• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi

      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Görsel 1
      Görsel 2
      Görsel 3
      Görsel 4
      Görsel 5
      Görsel 6
      Görsel 7
      Fiyat:
      525,00 TL
      İndirimli Fiyat (%52) :
      252,00 TL
      Kazancınız 273,00 TL
      5.0 1
      252.00 www.goncakitap.com.tr
      63,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo


      Kitap            Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi
      Yazar           Bedreddin el Ayni
      Tercüme       Yaşar Güngör , Faruk Uslu , Cumali Baylu
      İhtisar           Abboud Lakhdar el Cezâiri
      Yayınevi       Polen Karınca Yayınları
      Kağıt Cilt      Sarı şamua - 7 Cilt Takım
      Sayfa Ebat   4.448 sayfa -  17x24 cm
      Yayın Yılı      2019 -  2020
      ISBN            9786055104887


      Polen Yayınevi Umdetul Kari Sahihi Buhari Şerhi adlı kitabı incelemektesiniz.
      7 Cilt Set Umdetul Kari, Sahihi Buhari Şerhi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.

      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2



      UMDETUL KARİ KİTABI HAKKINDA

      Aynî’nin telif ettiği eserler çoktur. Telif ettiği eserlerin çokluğu hususunda İbn Hacer’den başka kendisine yetişen kimse yoktur. Nitekim İmam Sehâvî bu gerçeği bir çok kitabında itiraf etmiştir.

      Umdetü’l-Kârî fî Şerhi Sahihi’l-Buhârî en büyük ve en meşhur eseridir. Müellifin hesabıyla 21 cilttir. Sahihi’l Buharî’nin şerhleri içerisinde nakil ve tahkik yönünden en geniş, araştırma ve fayda bakımından en kapsamlı olan şerhidir. Buhârî’nin ihtisar yaptığı yerlerde hadisin sevkini tamamlama metodunu izlemiştir. Hadisin varyantları birden çok olup bâblarda tahrici tekrar ettiğinde kitapta tahric edilen yerleri belirtmiştir. Bu metod araştırmacı için büyük kolaylık sağlamaktadır. Kitabın râvîleri hakkında görüş ayrılıkları bulunduğunda bu farklılıkları zikretmiştir. Hadis ricali, isimlerin ve nisbetlerin zabtı hakkında doyurucu bilgiler vermiştir. Bu bilgileri okuyan araştırmacı konuyla ilgili olan başka kaynaklara müracaat etme ihtiyacı hissetmez. Lügat ve irab hakkında en önemli bilgilere yer vermiştir.
      Mükemmel bir üslup takip ederek meânî ve beyân ilmi ile alakalı inceliklere değinmiştir. Bunu yaparken de
      kitabını mutalaa edenlerin konunun daha geniş ele alınmasına ihtiyaç bırakmayacak derecede bu bilgilere aşina olmalarını hedeflemiştir. Hadisten hüküm çıkarma yolları hakkında ayrıntılı bilgiler vermiş, özel başlıklar altında bir takım kıymetli bilgiler aktarmıştır. Hadisin geçtiği isnatları verirken âli, nâzil, Medenî, Şâmî vb. incelikleri açıklamış, tartışmalı meseleler hakkında Allah’ın kendisine verdiği ilmî kudret ve anlayış ölçüsünde mezhep fakihlerinin konuyla ilgili görüşlerine göre konuyla ilgili hadisle alakalı olan hadislerin tahricine dair geniş bilgiler vermiş, deliller arasında mukayese ve muhakeme yaparak sorular ve cevaplar başlığı altında hadisin fıkhıyla alakalı kabul ettiği ve reddettiği görüşleri serdetmiştir. Kendisinden önce yazılan şerhlerde geçen kayda değer gördüğü bilgileri almış, onları kendi süzgecinden geçirerek okuyucunun istifadesine sunmuştur.

