlibeyt ve eshabının, kıyamete kadar onun izi üzere bulunan varislerinin ve ümmeti merhume-i Muhammediye'nin üzerine salat  üselam ve dualar olsun.
       
      Muhterem okuyucu!
       
      Mektubat tercümesikitabımız dört cilt üzerine hazırlanmış olup birinci cildi dört bölümden meydana gelmiştir.
       
      1- İmamı Rabbani Hazretleri nin kısa hayatı.
      2- Farsçadan arapçaya tercüme eden Muhammed Murad Kazani'nin mu­kaddimesi.
      3- Fihrist.
      4- Mektupların tercümesi ve harekeli Arapça metinleri.
       
      Kitap Türkçe tercümeye göre sıralanmıştır.
       
      Bu kitapta okuyacağınız, mektupların bir kısmı çok yüksek seviyedeki evliyaullahın anlayabileceği mektuplardır. Bir kısmı da herkesin kolayca anlayabileceği mektuplardır. Biz elimizden geldiği kadar Türkçeleştirsek te tasavvuf ıstılahlarının bazılarının karşılığını kısaca yazdık, fakat bazılarının manaları çok uzun anlatıma ihtiyacı olduğu için olduğu gibi bıraktık. Büyük ekseriyetini kolayca anlayabileceğinizi ve istifade edebileceğinizi umuyoruz.
       
      Anlaşılamayacak gibi görünen kısımlar daha ziyade özel bilgilerdir. Nitekim İmam-ı Rabbani (k.s) hazretleri de bunların özel bilgiler olduğunu buyurmuştur.Bu özel yerler hakkında tasavvufta ileri derecede bilgi sahibi olan kimselere danışır bilgi alabilirsiniz. Çünkü tasavvuf bir "ders alma" mektebidir. Onun da kendine göre usulleri vardır.
       
      Bütün gayretimizi ortaya koyarak çalıştık.Eğer güzel bir eser ortaya çıktı ise bu Allah'tan, Resülüllah'tan ve Pirandandır. Eğer hata ve kusurlar varsa o bizdendir. Kusurlarımızı bağışlaması ve Allahü Tealanın güzel işlerimizde muvaffak kılması için sizlerden dua bekliyor, Allah'a emanet olun, diyorum.
                   
        MÜTERCİM : OSMAN ŞEN
       
       
         Farsça'dan Arapça'ya çeviren Muhammed Murad Kazani'nin mukaddimesi
       
      Bismillahirrahmanirrahim
       
      Hamd; İnsanın aklıyla, zât-ı ilâhiyenin hakikatini kavramaktan âciz ve sıfât-ı ilâhiyeyi bilmede, büyük ulemânın anlayışının noksan kaldığı Allâhü Teâlâ'ya mah­sustur. Bu âlemi, en güzel surette yaratan o Allah ki; mükevvenâtın yaratılışında, ilâhi hârikaları açığa çıkarttı. Allâhü Teâlâ, insan sınıfını yarattı ve Mükevvenatta (yaratılmışlarda) bulunan her şeyi insana emanet olarak verdi. Kendine halife kıl­makla, insanoğlunu şereflendirdi, hürmete layık eyledi ve diğer yaratılmışlar üzerine faziletli kıldı.
       
      İnsanoğluna, kendi bahşettiği halifelik sıfatını, onun kurtuluşuna, ihtiyaçlarının giderilmesine, derecelerinin yükseltilmesine sebeb kıldı. Allaha yakınlık zirvesine ve diğer yüksek gölgelere ulaşmada basamak kılmıştır.

      Bütün salavat incileri, selam cevherleri ve tahıyyat mercanları, mahlûkâtın en şereflisi, mevcudatın en hürmetlisi ve zuhuratın mahalli mazharı-etemmi olan, efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) üzerine olsun. Kendisi; iki cihanın yaratılma­sındaki murâd, berekât-ı ilâhiyenin yayılmasında ve füyüzât-ı ilâhiyenin akıtılmasın-daki asıl sebebtir. Sohbet nimetine nail olan ve diğer kemâlâtta kendisine tâbi olup kurtuluşa eren, eshâbı ve âli üzerine olsun, salât, selâm ve tahiyyât...
       
      Ve yine, dinini ihyada, sünnetine tâbi olmada, her hallerinde ahlâk-ı Rasülüllah'a uymada, bütün güçlerini harcayan Ümmet-i Muhammed'in evliyalarının tümü üzerine olsun; salat, selam ve tehhıyyat...
       
      Allâhü Teâlâ; bu evliyaüllâhın, zahir ve batınlarını Rasülüllah'ın güzel ahlâkı ile süsledi ve nimetlerinin inceliklerini bahşedip, nimet sofralarını açtı. Kalblerini nur levhâlarıyla nurlandırıp, içlerini hikmet hakîkatıyla ve sır cevherleriyle doldurup, ba-sîret gözlerini, ilâhi yardım ve ilâhi teveccüh sürmesiyle sürmeledi.

