• Tüm Kategoriler
    • Anlaşmalı kargo firmamız MNG kargo dur. 

      Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 



       

      Ehli Sünnet İtikadı

      Ehli Sünnet İtikadı
      Ehli Sünnet İtikadı
      Görsel 1
      Görsel 2
      Fiyat:
      32,00 TL
      İndirimli Fiyat (%56,3) :
      14,00 TL
      Kazancınız 18,00 TL
      5.0 1
      14.00 www.goncakitap.com.tr
      3,50 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
             Stoktan Kargo
        
      Kitap              Ehli Sünnet İtikadı
      Yazar             Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi
      Yayınevi         Bedir yayınevi
      Tercüme         Abdülkadir Kabakçı, Fuad Günel
      Etiket Fiyatı    32 TL
      Kağıt  Cilt       2.Hamur kağıt, Karton kapak cilt
      Sayfa  Ebat    304 sayfa,  13.5 x 19.5 cm
      Yayın Yılı        2014
      ISBN               9756055657383

       
       
      Bedir Yayınları Ehli Sünnet İtikadı kitabını incelemektesiniz.  
      Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Ehli Sünnet İtikadı kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları hakkında bilgiyi geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
        
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır. Alak 1-2
       
        
         Ehli Sünnet Akaidi Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi  

      Bir mü'min için akaid bilgileri konusunda en önemli husus "tashih-i itikat" meselesidir, yani kişinin inanca ait bilgilerinin tam ve doğru olmasıdır. Ahmed Ziyâüddin Hazretleri hem Şeriat, hem Tarikat, hem de Hakikat ilimlerine vakıf büyük rehberlerimizdendir. Bu eserini sunmaktan bahtiyarız.  Bedir Yayınevi
        
       
      Ehli Sünnet İtikadı - Camiul Mutun Tercümesi
       
       
      Aziz Müslüman!
       
      Bil ki, i'tikad ve amelde yegâne hak yol Ehl-i Sünnet ve cemaat yoludur. Bu yol Resûlullah sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimizle ashabının (radıyallahu anhüm ecmain) mübarek yoludur. Nitekim hadis i şerifte meâlen: «Ümmetim yetmiş üç fırkaya parçalanacak, bin müstesna bu fırkalar cehennemlik olacaktır. Cehennemden kurtulacak fırka benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir» buyurulmuştur.
       
      Ashâb-ı kiram. Tabiin ve ilk çağ müslümanlarına «Selef i Sâlihin» denir. Onlar itikadi mevzularda fazla teferruata girmezler, her şeyi olduğu gibi kabul ederler, münakaşa etmezler, tevil yoluna sapmazlardı. Ancak zamanla İslâm dünyasında bozuk fırkalar türedi, sapık inançlar meydana çıktı. Bunun üzerine ümmeti dalâlet ve bidatlerden korumak üzere ehl-i sünnet önderleri islâm akaidi nin hükümlerini tedvin etmişler, hakkı bâtıldan ayırmışlardır. Çünkü dinimize karıştırılmak istenen hatâlı inançların ayıklanması, halkın aydınlanması, doğrunun yanlıştan tefrik edilmesi için artık delillere başvurmak, te'vil ve tefsire müracaat etmek, derinliğine münakaşa ve müzakerelere girişmek zaruret olmuştu.
       
      İ'tikad da ehl-i sünnet mezhebinin iki büyük imamı vardır. 
       
      İmam Eş'ari ve İmam Matüridi. Bu iki imam, sünni müslümanların inanç önderleridir. Cenâb-ı Hak her ikisinden ve onların yolundan giden âlimlerden râzı olsun. Daha sonraları «Selefiye» denilen hatâlı bir mezhep çıkmıştır. Bunun kurucusu İbn Teymiye'dir. Evvelki devam ettiricileri de Muhammed İbn Abdülvehhab, Cemalüddin Afgani, Muhammed Abduh, Reşid Rıza; sonrakiler ise Ahmet Emin, Zühdü Carullah, Muhammed Abduh, Muhammed Gazali, Mahmut Ebu Reyye, Mahmut Şevtut, Dr. Muhammed Ammare, Dr. Cemalettin Mahmud ve Muhammed Kasım gibi gayr ı muteber eşhastır. «Selef-i Salihin» ile «Selefiye Mezhebi» ni birbirine karıştırmamak gerekir. Birinciler ehl-i sünnetin öncüleridir, ikinciler ise ehl-i bidattendir.
       