      Hasılı kelâm hadisleri her yönüyle şerh etmiştir. Hadisle ilgili nakledilen bilgilere ulaşmak isteyen kişi bu bilgileri Aynî’nin şerhinde bulabilir. Aklî ilimlerle alakalı konulara ulaşmak isteyen kişi de bu bilgileri yeter derecede elde eder. Hadislerin en güzel şekilde anlaşılması için ayrı ayrı konu başlıkları oluşturmuş, aklî ve naklî bilgileri o başlıklar altında vermiştir. Hadisin şerhiyle çok da alakası olmayan,
      usûlü hadis kitaplarında geçmesi daha uygun olan konuları kitabına almamıştır. Hadisin varyantlarının tahrici hakkında müstahrec ve etraf kitaplarından alıntılar yapmak sûretiyle konuyu fazla uzatmamıştır. Ancak kitabın şerhi hakkında ve rivâyetlerde geçen bir lafzı başka bir lafza tercih etmek söz konusu olduğunda ihtiyaç duyduğunda müstahrec kitaplardan alıntılar yapmıştır. Faydalı olan kısmı gözden kaçırmazdı. Nadiren de olsa maksut bilgiyi elde etme noktasında şaşkınlık yaşayabileceği yerlerde değerli vaktine karşı olan hırsından dolayı okuyucuyu başka yerlere yönlendirir. İbn Hacer bu noktada Aynî’den farklıdır. Zira İbn Hacer okuyucuyu çoğu kez başka kitaplara yönlendirir. Bazen atıfta bulunduğu yerlerde kayda değer fayda da hasıl olmaz.


      Aynî’nin şerhinde olan birçok meziyet İbn Hacer’in şerhinde yoktur. Aynî’nin şerhinin İbn Hacer’in şerhine üstünlüklerini şöyle sıralayabiliriz:

      Aynî, İbn Hacer’in şerhini talebelerinden biri olan Burhân b. Hıdır vasıtasıyla cüz cüz mutalaa ederdi. Bazı yerlerde yapmış olduğu tenkitlerde nakiller noktasında iki şerh arasında tevafuklar olduğu görülür. Zira kullandıkları kaynaklarda da benzerlik bulunmaktadır. Kimileri ikinci yazılan şerhin bu bilgileri birinci yazılan şerhten aldığını zannetmiştir ki bu doğru değildir. Durum dediğimiz gibidir. Kaynaklarının aynı olduğu yerlere bakıldığında bu durum açıkça görülür. Kendilerinden önceki müelliflerden nakilde bulunma hususunda biri diğerinden daha haklı değildir. Bedr el-Aynî, şerhine hicri 821 senesinde başlamış, 847 senesinde yani İbn Hacer’in şerhini bitirmesinden beş sene sonra tamamlamıştır. İbn Hacer ve arkadaşları Bedr’in bu üstün özelliklerde ortaya çıkmasına çok şaşırdılar. Talebeleri hocaları için sonradan bir takım mazeretler ileri sürmeye ve Bedr’in değerini düşürmeye başladılar. İbn Hacer, Aynî’nin kitabını mutalaa etmeye başlayınca itirazları bertaraf etmek için "İntikâdu’l-İ’tirâz” ismini verdiği bir kitap telif etmeye başladı. İtirazları maddeler halinde yazdı, sonra onlara kolayca cevaplar verebilmek için altını boş bıraktı. Ancak bu esnada ecelinin gelmiş olması çoğu sorularına cevap vermesine izin vermedi. İbn Hacer bu itirazlardan sonra şerhindeki bazı hataları düzeltmiştir. Bununla beraber İbn Hacer, Bedr’in şerhini tamamlamasından sonra beş sene daha yaşamıştır. Kusursuzluk Allah’a mahsustur.

      Her iki şerh de bilgi yüklüdür. Allame İbn Haldun hocalarının şöyle dediğini nakleder: "Buhârî üzerine şerh yazılması ümmet üzerine bir borçtur. Hiç kimse gereği şekilde bu borcu yerine getirmedi.” Şâyetİbn Haldun iki şerhin yazıldığı döneme kadar yaşayabilseydi muhtemelen bu borcun ödendiğini söylerdi. Sehâvî, bu borcu ödeyen kişinin hocası İbn Hacer olduğunu söyler. Ancak Keşfu’z-Zunûn sahibi her iki şarihin bu borcu gereği şekilde ödediklerini ifade etmiştir. Ancak adaletli olanların ve büyüklenmeyenlerin de kabul edeceği üzere burada büyük payın Aynî’ye ait olduğu aşikârdır. Aynî’nin denizler misali şerhine dalan kişi kendisinin ilmin yollarının kesiştiği yerde olduğunu görür. Her ilimde öne çıkmış âlimler Aynî’nin metodunu benimsemiş, bütün yönleriyle anlama yollarını aydınlatmış, lügat, irab, belagat, istinbat, râvîlerin biyografileri, künyelerini, lakaplarının, isimlerinin ve neseplerinin zabtı, güncel bir takım faydaların açıklanması, isnadla alakalı bir takım incelikler, aslî ve ferî meseleler, aklî ve naklî incelikler, ihtilaflı hükümlerin delillerinin aralarında muhakeme yapmakla beraber tahrici, ilk asırdaki âlimlerin mezheplerinin görüşlerinin geniş bir şekilde anlatılması hususunda Aynî’nin izinden gitmiştir. Aynî’nin şerhini mutalaa eden kişi iki şerh ve müellif arasındaki farkı ayan beyân görür ve Aynî’nin bu borcu ödediğini müşahede eder. Her insan, hayranlık duyduğu âlimler konusunda birbirinden farklı yol tutmuştur. Allah her ikisinin çalışmalarını kabul eylesin ve ümmeti ilimlerinden faydalandırsın. Amin.