      Onlara marifet ilmini koklattı. Ve kalblerin gıdasını bahşetti. Onları ilimden giz­li sırlara muttalî kıldı.
      Besmele, hamd ve salevattan sonra bu mektuplar, yüce ve gizli inciler toplu­luğudur. Mübarek mektupların, yüksek ibarelerinden ortaya çıkmıştır ki; bu da, İ-mâm-ı Rabbani (k.s.), Gavs-ı Samedânî, kutb-u sübhâni, ârif-i rahmani, irşad dâire­sinin merkez noktası, Allah'ın veli kullarından oluşan cemeatın en kuvvetlisi ve tekaddüm edeni, kâmil zâtların lideri, ilâhi sırlara vâkıf olan, Kur'an-ı Kerim'in müteşâbîh (manası bilinmeyen) âyetlerinin inceliklerini keşfeden velâyet-i Muhammediye-i hâssanın delili, İsa (a,s.)'nın müjdelediği isimle, mahlukâtın en fazi­letlisi, peygamberlerin efendisi Muhammed (s.a.v.) in adaşı olan; efendimiz, sene­dimiz, sahibimiz, ezelî ve ebedî olan, tek ve kerîm olan Allah'a vesilemiz; şeyh Ahmed bin şeyh Abdülehad Serhendîdir.

      Nesebi; (soyu); Fârûkî, meşrebi; Nakşibendî, mezhebi; Hanefî, uzaklarda ve yakınlarda Müceddid-i elf-i sânîdiye meşhur...
      Allâhü Teâlâ kabrini pür-nur eyleyip ruhunu rahatlatsın, sırrını yüceltsin. Onun bereketlerinden üzerimize akıtsın. En şerefli kulu ve onun ailesi hürmetine, Onun bütün makamlarından bizleri de tam manasıyla nasipdar eylesin.
       
      Bu cevherler yani mektubat; İmâm-ı Rabbânî nezdinde, ğayb âleminden zu­hur etmesine göre ve her mektubun kendine gönderildiği kimsenin kâbiliyetince, kemâlinin başlangıcından, ölümüne kadar, hayâtı boyunca zamanın yavaş yavaş geçmesi üzerine kendunin ilim ve keşif deryalarının derinliklerinden sadır oldu. (k.s.) Bu mektupların bazısı; "Muhammed Mustafa (s.a.v.)nın şerîatının hükümlerini yüceltmede teşvik" hakkındadır. Bazısı; Değerli va'zlar ve kabulü şayan va'zlar ve nasihatlar hakkındadır.
      Bazısı da; "Ahiretin yüksek mertebelerine ve âhirette faydalı olacak şeylere teşvik" hakkındadır. Bazısı da; "alçak dünyayı zem (kötüleme)" hakkındadır. Ekse­risi de; şerîat-ı Muhammediyye'nin sırlarını açıklama ve hakîkatlerini tahkikle ilgilidir. Ve Tarîkat-ı Nakşibendîye-i Ahmediyyenin rumuzlarını çözme ve inceliklerini keş­fetmekle ilgilidir.
       
      Hepsi de, Rasülüllahın edebi ile edeplenme fâidesi bulunan sofralardan alın­mış, Mustafa (s.a.v) ahlâkına uyma ağaçlarından toplanmış, Sünnet-i seniyyeye tam tabi olmaktan meydana gelen nurlardan alınmıştır.

      Rasülüllah (s.a.v.) buyurdu;
      -"İlimden bir kısım vardır ki; gizli hazine suretindedir. Bunu ancak, arifler veya âlimler bilir. Onlar bunu dediklerinde veya söylediklerinde veya bununla konuştuklarında; onu ancak Allâhü Teâlâ'dan gafil olanlar inkâr eder.1
       
      Yine Rasülüllah Efendimiz buyurdu;
      1Bu hadis-i şerîf; Ebu Hüreyre (r.a.) dan; "El-Eerbeîn fi't-tasavvuf" isimli kitabında Ebu Abdürrahman-ı Süiemî tarafından rivayet olunmuştur. Bunun tamamı; ilimden bir kısım vardır ki; gizli hazine suretindedir. Bunu ancak Allah'ı bilen marifet ehli bilir. Bunu söylediklerinde, ancak Allah'tan gafil olanlar cahil kalır. Sizler Allâhü Teâlâ'nın kendisinden ilim vermiş olduğu âlimleri hakir görmeyin. Muhakkak ki Allâhü Teâlâ ona o ilmi vererek hakir gör­memiştir.

      Deylemî Müsnedül firdevs isimli kitabında bunu ibnü şahin ve Aliyyibni Ebî Tâlib'den rivayet etmiştir. Fetânî; Tezkiratül Mevzuatta zikretti. Ehâdîsü'l-ihyanın tahricinde Hâfız-ı Irâkî zikretti. Senedi zayıftır. Ehli ğırrati billah i lafzından murat; Dünyaya bağlanan ehl-i gaflettir. Bu hadisi şeriften talebe-i ilim hakkında tenbih olarak istifade olundu. Mültekâ-i Hindiyye'ye Bkz.   Kenzul ummal hadis; 28942, El kinevci; Ebcedül ulûm'da 1/247248 2/153 Hacı Halife Keşfü'z-zünûn, 1/5251.
       
