• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Sahabeyi Nasıl Anlamalıyız? Ciltli

      Sahabeyi Nasıl Anlamalıyız? Ciltli
      Sahabeyi Nasıl Anlamalıyız? Ciltli
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      30,00 TL
      İndirimli Fiyat (%46,7) :
      16,00 TL
      Kazancınız 14,00 TL
      16.00 www.goncakitap.com.tr
      Aynı Gün Kargo

      Kitap            Sahabeyi Nasıl Anlamalıyız?
      Yazar           Muhammed Emin Yıldırım
      Yayınevi       Siyer Yayınları 
      Kağıt Cilt      2.Hamur - Kalın Ciltli
      Sayfa Ebat   240 sayfa, 13.5x21 cm.
      Yayın Yılı     2020
         


      Muhammed Emin Yıldırım Ciltli Sahabeyi Nasıl Anlamalıyız kitabı nı incelemektesiniz.  
      Siyer kitap, Ciltli Sahabeyi Nasıl Anlamalıyız kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2

          
      SÖZBAŞI
       
      "(Allah) Yeryüzünde, sarsılmayasınız diye sabit dağlar, nehirler, belki yolunuzu bulursunuz diye yollar ve işaretler meydana getirmiştir. (İşte yıldızlar da o işaretlerden biridir ki) Yıldızlarla da yönlerini bulurlar."
      (Nahl Sûresi, 16/15-16)

      Bu iki ayeti okuyunca hep zihin dünyama aslında ayetin asıl mesajı ile alakası olmamasına rağmen Ashâb-ı Kirâm efendilerimiz gelir. Siz isterseniz buna; "Dervişin fikri ne ise, zikri o olur." deyin; ama ayetlerde geçen üç nitelendir­me her zaman bana böyle bir telkinde bulunur. Bu iki ayette geçen üç kelime, insanlığa kazandırdığı üç faydayı hatırlatmak için kullanılır.

      Revâsiye: Sabit dağlar anlamına gelir. Yerküreye adeta kazıklar gibi çakılan bu dağlar, her türlü sarsıntıyı dengelemek gibi bir görev icra ederler. Arzın hareketliliğini ve üzerinde bu­lunan şeylerin dengelenmesini sağlarlar.

      Enhâr: Nehirler anlamına gelir. Nehirlerin insanlara sağladığı faydalar sayılamayacak kadar çoktur. Ama burada özellikle nehirlerin yol bulma faydasına dikkat çekilmiştir.

      Neon: Yıldız demektir. Yıldızlar semanın kandilleridir. Bu kandiller yolunu ve yönünü kaybedenlere rehberlik eder­ler. Bu yıldızlardan istifade etmeyi bilenler isterse ıssız ve ka­ranlık çöllerde olsun; yine yolunu ve yönünü bulur, selametle varmak istedikleri menzile doğru giderler.

      İşte ayetlerde ifade edilen bu üç kelime ve bu kelimelerin insanlığa sağladığı faydalar bana hep Sahabe neslini hatırla­tır. O ilk ve örnek nesil gerçekten sonraki tüm Müslümanlar için sabit dağlardır, yol gösteren nehirlerdir ve yön bulduran yıldızlardır. Bugün yaşadığımız bu karanlık çağda her zaman­kinden daha fazla yersizlik, yolsuzluk ve yönsüzlük içerisinde yaşamak zorunda bırakılmışızdır. Etrafımıza bakmaya gerek yok, aslında nefislerimiz bu iddiamızı anlamamız için yeter de artar bile. Yüreklerimiz büyük bir sarsıntı içerisinde, neleri ne için, ne adına yaptığımızdan bihaber yaşıyor, ilkesiz tavırlarla hem kendimizi hem yanı başımızdaki insanları bitiriyor, hep­sinden önemlisi kulluktan ve ibadetten zevk almama gibi çok ciddi bir sarsıntı geçiriyoruz. Böyle bir sarsıntıya maruz kal­dığımız için yürüyecek yollarımızı ve varacak menzillerimizi, yani yönlerimizi kaybetmiş durumdayız. Dolayısı ile bu çağın insanları olarak çok acil olarak bizi sağlamlaştıracak, her tür­lü sarsıntılarımızı sükûnete erdirecek sağlam dağlara, bize yol olacak nehirlere ve bize karanlıklarda yön gösterecek yıldızla­ra ihtiyacımız vardır. İşte bu tespiti yaptığımız anda 1500 sene öncesinden bize seslenen: "Gelin, kurtuluş bizde, rehberlik bizde, örneklik bizde" diye haykıran bahtiyarlar ordusunun o gür sedasını duymaya başlayacağız.