        İHTİSAR YÖNTEMİ

      Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla,

      Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selâm Peygam­berlerin en şereflisi Efendimiz Muhammed'e, onun ehl-i beytine, ashâbına ve kıyamete kadar onların yoluna tâbî olanlara olsun.
      Elinizde bulunan bu kıymetli kitap, İmam Bedruddîn el Aynî 'nin (rahmetullahi aleyh) Umdetül Kari adlı eseridir. Buharî şerhlerinin en harika ve en fay­dalı olanlarındandır. Bunun sebebi, sayfalarında ihtiva ettiği bol faydalı bilgi­ler, uzun ve değer biçilemeyecek güzellikteki açıklamalardır. Yazarın ilimdeki tüm maharetini cömertçe ortaya koyduğu bu eser; sadra şifa olacak ve hep daha fazlasını isteyen hevesli ilim taliplerine yetecek bir mahiyettedir. Eser­de bütün ilimlerin kapıları çalınmış, maksatları gözetilmiş, Hz. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinin kutsiyet ve yüceliğini gözler önüne seren mübarek, ilmî bir eser halinde okuyucuya sunulmuştur.

      Biz bu sunuş yazısında sanıldığı gibi Umdetül Karî' nin kendisini değil; Şeriatta kolbaşı mesabesinde, oldukça hacimli ve İslâmî kitaplar içerisinde kendisine güvenilen en önemli kitaplardan biri olan bu eserin ihtisarını tak­dim etmeyi arzuladık. Böylesine bir kitabı kendisindeki bir noksanlık yahut kusurdan dolayı değil, istifade edilmesi için; iştiyakımızdan güç alıp hedefi­mizi yüksek tutmak suretiyle bu ihtisar işine giriştik. Umdetül Kari, yalnızca ilimde derinleşmiş ve bu yolda ciddi emekler vermiş âlimlerin boy ölçüşebi­leceği bir yüksekliğe ve üstünlüğe sahiptir. Ben kendimi bu kitabın hakkını vermiş sayıyor değilim. Bilakis ilmin ana sütunları olan mütahassıs âlimlerin ve hidayet ışıklarının ilim sofralarından geçinen biriyim.

      Ne var ki onların bu ilminin ve fıkhının; ilim meclislerine, talebelere, uzak-yakın, ilimle meşgul olan-olmayan herkese ulaşmasını ve böylece bu kitabın etrafında bağdaş kurup müzakere ve mütalaa ile ondan istifade et­menin yolunu açmayı arzuladım. Fakat böylesi önemli kitaplarda yer alan 
      uzun izahlara gösterilen rağbetin azlığından dolayı okuyucuların himmetinin zayıflaması üzücü ve acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bu yüz­den kitabımızı ihtisar etmek zorunluluk arzetti.
      Umdetül Kari kuşaklamayan taşkın bir denizdir. Yazarın ilimde ve ilmî birikimi sağlamlaştırma noktasında yeri geldikçe değinmedik hiçbir ilim dalı bırakmadığı bir şaheserdir.

      Ne yazık ki günümüzde talebeleri ve hatta âlimleri; güneşle yarışan geç­miş âlimlerin ilim tahsilindeki gayret, heves ve sabırlarının seviyesine yük­selemeyecek kadar zayıf ve şevksiz bir vaziyette gördüm. Bu yüzden sâlih âlimlerin kervanına katılmayı arzuladım ve bu eseri gözden geçirip ihtisar etmek üzere işe koyuldum. Bunu yaparken kitaba noksanlık getirecek, ilmî değerini düşürecek her türlü faaliyetten uzak durdum. Şerhin ibaresi ve ma­nası üzerinde herhangi bir değişiklik ve tasarrufta bulunmaksızın olduğu gibi bırakmaya riayet ettim. Çalışmamız sadece, talebeler için cazip ve fayda­lı olması amacıyla mana ve maksatlara halel getirmeksizin şârihin ibaresini bulunduğu hal üzere ihtisar etmekten ibarettir. Büyük âlimler, ilim ve fıkhın direkleri bu eseri bu asrın en üstün ve en kıymetli şerhlerinden saymış iken nasıl ona halel getirecek bir çalışma içine gireriz!?