      Zamanımızda İslâm dünyasında gerek i'tikad gerekse amel ve füruât sahasında hayli bozuk mezheb ve yol türemiştir. Belibaşlıları: Selefiye. Vehhabiye, Lâ-mezhebiyye (Mezhebsizlik mezhebi), Mezhebleri Telfik (hükümlerini ve kolaylıklarını birbirine karıştırma), Oryantalistlik, Yalnız Kurancılık, Modernistlik, Yapısalcılık, Tarihselcilik, Dinde Reformculuk, Humeynicilik gibi bid at yollandır. Aklı başında her müslümanın bu sapıklıklardan uzak durması ve ehl-i sünnet mezhebine sımsıkı yapışması gereklidir.
       
      Elinizdeki bu kitap büyük nakşı şeyhi, kâmil mürşid, ilmiyle âmil âlim Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretlerinin müslümanları uyarmak ve kurtarmak maksadıyla tertiplediği çok faydalı ve mübarek bir kitap tır. Sanki, sapıklık ve bid'at fırtınalarının estiği badenizde bocalayan zavallılara atılmış bir kurtuluş ipidir. Bu kıymetli telif büyük imamımız Şeyh Ebû Mansur el - Matüridi hazretlerinin görüşlerine uygun olarak hazırlanmıştır.

      Aziz müslüman !.. Elindeki bu kitabı oku, akaidini tashih et ve Hakk ın rızâsına tâbii ol.  Vesselâmü aleyküm...  ( Ehli Sünnet İtikadı Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi kitap , ehli sünnet akaidi al oku, ehli sünnet itikadı kitabı, online satın al, bedir yayın, ucuz dini kitap, yazar, tercümesi ehl i sünnet kitapları , camiul mütun )
       

      Ehl-i Sünnet Yolu ve Bidat Fırkaları Hakkında TENBİH ve İHTAR


      Hicri on beşinci asrın ilk yıllarında İslâm dünyasında ve bu arada ülkemizde bir suru bidat ve dalâlet (sapıklık) fırkaları zuhur etmiş ve muslüman kütlelerin zihinleri karmakarışık olmuştur. Böyle bir zamanda ehl-i sünnet mezhebine hizmet etmek ve bid'at cereyanlarıyla savaşmak başta gelen hizmetlerdendir. Aşağıdaki satırlar böyle bir hizmet maksadıyla kaleme alınmıştır. Muhakkak ki. Ehli sünneti bırakıp da bid at ve dalâlet çıkmaz sokaklarına sapmak büyük günahlardandır. Müslümanları bu mevzuda uyarmak bizler için hem bir hak, hem de bir vazifedir. Ehl-l bid'at ve dalâlet bundan memnun olmayıp gocunsalar da... Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi hidâyete, doğru yola tâbi olanlar üzerine olsun. Ne mutlu,  Allah'ın ve Resulünün razı olduğu inanç ve amellerin sahiplerine...

      Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, bir hadis-i şeriflerinde meâlen şöyle buyurdukları rivâyet olunmaktadır:
       
      Ümmetim yetmişüç fırkaya (parçaya) ayrılacaktır, biri müstesnâ bu. Fırkaların hepsi Cehennem'e girecektir». Bu uyarıyı duyan ashab soruyorlar: «Yâ Resûlallah, kurtulacak olan Fırka-i Nâciye hangisidir?
       
      Yüce önderimiz cevap veriyorlar: 
       
      Benim ve ashabımın yolundan gidenler (yâni bizim gibi inanıp işleyenler). 