      Sahâbe nesli, Müslümanlığımızın aynalarıdır. Vahyin oluşturmak istediği ideal insan modelinin hayal ve ütopya olmayan yaşanmış gerçekleridir. Allah Resulü'nün mübarek ellerinde yetişmiş yeryüzünün en nasipli insanlarıdır. Bir in­san sarrafı olan Peygamberimizin oluşturduğu nübüvvet po­tasında işlenmiş, madenleri ortaya çıkarılmış, her biri hayatın farklı bir alanında zirveleştirilerek abide bir şahsiyet haline getirilmiş yiğitlerdir. Onlar tarihin belli bir zaman diliminde yaşamış, belli bir mekânda varlık göstermiş, ama zaman ve mekâna hapsolunmadan her çağdaki ve her zemindeki insan­lara mesajlar verme saadetinde olan seçkin insanlardır. Onlar hakiki müminler, Allah'tan razı olmuş ve O'nu razı etmiş, tak­vayı hayatlarının eksenine yerleştirmiş örnek bir nesildirler. Onlar aklî olgunluğu yani rüşdü en güzel bir şekilde elde et­miş, birbirlerine karşı merhametli; inkârcılara karşı ise şiddet­li, ibadete ve kulluğa ise sevdalı hayırlı bir toplulukturlar. Hep­sinden öte, onlar; sarsıntı içerisinde olanlara sabit dağlar, yolunu kaybedenlere yol olan nehirler, yönlerini yitirenlere yön gösteren yıldızlardır.

      Dolayısı ile karanlık bir çağda yaşamak zorunda olan biz Müslümanlar her zamankinden daha fazla bu yüce ruhları tanıma, onlarla hemhal olma; onları yolumuzun rehberleri, gecelerimizin hidayet meşaleleri ve gündüzlerimizin refikle­ri/ dostları edinmek zorundayız. Eğer bu ruhaniler ordusunu hakkı ile tanıyıp, aradaki zaman ve mekân farklılığına takıl­madan bugünlerden o günlere köprüler kurup, pencereler açabilirsek başta muallimler muallimi ve bu ordunun başko­mutanı olan Hz. Muhammed sav olmak üzere, sağının adamı olan Hz. Ebû Bekir'in, solunun adamı olan Hz. Ömer'in, iki nur sahibi Hz. Osman'ın, velayet tahtının tartışılmaz sultanı 
      Hz. Ali'nin ve yüzlerce pak ve pakize simanın kokularını her an hissedecek, onlarla bir arada yaşamanın saadetine erme imkânım bulmak mümkün olacaktır.
      Sahi; onlarla beraber olan şakî/isyankâr ve günahkar ol­mazdı değil mi? Onlarla beraber olmanın yolu da onları hakkı ile tanımaktan geçerdi. İşte elinizdeki bu kitap böyle bir san­cının ürünüdür. O ilk ve öncü nesil; nasıl hakkı ile tanınır ve nasıl bu çağa taşıyarak onlarla yeniden bir bağ kurulabilinir? Onlarla yeniden nasıl dirilinir ve Sahâbe'nin iklimi nasıl bir daha solunabilinir? Bu nasıllara küçük bir katkı sağlamak için işte bu kitap yazıldı.

      Nübüvvet medresesinin muallimi olan Allah Resulü (sav) ve o potada yetişen Sahâbe efendilerimizi anlatmaya başladı­ğımız Hilal Televizyonundaki "Sahâbe İklimi" programımız büyük bir ilgi gördü. Bu ilgiyi hiçbir zaman biz şahsımıza ya­pılmış bir ilgi olarak anlamadık ve hep şunu söyledik: Bizim yerimizde kim olsaydı ve aynı havayı solumaya çalışsaydı; ke­sinlikle daha fazla ilgi görecekti. Çünkü değerli insanları anlat­mak, değersiz sözlerin değer kazanmasına sebep olurlardı. Bu sofraya olan teveccüh asla hatipten kaynaklanmıyor, bilakis hitaptan/ anlatılan şeylerden kaynaklanıyordu.

      Program başladığı ilk günden itibaren izleyicilerden bir­çok konu hakkında sorular gelmeye başladı. Bu soruların büyük bir kısmi; "Sahâbe'yi nasıl ve neden anlamalıyız?" başlığının altında cevaplanması gereken sorulardı. Yıllar önce zaten böyle bir çalışmayı düşünen, hatta bu konuda birçok yazı da yazan biri olarak, bu soruların çoğalmasıyla birlikte elimizdeki mevcut çalışmaları biraz erteleyerek bu önemli ko­nuyu öncelledik.

      İşin başında; "Sahabeyi nasıl ve neden anlayalım?" un­vanı ile başladığımız bu çalışmada gördük ki, bu meselenin o kadar geniş bir alam var ki ne kadar kısa tutmaya çalışsak da yine de oldukça hacimli bir eser ortaya çıkacak. Hacimli eser­ler de ne yazık ki, okuyucuların büyük bir kısmının gözlerini korkutacak ve bu kadar önemli olan bir konu belki de büyü­yen hacminden dolayı yeterli derecede ilgi görmeyecek... Bu hassasiyetten dolayı çalışmamızı şimdilik ikiye, belki ileride üçe, hatta dörde ayırmak zorunda kalacağımızı itiraf etmek zorundayım. Dolayısı ile elinizdeki bu eser aslında bir mu­kaddime özelliği taşıyor ve genelde Sahâbe'yi anlama nokta­sında bir usûl belirleme işlevi görüyor. Eğer Rabbimiz fırsat verirse bu çalışmanın devamı niteliğinde; "Sahâbe'yi neden anlayalım?" sorusuna cevap verecek başka çalışmalar da bu­nun arkasından gelecektir.