      -Kim bildiği ile amel ederse; Allâhü Teâlâ onu bilmediği ilme vâris kılar.1
       
      İşte bununla verâset-i Muhammediyye ilmi kast edilmektedir ki; bu da Vehhab, Alîm, Hakîm olan Allâhü Teâlâ tarafından bir kapının açılmasıyla olur. Her hangi bir kitaptan almakla veya bir kimseden öğrenmekle elde edilmiş değildir. Bu öyle bir ilimdir ki; sadece Allâhü Teâlâ ile olan muamelelerinin, doğruluğuyla, iç dün­yâlarının temizliği ve keşfi tam nakliyle ve ilham isnatlarıyla, Muhammed (s.a.v.)in bâtınından zuhur etmiş, evliyaullahta ona vâris olmuştur. Mevâhib-i ledünniyye isimli kitabında Kastalânî ve diğer hadis-i şerîf kitaplarında şu hadis-i şerîf rivayet edildi:
       
      Rasülüllah (s.a.v.) buyurdu;
      -Rabbim bana sual etti; cevap vermeye gücüm yetmedi. İki omuzumun arasına şekilsiz ve sınırsız olarak, kudret elini koydu, onun serinliğini buldum. Beni evvelîn ve âhirînin ilmine vâris kıldı. Bana çeşitli ilimler öğretti. Bir ilim vardır ki; bana gizlememi emretti. Çünkü o ilmi benden başkası taşıyamaz. Bir ilim vardır ki, onda beni serbest bıraktı. Bana Kur'an'ı öğretti. Cebraîl (a.s.) benimle müzâkere eder. Bir ilim vardır ki; avam, havas herkese tebliği ile emir olundum.2
       
      1 Bu zayıf bir hadistir. Bunun şevâhidi vardır. Manasını kuvvetlendirir. Enes bin Malik'in hadisinden, Hilye'de; Ebu Naîm haber verdi. Ehâdîsü'l ihyanın tahricinde; Hâfız-ı Irâki zayıf gördü. Tezkiratü'l mevzuatta Fetânî de zayıf gördü.
       
      Hadis-i şerif için manasını destekleyen şahidler vardır.
      Tirmizî, Yezidü'bni Selemetü'l Câfî'den haber verdi; buyurdu ki; ya Rasülellah, ben senden çok hadis işittim. Ben evvelini ve âhirini unutmaktan korkarım, kendisinde cem olunan (toplanılan) bir kelime haber ver. Rasülüllah (s.a.v.) buyurdu: Sen bildiğin şeylerde Allâhü Teâlâ'dan kork, (Sakın). Merfu olarak; ibnü Abbas (r.a.) dan Ebu'ş-şeyh haber verdi: Kim bir ilmi öğrenir, onunla amel ederse, Allâhü Teâlâ üzerine bilmediğini öğretmek hak olur. Süfyan'dan; Rivayetü'l Kibar Ani's-sığar isimli kitabında; Ebu Yâkubül Bağdadî haber verdi: Kim bildiği ile amel ederse; bilmediğine muvaffak kılınır.
       
      2Bu hadis-i şerif; Mele'i e'la ile ihtişam hadisi ile meşhurdur. Bu hadisi imam Ahmed Müsnedinde, Sâd sûresi'nin tefsirinde, Tirmizî, 231. 'hadis olarak, Abid ibni hamid, Muhammed bin Nasrül Mervezi; Kitabü Tazim-1 kadris-salatta, ibnü cerir tefsirinde; el esma ves-sıfat'da beyhaki, Abdurrahman bin Aişül Hadramî'den, o da; RASÜLÜLLAH'ın Eshabının bazısından haber verdi; Rasülüllah (s.a.v.) buyurdu; Rabbimi en güzel surette gör­düm; Allâhü TEALA buyurdu ki; Ey Muhammed Mele i e'la nerede ihtişam etti? Buyurdu ki; Ey Rabbim! en iyi bilen sensin, dedi. Buyurdu: Şekilsiz olarak iki omuzum arasına kudret elini koydu. Onun serinliğini buldum, buyurdu ki; Semavat ve Arzdaki şeyleri bildim, Ondan sonra şu Ayeti kerimeyi okudu; (Yine biz ibrahime Semavat ve arzın melekutunu gösterdik, iken sahihlerinden olsun içün). Bundan sonra buyurdu; Ey Muhammed Mele i e'la nerede ihtişam etti? Buyurdu ki; Ben derecelerde ve kefferatta dedim, buyurduki; Kefferatlar nelerdir?. Ben dedim ki; Cemeata yürümek, Namazlardan sonra mescidlerde oturmak, Abdesti mekanlarına ulaştırmak . Kim bunları yaparsa, Hayırla yaşar, Hayırla ölür .anasından doğduğu günkü gibi olur. Dereceler; Selamı yaymak . Yemek yedirmek, insanlar uyurken gece namaz kılmak, buyurdu . De ki; Ey Rabbim senden her türlü güzelliği isterim, Münkeratın terkini isterim, Miskinleri sevindirmeyi isterim, Beni mağfirat etmeni ve Merhamet etmeni isterim, Bir kavimde imtihanı murat ettiğinde, beni imtihan olunmayanlara kat. Rasülüllah (s.a.v.) buyurdu ki; bunları öğretin, çünkü bunlar haktır. Merfu olarak Ebu Rafi'den Taberânî haber verdi.
       