      Bu çalışmada takip ettiğim metod şöyledir:
      1. Hadisi Buhârî'nin kitabında kendisi için belirlediği bâbda bırakmak suretiyle ihtisarımızı yalnızca şârihin detaya inip uzun tuttuğu şerh üzerinde gerçekleştirdik. Böylece talebeye, kitabı inceleyene yahut okuyana bıkkınlık vermesinin önüne geçmeye çalıştık.
      2. Bir bâba ait hadisi zikrettikten sonra senedini, râvîlerin durumlarını ve her bir râvînin özet halinde biyografisini de beraberinde zikrettik. Zira hadisin tam manasıyla kavranabilmesi, illetlerinin, isnadındaki inceliklerin, diğer rivayet edenlerin, rivayetlerdeki farklılıkların ve diğer bölümlerde zikre­dilme sebeplerinin bilinmesi için râvîlerin hal ve soylarından bahseden ricâl ilminden bigâne kalınamaz.
      3. Eserde hadislerin manalarının açıklandığı "Açıklamalar" bölümü, kitabın en temel yazılış maksadı olan bilgileri ihtiva etmektedir. Hadis lafızlarının şerh edilerek manaların beyan edildiği bu bölüm okuyucu için çok önemli ve faydalıdır. Zira bu şekilde hadisten kastedilen mana ile şerh ara­sındaki bağlantının kurulması sağlanmaktadır. Bu yüzden bu bölümleri fazla kısa yahut usandırıcı derecede olmaksızın ideal bir uzunlukta tuttuk.
      4- "Hadisten Çıkarılan Hükümler" veya "Hadisten Anlaşılanlar" baş­lıkları altında yazarın mezhebi gereği kabul, tercih veya meylettiği görüşlere riayet etmek suretiyle konulan ihtisar ettik. Meseleyi çok uzun tutmayacak ve fakihlerin konuyla ilgili ihtilafından da habersiz olmayacak şekilde orta bir yol benimsemeye çalıştık.

      Son olarak kendimi ihtisar hususunda kitabın hakkını vermiş saymadığı­mı belirtmek isterim. Zira eserimiz tamamı faydalı olup her tarafından ilim ta­şan bir kitaptır. Ne var ki himmetimiz zayıf, meşgalemiz çok, ilme rağbetimiz azdır. Hayatın kargaşası beni ihtisar yapmaya zorladı. Umarım bu ihtisardan maksat hâsıl olur ve talebeler kolayca istifade eder.
      Başarıya ulaştıran Allah'tır. ,
      Kardeşiniz Abbûd Lahdar Cezâirî (Ebû Sâlih)

          ÖNSÖZ

      Bismillahirrahmanirrahim

      Dinin şiarı olan yüzleri apaçık ortaya çıkaran, yakinin çehresinden per­deyi kaldırarak köklü ve sağlam âlimlerle, muhakkik ve ilimde kök salmış fazilet ehli kişilerle şüphenin yüzlerini rezil rüsvay eden Allah'a hamdolsun. O âlimler ki gönderilmişlerin Efendisi'nin sözlerini hile yaparak karıştıran sahte­karların sözlerinden ayırarak tenzih ettiler, onun nurlu yoluna bir takım ala­metler koyarak yücelttiler, en güçlü desteklerle sağlamlaştırdılar. Ta ki temeli sağlam yüksek bir bina gibi oldu, destekli güvenilir bir şekilde sağlamlaştırıldı. Ezber ve isnad zinciriyle birbirine ekli halde kıyamet gününe kadar ulaşacak. Kesintisiz olarak, herhangi bir zayıflığa uğramadan, başka temellere bağlı kal­maksızın, manalannda herhangi bir kapalılık bulunmaksızın.[1]