      Rasûlullah Efendimiz'in dedikleri tahakkuk etmiş ve maalesef Müslümanlar bir sürü fırkaya ayrılmışlardır. Biri müstesnâ, hepsi derece derece bozuk ve sapıktır. Bu müstesnâ yol. bu kurtulacak olan fırka ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir. Bu mezheb mensupları i'tikadiyatta (inanmağa ait din hükümlerinde) iki imama (öndere) tâbi olmuşlardır:
      (1) İmam Mâturidi,
      (2) İmam Eş'ari. 
       
      Bu hadis i şerifi büyük hadis alimi İbn-i Mâce hazretleri Sünen, adlı çok kıymetli kitabında zikretmiştir.
       
      Bid'ât ve dalâlet fırkalarının propagandalarına kapılan bazı cahil ve gafillerin bu hadis için "aslı yoktur, mevzudur" büyük bir edebsizlik ve küstahlıktır. 

      Mezkûr hadis İbn-i Mâce'den başka Tirmizî, Ebû Davud, ve Darimi gibi büyük hadis imamaları tarafından da rivâyet olunmuştur.


      Bu iki İmamın aralarında esasa, asıllara ait hiçbir ihtilâf yoktur. Sadece teferruata ait bazı inceliklerde küçük mânâ ayrılıkları olmuştur. Bu iki imama bağlı olan ehl-i sünnet müslümanları birbirlerini kardeş bilir, yekdiğerini sapıklıkla veya bid atle itham etmezler. Ameliyata (amel işlemeğe, furüata) ait din hükümlerinde de ehl-i sünnet Müslümanları 4 imama tâbi olmuşlardır İmam-ı Âzam Ebû Hanife, İmam Mâlik. İmam Şâfii, İmam Ahmed bin Hanbel. Bu dört imam mutlak mücetehid olup Allah'ın Kitabından ve Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetinden hüküm çıkartmağa iktidar ve ehliyetleri vardır. (Bu dört büyük ve muhterem zâttan başka yine onların çağında başka mutlak müctehıdler çıkmışsa da, zamanla onların taraftarları kalmamış ve ehli sünnet mensupları bu dört mezhebte ittifak etmişlerdir).
       
      Asr-ı Saâdette mezheb yoktu ve olamazdı. Çünkü o zaman Peygamberimiz ve ashabı vardı Herhangi bir mevzuda tereddüt veya şüphe olduğu zaman Peygambere soruluyor ve hemen doğru cevabı alınıyordu. Ama ondan sonra İslâm dünyası genişledi, dinimiz, kısa zamanda büyük ülkeler feth etti ve ümmetimizin sayısı hızla kabardı. Dini mevzularda ihtilâflar baş gösterdi.
       
      Bir yandan da, islâmiyeti içinden çökertmek isteyen yahudiler, iranlı mecusiler, hristiyanlar ve türlü türlü sapıklıklara bağlı olanlar Müslümanların zihinlerini kanştırmak için şeytanca propagandalara baş vuruyorlardı. Bir tek misal verelim: Yemenli bir yahudi olan İbni Sebe' yalancıktan Müslüman olmuş, Abdullah ismini almış, başına sarık sarmış ve sapık fikirler yaymaya başlamıştı.
       
      Şiiliğin kurucusu bu adamdır. İşte itikad ve ameliyatla ehl-i sünnet imamları Allah'ın dininin saflığını korumak için büyük gayret sarf ederek dinimizin hükümlerini ortaya koymuşlar; sapık, bâtıl inançları reddetmişlerdir. Bazıları -Selefiye- adlı mezhebi de hak mezheb kabul etmektedir. Bu görüş hatalıdır. Selef i Salihin ile Selefiye'yi birbirlerine karıştırmamak lâzımdır. Selef i Sâlihin diye ilk çağ Müslümanlarına diyoruz. Onlar bizim önderlerimizdir. Selefiye ise, aşırı ve ifrat fikirlere sahip olan İbni Teymiye'nin açtığı bir çığırdır ki. hatâlı fikirlerle doludur. 
       