      Bu hadis-i şerîften açığa çıktı ki; avam, havas herkese tebliği emir olunan şe­riat ve ahkam ilminden başka, iki, belki de daha çok ilim vardır. Rasülüllah'ın (s.a.v.) buyurduğu gibi hepsi de haktır.

      Gizlenmesi emir olunan ilme gelince; bu da Nübüvvet ilmidir ki; Nebiden baş­kası bilemez ve hamline de (taşımaya) gücü yetmez. Rasülüllah (s.a.v.) den sonra peygamber gelmeyecektir. Rasülüllah (s.a.v.) in serbest bıraktığı ilme gelince; bu da velayet ilmidir.
       
      Bu ilim de, şeriatın hakikatini, bâtınını ve esrarını bilmektir. Bu sırlar da Rasülüllah'ın (s.a.v.) ashabının havassı (eshabından özel kişiler) için gizlediği sırlar­dır. Huzeyfe1 (r.a.) ye münafıkların bildirilmesinin mahsus kılındığı gibi, ashabı kiram da özellikle kendi arkadaşlarından husûsî kişilere bildirip, diğerlerinden gizlerlerdi. Çünkü bu sırlar; ancak, Allâhü Teâlâ ile beraberlik halini gözetmekle, tefekküre de­vamla, zikre sarılmakla, hâlis niyetle, ihlas ile beraber olan salih amelle, sağlam inançla, sâdık hallerle sahip olunur ve telakkî edilir. Muhakkıkların sonuncusu, el ârif-ü billah, eş-şeyh, Abdül Ganiyyi Nablûsî,2 kuddise sirruhu böyle buyurmuştur.
       
      Camiu's-sahihte Hazreti Buhâri rivayet etti;
      Ebû Hüreyre (r.a.)3 buyurdu; Ben Rasüllah (s.a.v.) den iki kap ilim hıfz et­tim. bunlardan birini açtım size (öğrettim).
      Diğer ilme gelince, eğer onu size açsam (öğretsem) bu boğazım kesilir. yani beni elbette öldürürler. Çünkü şerîat-ı muttaharanın sırları ve manayı ha­kikiden olan benim kelamımda işaret ettğimi anlamadıklarından dolayı benim küfrüme hükmederler.4
       
      1  Huzeyfetü'bnül Yeman; Huzeyfetü'bnül Yeman ibnü Câbir Amir bin Rabîatül Abesî, ensardan Beni Abdil Eşhel'in halefidir. Huzeyfe ve babası müslüman oldular. Rasülüllah (s.a.v.) in sırrının sahibi idiler.Bunun için çok menkibeleri vardır. Medine-i Münevvere'de 36 (hicri) senesinde vefat etti.
      2  Eş-şeyh Abdül Ganiyyi Nablûsî: Şeyh Abdül Ganiyyi Nablûsî Bin Ismâîl bin Abdül Gani bin ismail bin Ahmed bin ibrahim-i dımışkî dir. Nablûsî diye bilinen, kâdirî, nakşibendî, hanefî ve salihtir. sufî, edip, ve âlimdir. Bütün ilimlerden fetva ve ders verir, Zilhiccenin 5 'de hicri 1050 senesinde, Miladi, 1641'de Dımışk'de doğdu. Hicrî 1143'de şaban ayının 14'ünde, Miladi 1731'de vefat etti. Çok kitap yazdı.
      3  Ebû Hüreyre (r.a.); Abdürrahman bin Sahrü'd-devsi. Racih kavle göre mutlak olarak sahabenin hafızlarından, sünnetin toplayıcılarındandır. 30 'a yakın kavil üzerine kendi ve babasının isminde ihtilaf olundu. Ekseri ulemâya göre; Abdür'rahman bin sahrdır. Hicrî 59 senesinde veya 1, veya 2, sene evvel vefat etmiştir. Kendisi ashâb-ı Rasülüllah'ın en iyi hafızlarındandı. Ölünceye kadar, kendi eli Rasülüllah'ın eli ile beraberdi. Bundan dolayı çok hadis-i şerif haber verdi. Sahîhinde Buhâri haber verdi; Dediler ki; Ebû Hüreyre hadis-i şerifi çok haber verdi. O da dedi ki; Muhacir ve ensardan hiçbiri, Ebû Hüreyre (r.a.) gibi hadis-i şerîf haber vermedi. Çünkü Muhacir kar­deşlerim çarşıda alış verişle meşguldüler. Ensar kardeşlerim mallarının amelleri ile meşguldüler. Ben miskin ve fakir biriyim, Benim karnımı, Rasülüllah doyuruyordu. Onlar olmadığında, unnuttuğunda ben hazır olurum. El isabe 7/422.

      4  Bu sahih bir hadistir. Kitâb'ül ilimde; hıfzu'l-ilim babında, imâm Buhâri, sahihinde haber verdi. (120), ebû Hüreyre (r.a.)'nın kavline gelince; (şu boğaz kesilirdi) ölümden kinayedir. Ulemâ; Kendisinde Üsame'nin bulun­duğu hadis-i şeriflerde; Ebû Hüreyre (r.a.) açıklamadığı kabı; Ümerâyı-sû (kötü idareci) ve onların zamanına hamletmiştir. Bu te'vil üzerine delillerdendir ki; Ebû Hüreyre (r.a.) fitnelerin açığa çıkacak olanların bazısını, kinaye ederdi. Kendi nefsinden korktuğu için bunu açıklamazdı.
       