      Doğru, güzel, hak, yolu apaçık, kendisini zedeleyen bütün kusurlardan uzak, üstün delillerine eleştirili getirilmesinden sâlim olan dinle gönderilen, en güzel ahlâk ve saadetli özelliklerle seçilmiş olan Muhammed'e, Ehli beyti­ne, dinin destekçileri ve İslâm'ı ortaya çıkaran ashaba, hayır ve ihsanla onları takip edenlere, bütün zamanlarda ümmetin âlimlerine salat ve selâm olsun. Kumru, gül ve sorgun ağacı üzerinde öttüğü sürece; bülbül, papatyanın ışığı üzerinde şakıdığı sürece...[2]

      Rahmeti bol olan Rabbin rahmetini kazanmak için çalışan Ebû Muhammed Mahmud b. Ahmed el-Aynî -Rabbi, ona ve anne-babasına gizli lütfuyla muamele etsin- der ki:
      Sünnet, kesin delillerden biri, parlaklığı ufku kaplayan hüccetlerin en açığıdır. Bir çok hüküm sünnet ile sabittir. Âlimlerin etrafında dönüp dolaştık­ları en sağlam delildir. Nasıl olmasın ki? Sünnet, insanların efendisinin helal ve haramı açıklarken ifade buyurduğu sözler, yaptığı fiillerdir. İslâm, haram ve helal üzerine bina edilmiştir. Böyle olunca ömürleri sünnetin hazineleri­ni çıkarmaya adamak en önemli işlerdendir. Fikirleri sünnetin rumuzlarının ortaya çıkarılmasına yönlendirmek ömürleri uzatan şeylerdendir. Sünnetin güzellikten ortaya çıkan bir meziyeti, parlaklığıyla etrafa ışık saçan bir merte­besi vardır. Sünnet, hidâyetin nurları ve doğduğu yerlerdir. İdrakin vesileleri, ilimler içerisinde en seçkinidir. Marifet sermayelerinin saklandığı depoların mührüdür. Sünnet olmasaydı doğru yanlıştan, su birikintisi seraptan ayırt edilemezdi. Allah'ın kendilerine idrak ve anlayış bahşettiği, fasih lafızları doğ­ru manalara giydirmeye imkân tanıdığı, lafızlardan ve metinlerden almak sûretiyle ezber kudreti verdiği geçmiş büyüklerimiz, gönderilmişlerin efendi­sinin dinin şeriatına ulaştıran yollara ulaştıran sünnetlerini toplama ve müslüman memleketlerde dağınık olarak bulunan rivâyetleri tedvin etme işine giriştiler. Zira İslâm'ın bayraktarlığını yapan sahâbe ve tabiîn nesli dört bir yana dağıldılar. Bu tedvin sayesinde sünnetler korundu, bid'atçilerin saptır­masından, gösterişçi cahillerin tahrifatından sâlim oldu.

      Şehid hadis hafızı, zayıf olanı sahihinden ayırma melekesine sahip ba­siretli hadis eleştirmeni, güvenilir âlimlerin hıfzına dair tanıklık ettiği, sağlam hocaların zabtının mükemmelliğini ikrar ettiği, hadis alanında hiçbir âlimin üstünlüğünü inkâr edemediği, hadis kritiğinin doğruluğunu hiç kimsenin tartışma konusu yapamadığı büyük imam, hüccetü'l-İslâm, Ebû Abdullah Muhammed b. ismâîl el-Buhârî, hadislerin toplanması ve tedvini işini yerine getirenlerden biridir. Allah Teâlâ daimî affıyla onu cennetinin ortasına yer­leştirsin. Sünnet alanında bütün emsallerini geride bırakan, benzerlerinden üstün bir kitap telif etmiştir. İnci misali manaları cevher güzelliğinde olan lafız­lara giydirmiştir. Kitabını ilgi çeken lafızlarla bâblara ayırmıştır. Öyle ki önceki ve sonraki bütün âlimler kitabının kabulünde tartışmasız ittifak etmişlerdir. Bu yüzden parlak zekalarının nurlarının karanlık gecelerde parıldadığı ve kılı kırk yaran kıvrak zekalarının izlerinin günlerin sayfalarında aydınlandığı ilim­de derinleşmiş olan âlimler bu kitabın bilinmesinin vacip olduğu hükmünü vermişler, övgüde aşırı gitmişlerdir. Daha sonra muhakkik, zeki ve fazilet ehli selef âlimlerden bir grup ile müdakkik ve alanında uzman çağdaş âlimlerden bir grup bu kitabı şerh etmeye giriştiler. Bunlardan kimisi konuları oldukça uzatıp kendisine itimat edilen görüşlerle kitaplarını doldururken, kimisi de metinlerde bulunan konularla yetinmek sûretiyle kitaplarını kısa tutup değerli ince meselelerle kitaplarını donattılar. Kimisi de eşsiz yararlı bazı meselelerle kitaplarını bezeyerek orta yolu tuttular.