      Vehhabilik denilen bozuk bidat fırkası işte bu selefllikten azma bir gruptur.
      Zamanımızda birçok bid at fırkaları vardır Bazılarını sayalım:
       
      Neo-Selefiye: ingiliz casusluğu yaptığı ve masonların en dinsiz grupuna mensup olduğu tarihi vesikalarla isbat edilmiş bulunan Cemalüddin Afgani, onun talebesi bozuk fikirli ve mason Muhammed Abduh, onun talebesi ve ingiliz tarafları Reşid Rıza gibi adamlar bu yolun önderleridir. Ehl-i sünnet uleması bunları tenkid etmiş, bütün bozuk fikirlerini çürütmüşlerdir. Türkiye'de bunların taraflarları vardır.
       
      (Cemalüddin Afgani gerçekte Afganistanlı değildir, iran'ın Esedâbad şehrindendir ve Şii mezhebine mensuptur. Lâkin islâm dünyasını ve ehi l sünnet mensuplarını aldatabilmek için kendisini Afganistanlı ve sünni olarak tanıtmıştır. Bu bozuk ve tehlikeli zât hakkında 479 sahifelik 
      büyük bir araştırma kitabı neşretmiş bulunan Amerikalı profesör Nıkki R. Keddie aynen şu satırları yazmaktadır:
       
      «Another characteristic ol Jamal ad-Din, documented beton was his pracdse of taqiyya, ot precautionary dissimu-lalion o/ his true belie/s, and his use o/ quite dijjerent argu. menin to an elite audience ol tntetlectuals than to a mass au-dience». (Sayyid Jamal ad-Din al-Afgâni, a political biography by Nıkki R. Keddie. University of Calıfornla Press, 1972, sahife: 18).
       

      Kaliforniya Üniversitesinde tarih profesörü olan N. R. Keddie'-nin dediği gibi. aslen Şii olan Cemaluddın Afgani. Şiiliğin temel prensiplerinden olan takıyye icabı, gerçek inançlarını gizlemiştir. Şii, farmason, ingiliz casusu, anarşist, terörist, reformcu Cemalüddin'in memleketimizde bir islâm büyüğü, bir müctehid olarak tanınması ve Mehmed Akif gibi kimseler tarafından reklâm edilmiş bulunması gerçekten teessüf edilecek talihsizliklerdendir.
       
       
      ÖNSÖZ
       
      Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Hazretleri
       
       
       BiSMİHİ TEÂLÂ
       
      Hicri 1228 (milâdi 1813) yılında Gümüşhane'nin Emirler mahallesinde dünyaya geldiler. Babası Mustafa, dedesi Abdurrahman adlarını taşır. Kendi isimleri ise Ahmed 'dir. Mahlâsları Ziyâüddin, lâkapları Gümüşhanevi'dir. Pederleri ticaretle hayatını kazanan sâlıh bir zât idi.
       
      Beş yaşında okumaya başladı. Sekiz yaşına gelince Kur'ân-ı Kerim, Delâil-i Hayrat, Kaside-i Bürde ve Hizbu'l-A'zam kıraeti için icazet aldı. On yaşlarında iken babasının Trabzon'a hicretiyle birlikte o da oranın ileri gelen âlimlerinden âlet ve Şeriat ilimlerini tahsile başladı. Küçücük yaşında bir yandan babasının mağazasında yardımcılık hizmetini görür, bir yandan da büyük bir aşk ve şevkle ilim tahsiline sa'y ü gayret ederdi. Aklı ticarette değil ilimdeydi. B09 zamanlarında bizzat elceğiziyle ördüğü keseleri salarak helâl para biriktirmeye çalışıyordu Bu parayla ileride tahsilini ilerletmek için gereken masrafı karşılayacaktı.183l'de amcasıyla birlikte alışveriş için İstanbul'a geldi. Babası için lüzumlu ticaret eşyasını aldıktan sonra onları amcasına teslim etti ve ;
       