      İmâm Huccetül islâm Ebû Hamid Gazali1 de vâki olduğu gibi...
      Zira imâm, bazı dini muamelelerin sırlarını açığa vurduğu zaman, ona dinden çıkma ve zındıklık ithamında bulundular. Bu sebeble kendisine ehil olmayanlardan, bunları gizlemek gerekir. Tâ ki Allâhü Tealâ'nın izniyle, bunların açığa çıkma vakti gelinceye kadar... Zira işler vakitlerine bağlıdır.

      Şiir; Kişinin halleri vardır. Halinde fırsatı vardır.
      Zamanın vakitleri vardır. Vakit içinde olaylar vardır.

      Buhâri2 ve Müslim'in rivayetine göre; Rasülüllah (s.a.v.) Hazreti Aişe3 (r.a.)'ye buyurdu ki;
      - Eğer senin kavmin şirkten yeni çıkmış olmasaydı, Kabe'yi yıkardım ve onu yere yapıştırırdım. Ve onun için bir doğu bir batı kapısı yapardım. Hicr tarafından 6 zirâlık bir bölgeyi Kabe'ye eklerdim. Zira Kureyş Kâbeyi inşa ettik­leri zaman eksik yapmışlardır. Eğer kavmin benden sonra Kâbeyi inşaya niyet ederse; gel sana Kureyşin Kabe'den bırakıp yapmadıkları yeri göstereyim.
      Hadis-i şerîf4
       
      Kendi zamanında fitne endişesi olduğu için, Rasülüllah'ın meşru bir emri (işi) nasıl terk ettiğine bir bak. Fitne endişesi olmadığı zaman, başka bir vakitte bu işi,

      Misâl; Altmış yılının başındakinden ve çocukların emaretinden Allâhü Tealâya sığınırım, gibi lafzıyla Yezid ibni Muâviye'nin (r.a.) hilafetine işaret etmiştir, ibnü Ömer (r.a.) in kavli bunun üzerine delâlet ider. Ebû Hüreyre (r.a.) size haber vermiş olsa, elbette siz halifenizi katlederdiniz ve şunu, şunu işlerdiniz, öldürürdünüz ve Ebû Hüreyre'yi yalanlardınız. Tefsîr-i Kurtûbî 2/186 Feth'ul Bârî 1/263. Minhecü's-sünnetü's-senevî 8/138,
       
      1 Ebû Hamid Gazâlî; Muhammed bin Muhamnıed bin Muhammed bin Ahmedi Tusi'ş-şâfî, Gazali diye bilinen, Zeynüddin, huccetül islâm Ebû Hamid; Hicri, 545, miladi, 1058 'de dünyaya geldi. Hicri, 605 'de, miladi, 1111'de vefat etti. Hâkim, Müteallim, Fakîh, Sûfi, Usûlî ve ilimlerin çoğunda, müşârik idi. Horasanın Tus kasabasının Tayran beldesinde dünyaya geldi, imâm-ı Harameynil Cüyani'nin talebesi oldu. Nizâmülmülk'ün meclisinde hazır bulundu. Eserlerinden bazıları; ihyâ-i Ulumiddin, Tuhfetül felasife, El-veciz fi fürü'iş-şâfîyye, el müstesfa fi usulü fıkhı gibi...
      2 El imâm Ebû Abdullah Muhammed bin ismail bin ibrâhîm bin-el Muğîre Berdez bi-hil Buhârî Ca'fi; islâm'ın medarı iftiharı, Rasülüllah'ın hadislerinin hafızı,Câmi-i sahîhin sahibidir. Hicri 194'de Buhârada dünyaya geldi. Yetim olarak çok erken yaşta hadis-i şerîf öğrenmeye başladı. 210 senesinde hadis-i şerîf öğrenmek için çeşitli şehirlere gitti. Horasanda, Irak'ın bütün şehirlerinde, Hicazda, samda, Mısırda yazdı. Bin civarında hocadan (şeyh) hadis-i şerîf işitti. 600 bin hadis-i şerifi topladı. Sahih isimli eserinde rivayeti kesin olanları seçti Bu sahihle islâmda hadis-i şerîf alanında vaz olunan (yazılan ) ilk eserdir. Takribinde Hafız dedi ki; hıfzın dağıdır dünyanın imamıdır. Eserleri; El-Câmi-i sahih, Ettarihül kebir, El Esma vel kina, Erreddü alel Cuhmiyeti, ve Halku efâlil ibad,
      3 Ümmül- Mü'minin Aişe Bint-i Ebû Bekris-Sıddık; Rasülüllah (s.a.v.)'in kendi nefsine zevcelerinin en sevimlisidir. Sâdıka bintis-sıddıkdır. Annesi Ümmü Revman binti âmirdir. Kendisi; fakîh, âlim, fasîh, fâzıl idi, Rasülülah (s.a.v.)'dan çok hadis-i şerîf rivayet etmiştir Kendisindende, sahabeyi kiram ve tâbinden çok rivayet eden olmuş­tur. Medinede 57, yılında vefat etti, Ramazanın 17, gecesi, Bukay'ı kabristanına defin olundu, Ebû Hüreyre (r.a.) namazını kıldırdı, ibn-ü Hâcer, (El isâbetü)7/328329.
      4 Bu sahih bir hadistir, imâmı Müslim sahihinde haber verdi, Kitâbül haccı, bâb-ı nakzıl ka'beti ve binâihe, imâmı Ahmed mesned-i Aişe de (r.a.) haber verdi. Nesâî; kitâbü menâsikül haccı, bâb-ı binâil ka'beti, hadis, 2893, Tirmîzî; Ebvâbül-haccı vel umrati, hadis, 876, Hepsi Aişe (r.a.) hadisinde cem oldular. Tirmîzî, dediki; sahih ve hasen bir hadistir.
       