      Elinizdeki hatadan beri olmayan bu çalışma, yoğun bir araştırmanın mahsulüdür. Biz her ne kadar daha güzelini siz­lere takdim etmek için çaba sarf etsek de yine de "beşer şaşar" ilkesi ile bazı eksik ve hatalara düşmüş olabiliriz. Bu noktada yapılacak tüm eleştiri ve tenkitlere açık olduğumuzu belirtir, sizlerden gelecek her türlü mesaja hasseten ihtiyaç duyduğu­muzun altını çizmek isteriz.

      Bu küçük çalışmamızı üç bölüme ayırmayı uygun gör­dük. Giriş bölümünde Sahâbe ile alakalı bilinmesi gereken bazı teknik bilgileri sizlerle paylaştık. Özellikle Sahâbî kavra­mının nasıl anlaşılması gerektiğini, hadis ve usûl âlimlerimi­zin bunu nasıl anladıklarını ve bizlerin bu iki ilim disiplininde yer alan tanımlar çerçevesinde nasıl bir Sahâbî tanımı oluştu­rabileceğimiz üzerinde durduk.

       
      Kitabımızın birinci bölümünde ise; bu örnek neslin Kur an ve Hadislerde nasıl anlatıldığına değindik. Çok geniş açıklamalar gerektiren bu bölümü oldukça sınırlı tutmaya gayret ettik. Yine bu bölümde aslında her biri bağımsız bir çalışma gerektirecek kadar önemli olan; "Sahâbe ve Hadis Ri­vayeti" ve "Sahâbe'nin Adaleti Mevzusu" na da kısmen deği­nebildik. Biz genelde bu konularda teferruata girmek yerine; "Nasıl doğru bir Sahâbe anlayışı sağlayabiliriz?" hassasiyeti ile konumuzla yakından ilgili olan kısımlarına bazı vurgular yap­makla yetindik.

      Kitabımızın ikinci ve son bölümünde ise Sahâbeyi nasıl anlayacağımızı sorgulamaya çalıştık. Bu konuda üç farklı tav­rın olduğunu söyledik ve bu üç tavra da fazlaca olmasa da me­selenin özünü kavrama adına örnekler vermeye çalıştık.

      Ulaştırmak istediğimiz mesajı ne kadar kalemlerimize yansıtabildiğimiz, siz değerli okurların takdirine kalmıştır. Âcizane, biz elimizden geldiğince bunu yapmaya gayret gös­terdik. Eğer bu çalışmanın, Sahâbe'nin anlaşılmasına küçük de olsa bir katkısı olursa, bu bizim için elde edeceğimiz en büyük kazançtır.
      Geçmişten ilham alıp, bugünü ihya, yarını inşa etmek isteyen risalet davasının mensubu Müslümanların, o ilk nesli çok ciddi bir çaba ile anlamaya ihtiyaçları ve görevleri vardır. Biz de bu ihtiyaç ve görevden dolayı böyle bir çalışmaya giriş­tik ve bu çalışmanın ürünü olarak şu an okuyacağınız satırları sizlerle paylaşıyoruz.

      Bu kitabın oluşumunda katkısı olan tüm dostlarıma özel­likle de M.Ali Alioğlu kardeşime, redaksiyon, mizanpaj ve bir­çok noktada olumlu katkılarından dolayı gönülden teşekkür ediyorum. Sizleri kitap ile baş başa bırakıyor, sözün sonunda Rabbime şöyle dua ediyorum: "Ya Rabbi! Âlemlere Rahmet olarak gönderilen o kerim elçin insanlık tarihinin en büyük potasını kurmuştu. O potada nice madenleri işlemişti. O potaya giren nice kömürler, elmas olarak çıkmıştı. Onların her birine Peygamberden bir iz düşmüştü. İşte biz o ize ta­lip olduk. O izleri izlemeye, o izleri doğru anlamaya, o izle­ri bugüne taşımaya ve o izlere kurban olmaya aday olduk. Ne olur bizi bu sevdadan ayırma. Ne olur bizi bu nebevi izlerin liyakat sahibi taliplileri eyle. Bu karanlık çağa yeni­den Sahâbe iklimini soluyacak fırsatlar ver. Bizi de bu fır­satların oluşumuna katkı sağlayacak vesileler eyle." (Amin)

      Gayret ve çaba bizden, netice ise zerre miktarı hayrı ve zerre miktarı şerri zayi etmeyen Âlemlerin Rabbindendir.


      Muhammed Emin Yıldırım
      25 Safer 1426 / 15 Mart 2007
      Cerrahpaşa / İstanbul

       
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786052375044
      MarkaSiyer Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786052375044
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.