      Ancak hangi şerh olursa olsun hiç­biri sadra şifa olacak derecede olmamış, gerekli ihtiyacı gidererek yüreklere su serpmemiş, hadis talebelerinin metne olan rağbetini sağlayacak derecede olmamıştır. Özellikle bu kitap (Sahihi Buharî) dalgaları birbirine çarpan bir denizdir. İnsanların bu denize bölük bölük girdiklerini gördüm. Bu denize dalan kişi bitmez tükenmez bir hazine, sayılamayacak kadar çok cevherler elde eder. Kalbimde bu engin denize dalma arzusu depreşip duruyordu. Bu cevher ve incilerden yüklü miktarda almak istiyordum. Ancak azameti benim gözümü korkutuyor, etrafında gezmeye çekiniyordum. Ona karşı koyabile­cek gücü kendimde görmüyordum. Ancak hicrî 800 senesinden önce Kuzey Afrika memleketlerine yolculuk ederken faziletini ilim ehli kimseler arasında yaymak için kitabı yanımda götürüyordum. Bu memleketlerde bazı hocaları­mızdan ilgi çekici çok değerli bilgiler elde ettim. Bu bilgiler, kitaptaki hazinele­ri ortaya çıkarır, rumuzvârî ifadelerin şifrelerini çözer nitelikteydi. Daha sonra hayır, fazilet ve emniyet yurdu olan Mısır diyarına dönünce sonbaharın bir bölümünü orada geçirdim ve ilimle iştigal ettim. Sonrasında Huccetü'l-Islâm, büyük imam Ebû Cafer Ahmed b. Muhammed b. Selâme et-Tahâvî'nin eseri olan Meâni'l-Âsâr min Kelâmi Seyyidi'l-Ebrâr kitabını şerh etmeye başla­dım. Allah onu cennetlerin en güzeline yerleştirsin. Peşinden Ebû Dâvûd es-Sicistânî'nin Sünen'ini şerh etmeye başladım. Allah Teâlâ onu cennet yurdu­na yerleştirsin. Derken şerhi bitirmeme engel bir takım durumlar ortaya çıktı. Sayamayacağım kadar sıkıntı ve dert hayatımı kapladı. Karanlık günler Müeyyediyye devletinde geride kalıp de sıkıntılı durumlar geçerek güzel günler gelince şimdi anlatacağım bazı durumlar bu kitabı şerh etmeye beni memur kıldı.

      1. Hazineye Mâlik viranelerin olduğunun bilinmesi. Ayrıca ilim Allah'ın bahşettiği en güzel hediyelerden biridir ve bu ilmi dilediğine verir.
      2. Allah'ın bana bahşettiği ilmi ortaya çıkarma arzum ve kitapta bulunan ilimlerden almaya beni muktedir kılması. Şükür nimeti artırır; ilmi ümmete aktarmak ise şükrün bir gereğidir.
      1. Bazı arkadaşlarım bu kitabın şerhi gündeme geldiğinde bana çok dua etmeleri. Onlara 'belki' ve 'sonra' diyerek beklentilerini erteledim. Bu açık­çası pek fayda etmedi. Bana yönelerek benden istekte bulunanları bir takım hilelerle oyaladım. Gelişi güzel sözlerle gün be gün onlarla vedalaştım. Bu­nun sebebi şuydu: İlimlerin türlerinin çok olması, bir çok alt dallara ayrılması sebebiyle bu ilimlere ulaşmak insanlara zor gelmeye başladı. Böyle olunca faziletlerin işaretleri silindi, destekleri azaldı, kalıntı ve izleri yok olup gitti. İlimlerin nesir ve nazım olanları değişti, solup gitti ve gücü kuvveti kırıldı.

      Hacûn ile Safâ arasında sanki hiçbir insan yok
      Mekke'de sohbet eden hiç kimse yok


      Bununla beraber insanlar ruhların yorulduğu ve bedenlerinin zayıf düş­tüğü konularda birbirine zıt iki gruba ayrıldılar: Birinci grup cehalet, eleştiri, tenkit ve düşmanlıktan başka bir şey yapmayan hasetçiler. Çünkü yeni bir şeyler oluşturmaktan ve kelimeleri bir araya getirerek bir açığı kapatmaktan çok uzaklar. Onlara göre manalar lafızlar altında örtülüdür. Manalara perde­lerin arkasından bakıp duruyorlar.