          -Muhterem amcacığım, ben şu anda ilim ve mârifet beldesi olan İstanbul'da bulunmaktan dolayı büyük bir saâdet vo bahtiyarlık içindeyim. Ağabeyim askerden dönmüş bulunuyor Benim için artık memleketime avdet etmek gerekmez. Burada kalıp ilmimi tamamlamak, seyr-i sülûkumu (tarikat ve tasavvuf tahsilimi) ikmal etmek arzusundayım. Benim için ilim ve mârifet elde etmek herşey den önce gelir. Sakın bana incinip gücenmeyesiniz.
       
      Vaktiyle, ileride lâzım olur diye kendi ellerimle para keseleri örüp onları satarak birkaç kuruş biriktirmiştim Bunları da kendime hiçbir şey ayırmak-sızın size vererek babama gönderiyorum Bana yardımcı olarak Cenâb-ı
      Hak yeter. Üzerimde hakkı olan yakınlarım haklarını helâl etsinler. duâlannı benden esirgemesinler. Ben kapanacağım medrese hücresinde sizi duâ ile anmaktan bir an geri kalmayacağım dedi Böylece İstanbul'da kimsesiz, garip bir ilim ve irfan âşığı olarak tam bir tevekkül ve teslimiyetle kaldı.
       
      İlk menzili Beyazıt Medresesinde küçük bir hücre. Orada Allah dostu sâlih bir zâtın yardımı ve mânevi terbiyesiyle hayli yol aldı. O muhteremin vefatından sonra Mahmüd Paşa Medresesinde bir odaya taşındı.
       
      Süleymaniye Medresesindeki derslere devam etti. O zamanın ileri gelen ulemasından Hâce i Şehriyâri (padişahın hocası) Hacı Hafız Muhammed Emin Efendi. Abdurrahman Harputlu, Laz Osman gibi meşhur hocaların ders halkalarına devam ederek İlimde kemâle ulaşmaya uğraştı. Nihayet âlet ilimlerini, onların vasıtasıyle ali ilimleri (Yüce Şeriat ilimlerini) elde etti, icâzet aldı. Bâyezıd Camii dersıâmlığına tayın olundu. Orada va'za, irşada, ders okutmaya başladı. Zaten o henüz daha icâzet almadan üstün zekâsı kavrayışı ve çalışkanlığı ile hocalarının dikkatini çekmiş ve vekâleten Şerh i Akaid okutmaya, bir yandan da eserler telif ve tasnifine başlamıştı.
       
      Gümüşhanevi Ahmed Ziyaeddin hazretleri şeriatın zâhir ilimlerinde başarılı bir tahsil hayatından sonra icâzet almışlar, dersiâm-lık pâyesıni elde etmişler ve ilim yayma faaliyetine başlamışlardır. Ama o. tasavvuf ve tarikat sahasında da olgunlaşmak istiyordu. Bu maksatla Mevlânâ Hâlıdi Bağdadi (kuddıse sirruh) hazretlerinin halifelerinden Abdülfettah hazretlerine intisap etmek, ondan el almak arzu ettiler. Bu zât şeyhinin emri mucibince hep yaya yürürdü. Şam'dan İstanbul'a yayan gelmişti. 
       
      Gümüşhanevi hazretleri ona müracaat ederek intisap arzusunda bulunduğunu beyan ettiler. O şu cevabı verdi:
       
      —Sizin, tarikatte nasip ve kısmetiniz benim vasıtamla değildir. Mânâ âleminizi nurlandırmakla vazifeli başka birisi vardır. Vakt i merhunu gelince intisap eder, feyzinizi ondan alırsınız. Bekleyiniz.
       