      başkasının yapmasının caiz olacağına işaret etmiştir. Bu hadis-i şeriften açığa çık­mıştır ki; Önceki sûfilerin örtüp, gizlediği halde sonra ki sûfiler telif ve tesnifleriyle, sırlar ilmini açığa çıkarmışlardır. Bunların maksatlarıysa; bu sırları sadece ehline bildirmektir. Bu yazma hususunda, diğer bir takım güzel maksatlar vardır. Bunların bir kısmı, mektupların bir kısmında bilinecektir.
       
      MISRA: Aman ne kıssaymış ki, şerhi uzun.

      İş bu mektuplar, çoğalıp, yayılıp, yer yüzünün değişik bucaklarında saçılınca, imâm-ı Rabbani (k.s.)nin önde geien müridlerinden üç kişi, bu konudaki emir ve işaret icabı, onları toplama işini üstlendi. Sonra bu mektupları 3 cilt olarak toplayıp zaman dolabının içine bıraktılar.
      Bu mektuplar uzun bir müddet, fârisî ibare ile olduğu hal üzerine kaldı. Fars dilini bilenler, onun inci ellerinden, şerâb-ı selsebîli içiyorlardı. Onun incileriyle taçla­rını süslüyorlardı. Onun mübarek ilaçlarıyla hasta düşen kimse tedavi olunuyordu. Dilleri farsça olmayan kimseler, onun yoluna ulaşamıyor, kendilerine mektupların ulaşmasında, bir rehber ve dayanak bulamıyorlardı.

      Bu mübarek mektupların, âşıklar üzerine sırt çevirmesi ağır geldi. İsteklilerin boyun eğmesi uzadı. Bu mektuplar birer dövüşçü gibi olan farsça ibarelerini, mızraklarıyla perdelenmişti. Bu mektuplara yönelmek, Kadisiye savaşına katılmaktan daha şiddetli ve zor idi.
       
      Ne zaman ki, âşıkların onun çiftleri etrafında sık sık dolaşmasını, ona vurgun olanların, onun tepeleri arasında, baygın olarak düşmesini, isteklilerin ona olan ar­zularının çokluğunu gördüm; meydanı bu işin kahramanlarından hâli, zamanı geç­miş buldum; O olduğu gibi sırt çevirmek üzereydi. Arayı düzeltmek için, Onun farsça denizinin sahillerine demir atmak ve arab yarımadasında, onun zor konularını ve yüksek dağlarını, kat etmek (aşmak) fikri gönlümü kapladı.

      Zira benimle onun arasında, küçük yaştan itibaren, ömrümün üçte ikisine e-rene kadar, bir tanışıklık ve ülfet vardı. Fakat ben; gücüm yetmediği için ve arabî ilimlerde sermayem az olduğu için ve edebî fen ilimlerinde ilmim az olduğu için ve zayıf olduğum için, bu işten kaçındım, kendimi şöyle söyleyerek şiddetle ayıpladım; Ne kervandasın, ne kafiledesin, sana ne bu işten. Farzet ki, seninle onun arasında bir tanışıklık vardır, fakat sende ifade güzelliği yoktur. Zira seni ne Ya'rub ne de E'yad doğurmuştur. Sen ne Bağdatta, ne de Küfede yetiştin. Bu işin adamlarına gelince, onlarla musibetlerin elleri oynamıştır, gurbetin sırtına binmişlerdir. Vatanla­rının, üzerinde, baykuş ve Kargalar ötmüştür. Fânilik ve yokluk iklimine yönelmişler­dir. Kalıntılarının eteklerine zillet ve perişanlık çöktü, gizli ve kapalı köşelerden yük­lerini yüklendiler. Onların çadırlarının etrafına gelip, gezen her kimseye; manastırla­rının rahibi kalkar derki; Şiir;
       
      Senin aramaya geldiğin çadırlar dün buradaydılar.
      Şimdi ise buradan uzaklara göçtüler.
       
      Pilini pırtısını boynuna bağlayarak, söylenip, ağlayarak döner. Hayır, Allaha yemin olsun ki, Kureyş, beytini, geniş vadilerden, rükne yönelerek haccetmiştir. Hiçbir kabîlenin çadırlarını gözüm görmemiştir. Görmüşse de yoklukları sebebiyle sevdiklerime ağlamıştır. Çadırlara gelince, tıpkı sevdiklerimin çadırları gibidir. Fakat köyün kadınlarını, köyün eski kadınlarından başka görüyorum. Aradan bir müddet geçtikten sonra; noksan kalbimde doğan fikir güçlendi, bu sırada işareti lütuf ve müjde nevilerini müştemil olan kimseden işaret vuku buldu. Bundan sonra Allâhü Teâlâ'ya istihare yaptım ve istihareyi tekrarladım.