      Kişide doğru bir göz olmayınca sabahın aydınlığında bile şüphe duyması kaçınılmaz

      Diğer grup ise fazilet ve kemâlât ehlidir. Fazilet ehli kimseler onlara itibar ederler. İnsaf ehli kimseler fazilet, tahkik ve tedkik ehli kimselere tazim ve hürmet gözüyle bakarlar, onlara karşı ikram ve tazim kanatlarını çırparlar. Onlardan öğrendikleri bilgileri saçılmış inciler gibi, büyüleyici sözler gibi, tatlı su gibi kabul ederler. Onlar ne kadar da azdırlar. Diğerleri ise çoktur. Onlar­dan biri kalabalık bir topluluk gibidir, bu ise tek kişidir, aranan kişidir ama nerede o tek kişi?

      Daha sonra onlara şöyle cevap verdim: "Kitap yazma işine girişen kişi kendisini büyük bir sorumluluğa hedef yapmış, kendisi hakkında olur olmaz konularda konuşulmasına sebebiyet vermiş demektir. Sözleri hakkında çirkin şeyler söylenir." Onlar benim bu mazeretlerime karşı şöyle dediler: "Sen eleş­tirilen ilk kişi olmayacaksın, sözüne muhalefet edilen ilk kişi de olmayacaksın. Bu eski bir hastalık, bundan kurtulan çok az insan var. Bu şartı ileri sürmek ilim kapılarını kapatır, bu gibi şeylere aldırış etmek güzel şeylerle çirkin şeyleri birbirinden ayırmaya engel olur."

       
      Konunun özeti budur. İsteklerinden vazgeçmeyince, onların beklen­tilerini yerine getirmekten başka çare bulamayınca kolları sıvadım, bineği­mi çökerttim, çantamı açtım ve içindeki zor yerleri açıklamak, kapalı yerleri beyân etmek, müşkil bölümlerini izah etmek, diğer ilimlerle alakalı olup da akranımıza anlaşılması zor gelen yerlere açıklama getirmek üzere bu kitabın avlusunda konakladım. Öyle ki insafla bakan, haksızlık etmekten uzak duran kişi nakledilen bilgilerle alakalı şeyler isterse beklentilerine ulaşır. Aklî ilimlerle alakalı şeyler isterse kâmil manada bunları elde eder. Kemâlât namına ne varsa ulaşır. Elde ettiği ender bilgiler ve nüktelerden hoşnut olur. Şunu da söylemek gerekir ki onlar, meramı tam olarak tebliğ ettiklerini, anlama ve anlatma kudretini elde ettiklerini düşündüler. Yemin olsun ki bunlar tezkiye düşünceleridir. Çünkü mü'min, kardeşi hakkında güzellikten başka bir şey düşünmez. Bununla beraber ben eksik olduğumu, hatalar denizinde yüz­düğümü kabul ediyorum. Ancak, onların[1] meydanlarında benim adıma bir süs, bahçelerinde meyve veren bir ağaç bulunmasını temenni ederek kendi­mi onlara benzetiyorum.

      Şu da var ki ben kendimi o âlimlerin derecesinde görmüyorum, onla­rın membalarının yanında bir membaın bende bulunduğunu iddia etmiyo­rum. Sadece ümit ediyorum. Zira ümit etmek kararlı ve dirayetli insanların, ümitsizlik, umutsuz gafillerin âdetidir. Daha sonra zeka çakmağını fikirlerime çaktım ki bu kitabın örtülü kalmış taraflarını keşfeden nurların kıvılcımlarını ortaya çıkarsın. Bu kitabı, üzerindeki perdeyi aralamak için tahkik usûlü üze­rine açıklama işine giriştim. Uzun gecelerde uzun süren uykusuzluklarla bera­ber çalıştım. Böylece doğru sözü hastalıklı olandan ayırt edebildim. Allah'tan muvaffakiyet ve dualarıma icabet dileyerek tetkik denizlerine dalarak sedef­lerin içinden çıkardığım incilere, ve kutunun içinden çıkardığım cevherlere ulaşabildim. Böylece birçok ilim talebesine kapalı kalan manalar anlaşılmış, kitabın şerhleri içerisinde atıl durumda olan bilgiler gün yüzüne çıkmış oldu. Allah'a hamdolsun ki bu şerh, O'nun muvaffak kılmasıyla akıllarda olanın üzerinde, faydalarının çokluğu ve ender bilgiler içermesi cihetiyle diğer şerh­lerden üstün oldu. Kitabın adı ' Umdetül Kârî fî Şerhil Buhari ' oldu. Bu kita­ba bakanlardan ricam insaf nazarıyla bakmaları, gelişi güzel nâhak bir şekil­de ayıplamasına tenkitler getirmekten uzak durmaları, bir güzellik gördükleri 
      takdirde güzelliği bulana teşekkür etmeleri ve faziletini itiraf etmeleri, bir hata ya da bozukluk gördükleri takdirde din kardeşliği hukuku gereği bunu düzelt­meleridir. Çünkü insan hata etmekten masum değildir.
       