      Böylece Gümüşhanevi hazretleri hasret dolu bir bekleyişin çilesine gömüldü. O sırada Mevlânâ Halid hazretleri halifelerinden birine;
      —Ey dost, İstanbul'a git ve filâncayı irşâd et. Çünkü o bizden sonra sahıb-i zaman ve rehber i tarikat olacaktır. O gül henüz açılmamış bir goncadır. Her ne kadar o beldeye başka halifeler gönderilmiş ise de onun nasibi ezelde sana tevdi edilmiştir. Git, hasret ateşiyle kavrularak mürşid arayan o misk ü amber kokulu velâyet goncasının açılmasına hizmet et. Bu hususta sâdât-ı kirâm efendilerimizin rühaniyetleri sana yardımcı olacaktır... buyurdular.

      Hâlid-i Bağdadi hazretlerinin vazifelendirdikleri bu şeyhin de ismi Ahmed Ziyâüddin idi. Lâkabı ise el-Ervâdi.. Emr ü ferman gereğince bu yüce zât 1845'te İstanbul'a vardılar. Gümüşhaneli hazretleri mürşidinin gelişine ilâhi ilhamlar, sâdık rüyâlar ile muttali oldu.
       
      Şeyh Ervâdi hazretleri ve irşad vazifesi kendisine ezelde takdir buyurulan yüksek müridi bir sabah Şeyh Abdülfettah Efendi'nin odasında karşılaştılar Gümüşhanevi şeyhine intisap etti. Şeyh ona bir sûre tarikat, zikir ve seyr i sülük yollarını tâlim eyledikten sonra ortadan kayboldu. Sonra 1847 yılında tekrar zuhur etti Gümüşhanevi hazretlerine mânevi merhaleler aştırdı, onu ruhani yüksek derecelere ulaştırarak Nakşibendiyye. Kadiriyye. Sühreverdiyye. Kübre-viyye. Çeştiyye tariklerinden icâzet verdi.
       
      Şeyh Ervâdi Hazretleri hadis ilminde de son derece derin bir vukufa sahipti. Müridine bu ilimde de icâzet verdi. Ayrıca kendi telif ve tasnifleri olan 240 eserin okutulması ve öğrenilmesi vazifesini de ona havale etti.
       
      Şeyh Ervâdi hazretleri vazifesini yerine getirdikten sonra Gümüşhanevi hazretlerine Şeyh Abdülfettah ile sohbete devam etmeyi tavsiye ederek İstanbul'dan ayrıldılar ve bir daha görünmediler. Bu muhterem zât zülcenaheyn idi. yâni hem zâhir hem bâtın ilimlerinde ihtisası vardı. Şiir de yazardı Eserlerinin çoğu hadis ilmine dairdir. 
       
      1277 Hicri tarihinde 77 yaşında olduktan hâlde Trablusşam'da vefat etmişlerdir. Türbeleri hâlen orada müslümanların ziyaretgâ-hıdır. Rahmetullahi aleyh.
       
      Gümüşhanevi hazretleri Mahmud Paşa Medresesindeki hücreden sonra. İstanbul'da -Vilâyet- civarında bulunan câmi-i şerife ve zaviyeye (Cumhuriyet devrinde yıktırılmıştır) naklederek ömürlerinin sonuna kadar talebe ve derviş yetiştirmek ile meşgul olmuşlardır. Bir ara (1867) hacca niyet etmişler, yolculuk esnasında iskenderiye ve Mısır taraflarında birbuçuk ay kadar tarikatlerini yaymışlardır. 1293 - Osmanlı - Rus muharebesine bir kısım müridleriyle beraber iştirak etmişler, ateş hattında bulunmuşlar, asker ve kumandanların mâneviyatını yükseltmişlerdir.
       
      1294- Senesinde ikinci defa hacca gitmişler, sonra Mısır'ı şereflendirerek üç seneden fazla Nâsıriyye ve Câmiü'l-Ezher'de kendi tasnifleri olan Râmüzü'l-Ehadis-i yedi defa okutarak yüzlerce Arap âlimine icâzet vermişlerdir.
       