      Hedeflediğim işe karşı göğsüm açıldı ve bildim ki; Allâhü Teâlâ bir şeyi murâd ettiği zaman, dilediği şekilde o işin muhakkak vâki olması gerekir fakat, zamanın geçmesi, maksadın ortaya çıkmasının şartlarındandır. Ben yaya olduğum halde medyeni meâribe, Allâhü Teâlâ'dan, bu yolun kıtmiri olmayı umarak, zevk ve meşrebte onlara tâbi olarak yöneldim.
       
      Mektûbâtı Farsçadan Arapçaya aktarırken, tercümenin iki yolundan, ikinci yo­lu ta'kip ettim; mânâ tarafına riâyeti kast ediyorum. Mümkün olduğu kadar lafız tara­fım gözetmekle beraber bu yol daha güzeldir. Zira bu yol şüpheden daha uzak ve övgüye daha layıktır. Eğer bir kısım farsçada dengi olmayan (karşılığı olmayan) lafızlar getirirsem, misâl; zamirleri ismi zahir yapmak, mücmel ifadeleri açıklamak, çoğul ifadeleri, tekile çevirmek, tekil, ifadeleri, çoğula çevirmek, gâib sığasını, muha­tap ve mütekellim sığasına çevirmek veya bunun tersi ve buna benzer tasarruflarda bulunmak gibi. Bunlar ikinci tercüme yolunun gereklerindendir. Zira iki dil arasındaki ..farklılık ve iki kullanım arasındaki ayrılık, bunu gerektirmektedir. Başka şeyi dene­meye yol bulamadığımda, ancak sen buna çok az olarak rastlarsın.
      Bununla beraber bu da vesveseyi def etmek için ve yanlış anlaşılmayı orta­dan kaldırmak için, aynı ışıktan alınmıştır. Yoksa bunlar tahmin ve kıyastan alma şeyler değildir. Lafızlar tekrar tekrar geçsede, bütün lafızları zikretmeyi teahhüt et­tim. Zira bu durum daha sağlıklı ve faydalıdır. İnsaf sahibi bakıcılardan, haksızlıktan uzak duranlardan umduğumuz, tercüme esnasında baş gösteren hatalara göz yummalarıdır ve tercümede açığa çıkan hataları düzeltmeleridir, zira Allah Sübhânehü'nün kitabından başkası, tam doğru olamaz.
       
      Şiir; Kimdir o kimseki, onun bütün huyları sevilsin,
      Kişiye şeref olarak, kusurlarının sayılabilir olması yeter.
      Kınama oklarını atmakta, söz oklarını fırlatmkta aceleye gerek yok..-.
      Ayıpları görmekle meşgul olmak, sefillerin âdeti, rezillerin huyudur. Şiir; Nice kimseler vardır ki; doğru sözü kınarlar,
      Kalpleri hasta olmuş,ondan kötü anarlar.
       
      Özellikle bu tutum büyükleri kınamaya, onlar hakkında kötü düşünmeye varır­sa, çok tehlikelidir. Aman ha, sen bundan sakın!, (kaç, uzak dur) Zira onların okları isabet edicidir, etleri ise zehirlidir. Onlara karşı gelen bedbahttır, onların öldürdüğü bir daha canlanmaz. Onların yere çaldığı kimse bir daha ayağa kalkamaz, Şiir; Aklını yitirip yılanlı ormana girdin,
      Halbuki; sen ormanı, ceylan korusu bilirdin.

      Eğer Mektûbât tercümesinin içindekilere kanaatin hâsıl olursa ve bunlardan faydalanırsan, Allah mübarek etsin, Yoksa sana şüphe vereni bırak, şüphe verme­yene bak, işi ehline teslim et. Zira Allâhü Teâlâ buyuruyor ki; Allâhü Teâlâ emânetle­ri ehline vermenizi emrediyor,1

      Şiir;
      Yetmedi mi bir işe gücün, sen o işi bırak, Bırakta git gücünün yettiği işe bak.
      Zira her meydanın yiğitleri vardır,  Her yiğidin söz ve halleri vardır,
      "At binenin, Kılıç kuşananındır" sözü meşhurdur.
      Bu sözü söyleyene Allâhü Teâlâ hayırlar ihsan eylesin. Şiir;
      Kim ki musikiyi dinledi, gönülsüz ve zevk almadan,
      Kınamasın sanatkarını, kusuru kendinde aramadan...
       