      Bozukluğu düzelt şayet bir ayıp bulursan
      Büyük kişidir kendisinde ayıp bulunmayan
      Ayıp aramakla meşgul olmaz insaflı olan
      Apaçık hakkı kabullenmez haktan sapan
      Hiçbir kusuru görmez rıza gözlüğü takan
      Gazap gözlüğüdür tüm kötülükleri çıkaran


      Allah azze ve celle doğru yolda insaflı olan kişiden razı olsun, haktan sapan kişiyi de doğru yola iletsin ki batıl görüşlerinden geri dönsün. Rabbim bu kitabı ilmiyle amel eden tüm Müslümanlara faydalı kılsın. Çünkü ben bu kitabı kıyamet günü azığı yaptım. Bu hususta ihlasla Allah'a bağlandım. Allah, ihsan sahiplerinin ecir ve mükâfatını zayi etmez. O, her şeye gücü ye­ten, dualarımızı işitip icabet edendir. İsteklerimizi gerçekleştirmemiz sadece O'nun yardımıyladır. Muvaffakiyet ipleri O'nun elindedir.
      Benim bu kitapta İmam Buhârî'ye isnadım iki büyük muhaddis kana­lıyladır:
      1. İmam, allame, bütün insanların müftüsü, Müslümanların şeyhülislâmı, Mısır ve Şam bölgesinin hocası Zeyneddin Abdurrahim b. Ebi'l-Mehâsin Hüseyn b. Abdurrahman el-Irâkî eş-Şâfıî. Rabbim onu cennetin ortasına yerleştirsin. Ona af ve mağfiret elbisesini giydirsin. 8 Şaban 806 çarşam­ba gecesi Kahire'nin dışında bulunan Kal'a Camii'nde vefat etmiştir. Allah orayı afetlerden muhafaza buyursun. Irâkî'den Şeyh Şihabuddin Ahmed b. Muhammed b. Mensur el-Eşmûnî el-Hanefî'nin kıraatiyle aldım. Şeyh Şiha­buddin kitabın tamamını Ebû Ali Abdurrahim b. Abdullah b. Yûsuf el-Ensârî ve Kâdı'l-kudât Alauddin Ali b. Osman b. Mustafa b. et-Türkmânî'den bera­berce dinlemiştir.
      2. İmam, âlim, büyük muhaddis Takiyyuddin Muhammed b. Muinud-din Muhammed b. Zeynuddin Abdurrahman b. Haydere b. Muhammed ed-Decevî el-Mısrî eş-Şâfiî. Allah rahmet eylesin. Buhârî'yi başından sonu­na kadar birçok mecliste ondan dinledim. Sonuncusu Kahire'de 805 yılı­nın Ramazan-ı şerif ayının sonlarıydı. Ondan, İbnü't-Takî el-Mâlikî ismiyle meşhur olan kâdı Şihabuddin Ahmed b. Muhammed'in kıraatiyle dinledim. O da kitabın tamamını Zeynuddin Ebû'l-Kasım Abdurrahman b. eş-Şeyh Ebû'l-Hasen Ali b. Muhammed b. Harun es-Sa'lebî ve Salahuddin Halil b. Torontay b. Abdullah ez-Zeynî el-Âdilî'nin huzurunda okumuştur.
       
      Şârih, Buhârî'ye şerh yazan âlimleri kastediyor. (Mütercim)


      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9786055104887
      MarkaKarınca Polen Yayınları
      Stok DurumuVar
      9786055104887
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.