      Ayrıca Araplardan beş yüksek zâta tarikat neşri için izin vererek bilâhare İstanbul'a dönmüşlerdir.
       
       
      Gümüşhanevi hazretlerinin dergâhı bir ilim ve irfan üniversitesi gibiydi. Zamanının mâneviyat sultanı oydu. Tasavvuf ve tarikat hizmetlerini Şeriat ve sünnet i seniyye temelleri üzerine dayandırmıştı. -Râmüzü'l-Ehadis- ve Şerhi -Levâmiu'l-Ukûl» ve diğer eserleri dergâhta okunurdu. Müridlerinin sayısı bir milyonu aşıyordu. Tanzimat sonrası garplılaşma hıyaneti içinde Osmanlı-tslâm hilâfetini yıkmak isteyen hâinlerin karşısında o ve müridleri koruyucu bir sed gibi idiler. O zamanlarda yeni yeni ortaya çıkan banka ve fâiz belâsından ihvanını kurtarmak için dergâhta miktarı yüz milyonları bulan bir Müslümanlar arası yardımlaşma sandığı kurdurmuştu. Muhtaç olanlar buradan hâcetlerini karşılayacak miktarda karz (borç) para alırlar, en müsait şartlar dairesinde bilâhare öderlerdi. Hazret-i Şeyh müslümanların ilerlemesi, islâmiyetin yücelmesi için bir matbaa kurdurmuş. Rize, Bayburt ve Ofta büyük kütüphaneler tesis ettirmişti. Dergâha ait matbaada basılan faydalı İslâmi kitaplar erbabına parasız verilirdi.
       
      Gümüşhanevi hazretleri 29 sene müddetle irşad hizmetinde bulundular. Her sene biri Zilhicce, bırı de Recep ayında olmak üzere senede iki kere halvete girerlerdi. Zühd ve takvada dereceleri çok yüksek idi. Gayet perhizkâr. kanaatkar yaşarlar, çok zaman katıksız ekmekle yetinerek ellerine geçen parayı fakirlere dağıtırlardı. Geceleri uyumazlar, zikirle, ibâdetle, eser te'lifiyle meşgul olurlardı. Gündüzleri de talebe yetiştirmekle uğraşırlardı. Kaylule vakti, oturdukları yerde yüzlerine havlu örterek biraz kestirmek suretiyle uykuya oıan ihtiyaçlarını karşılarlardı. Onsekiz yıl boyunca, oruç tutulması haram olan günler müstesnâ, aralıksız oruç tuttular. Yatsı namazından sonra konuşmayı sevmezler. yatsı abdestiyle sabah namazını kılarlardı. Hazretin hocası Muhammed Emin Efendi ona tarikat yönünden İntisap etmişler ve bu suretle Şer'i ilimlerde hocası olduğu zâtın tasavvufta talebesi olmakla şereflenmişlerdi. 
       
      1893 yılında ihtiyarlık ve hastalık dolayısiyle halsiz düşmüştü. Tedavi maksadıyla gelen tabib, kendinden geçmiş halde yalan hazretin başucuna gelir ve etrafında hizmet edenlerden onun ayağını uzatmalarını ister. Onlar da uzatırlar. Hazret kendine gelince ayağını uzatıp yatmaktan hayâ ettiğini söyler -Beni huzurı Hak'la ayak uzatma suçuyla başbaşa bırakmayın- buyururlar. Hizmet ediciler ayağını eski hâline getirirler. Işto o böylesine huzurdadır ve böylesine hayâlıdır.
       