      Şeyh Abdül Ganiyyi Nablusinin verdiği öğütle öğütlenmen gerekir, -Allâhü Teâlâ kabrini nurlandırsın, ruhunu rahatlatsın- o şöyle buyurdu; Onlardan birini kötü­lemekten sakın, kitâb ve sünnetten bildiğin şeylerden muhalif olduklarına, inanmak­tan sakın, Zira onlar Kur'an ve sünneti, senden daha iyi bilirler, senden ve senin gibilerden Kur'an ve sünnetin manasını anlayışları daha fazladır. Çünkü onların akılları, mârifetullah nuru ile nurlanmış ve Rasülüllahın sünnetine fazla muttali ol­muşlardır, ihlas ve yakîn ile vasıflanmışlardır. Ey miskin, fakir! Sen, şer'î amellerin keyfiyetinden bir parça biliyorsun, bunların bilgisini, karnın ve fercin şehvetiyle önün ve arkanda meşgul iken sağladın ve sen bununla seviniyorsun. Sen bu bilgin sebe­biyle, büyük âlimlerden ve basiret sahibi eski âlimlere eşit olduğunu zannediyorsun. Eğer nasihat istersen; sana zahir olanla amel et. Sağlam himmet sahibi kimselerin, senden üstün olan kimselerin işlerine müdahale etme. Nasıl olur da kartalların yiye­ceğinden serçeler yiyebilir ki. Zira serçenin kursağı, kartalların kursağına benzemez. Onlar küçücük taneleri yemeğe alışıktır. Kartalları ise, ancak büyük lokmalar besler. "Her insan kendi içeceği pınarı bilmiştir "2 Yani tatlılık ve tuzluluk cihetinden. "Sizden her biri için, bir şeriat ve yol kıldık. 3
       
      Özet olarak imâm Nablûsi'nin sözü sona ermiştir. Bu ağır işe girişmekten, bu büyük çalışmaya teşebbüs etmekten en büyük maksat; O kimsenin eşiğinin hizmet-

      1 Sûre-i Nisâ'da 58. âyetten bir cüzdür.
      2 Sûre-i Bakara: 60. âyetten bir cüzdür.
      3 Sûre-i Maide 48. âyetten bir cüzdür.
       
      lerinden bir kısmını edâ etmektir ki, bana bol iyilik kolyelerini taktı. Değerli güzel nimetlerle bana in'amda bulundu.
      Sâliklerin mürşidi, talebelerin terbiyecisi, Allâhü Teâlâ'ya ulaşanların öncüsü, ariflerin hulâsası, Harameyniş-şerîfeyn'in şeyhi, iki değerli makamın imâmı, Nakşi­bendî yolunun ruhunun himayecisi, Müceddidiyye ve Ahmediyye nisbetinin bekçisi, efendimiz, Mevlâmız, Mürşidimiz, Allah'a vesilemiz, Seyyid, kıymetli şeyh, asil efen­di, ebû Abdullah Muhammed Salih bin Abdurrahman Ezzevâvî, -Allah ona geniş lutfuyla muamele etsin ve kaplayıcı keremiyle muamele etsin, âmîn.-
       
      Kendisine Cebrail (a.s.) geldiği Dedesi hürmetine bu maksada hayır ve bah­şişi akıtan Allâhü Teâlâ'dan, yardım isteyici olduğum halde başlama vakti olsun. Mektupların derleyicisi (r.a.); besmele-i şerîfe ile bereketlendirdikten sonra buyurdu ki; Hamd, âlemlerin rabbi olan Allâhü Teâlâ'ya mahsustur. Rabbimizin sevdiği ve razı olduğu gibi bütün yaratıklarının, ettiği hamdlerin kat katıyla hamd olsun. Salât ve selâm da; Onu zikir edenler, her zikrettiği zaman ve zikrinden gafil olan kimseler, her gafil olduğu zaman O peygamberin sânına yaraştığı gibi, âlemlere rahmet ojarak gönderdiği peygamber üzerine olsun ve onun iyi, temiz ve takva sahibi olan, Âli ve ashabı üzerine olsun.
       
      Bundan sonra; mektûbât-ı kudsiyeden bu birinci cilt, muhakkıkiarın büyük ğavsına ait olan, ariflerin kutbuna ait olan Velâyet-i Muhammediyyenin burhanı, şerîat-ı Mustafaviyye'nin delili olan, İslâm'ın ve Müslümanların şeyhi, şeyhimiz ve imamımız, şeyh Ahmed el-Fârûkî-i Nakşibendî; -Allâhü Teâlâ ona selâmet ve u-zun ömür versin- ona aittir. Bu mukaddes çadırın eşikleri önündeki toprak üzerinde oturanların en küçüğü, sermâyesi kıt olanı,Yâr Muhammed Cedid el Bedahşî, ettâlikan; bu mübarek mektupları toplamış ve yazı ipine dizmiştir. Bununla da Allah Celle Celâluhu'yu arayanlara kendisinden bir faydanın ulaşmasını ümit etmiştir. Allah Celle Celâluhu'dan istenen ismet, korunmak ve muvaffak olmaktır…….  ( mektubatı rabbani tercümesi, mektabatı rabbani, imamı rabbani mektuba, osmanlı yayınları, ahmedi faruki serhendi, gül neşriyat, mektubatı şerif, mektubat osman şen tercümesi, 4 cilt mektubat )

       


      Osmanlı Yayınları, İmamı Rabbani tarafından yazılan Mektubatı Rabbani Tercümesi adlı kitabı incele diniz.

      Diğer Özellikler
      Stok KoduGül Mekt 4C
      MarkaGül Neşriyat
      Stok DurumuVar
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.