      Gümüşhanevi Ahmed Ziyaüddin hazretleri 25 Mayıs 1893 pazar günü sabah vakti baygın yatarken bir ara mübarek gözlerini açmışlar ve: «Hepsini isterim ya Kibriya” diyerek rûhunu teslim etmişlerdir. Mübarek kabirleri Süleymaniye Camii'nin haziresinde Kanuni Sultan Süleyman türbesinin kapısı önündedir. Zevce-i muhteremeleriyle yanyanadır. Her iki kabrin etrafı parmaklıkla çevrilidir. Başucundaki taştaki manzum kitâbe şudur:
       
       
      Nazar kıl çeşm-i ibretle, makam i llticâdır bu 
      Erenler dergahı, bâb-ı füyuzat-ı Huda'dır bu 
      Ziyâüddinl Ahmed, mevlidi anın Gümüşhâne 
      Şehiri şark u garbın, mürşid i rah ı Huda'dır bu 
      Muhakkak chl-l Hak ölmez, ebed hayydır, bil ey zâir 
      Saray ı kalbini pak eyle bûb-ı evliyadır bu 
      Şu'â-yı dürr-i vahdet, menba'-ı ilm-i ledünnîdir 
      Mükemmil vâris i Şer'i Muhammed Mustafadır bu 
      Hilâfet müddetinde, "ircîi" vaktine dek hakka 
      Târik-i Hâlidiyi neşr eden hak rehnümâdır bu 
      Oku ihlâs ile bir Fatiha, kalbinde daim tut 
      Cilâ-yı ruhtur zikri, müridâna gıdadır bu.


      Hazret-i şeyhin ayak ucundaki taşta ise: -Muhaddisin-ı kiramdan i ahru'l-Meşayih Gümüşhâneli Ahmed Ziyâüddin Efendi hazretlerinin ruh i mukaddeslerine el-Fâtiha...» ibaresi yazılıdır.
       
      Yanıbaşındaki kabirde yatan muhterem zevcelerinin taşında da şu satırlar okunmaktadır:
       
      Hak-perestim, arz ı ihlâs ettiğim dergâh bir
      Bir nefes ayrılmadım tevhidden Allah bir»
       
      Muhaddisın-i kirâmdan kutb-i Babbâni ve ârif-i Subhâni gavsü'l-vâsüîn Gümüşhanevi el-Hâc Ahmed Ziyâüddin Efendi Hazretlerinin zevce-i tâhiresi ve Şeyhul-Harem-i Nebevi Hacı Emin Paşa kerimesi Tacü'l-muhadderat Hâce Seher hanım ruhuna Fâtiha.  -1329 -

      Gümüşhânevi hazretlerinin vefatı haberi duyulunca müslüman halk derin bir teessüre kapılmış, yürekten sarsılmıştı. Çünkü o bütün müslümanların sevdiği, saydığı, gönülden bağlı olduğu bir din büyüğü idi. Padişah İkinci Abdülhamid Han da onu severlerdi. Cenazesinde mahşeri bir kalabalık hazır bulunmuş ve en samimi duâlar ve gözyaşları içinde toprağa verilmiştir.

      Merhum ve mağfur şeyh hazretleri geniş alınlı, çekme burunlu. yuvarlak çehreli, kara gözlü, uzun kirpikli, beyaz sakallı, uzuna yakın boylu, güzel ve sevimli bir insandı. Beyaz entari, hırka, cübbe giyinirler, sadeliğe riâyet ederlerdi. Kendisinden sonra: Kastamonulu Hasan Hilmi Efendi. Safranbolulu İsmail Necati Efendi, Dağıstanlı Ömer Ziyâüddin Efendi. Tekirdağlı Mustafa Fevzi Efendi (korvet kâtibi), Serezli Hasib Efendi. Kazanlı Aziz Efendi ve Bursalı Muhammed Zahid Kotku Efendi hazeratı (rahmetullahl aleyhim eemâin) şeyhlik yaparak irşad vazifelerini yürütmüşlerdir. Cenâb-ı Hak cümlesinden razı olsun. ( 
      Ehli Sünnet İtikadı Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi kitap , ehli sünnet akaidi, ehli sünnet itikadı kitabı, bedir yayınları, ehl i sünnet kitapları, camiul mütun tercümesi, gümüşhanevi eserleri )
       




       
      Bedir Yayınları Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi Ehli Sünnet İtikadı kitabı
      nı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9756055657383
      MarkaBedir Yayınevi
      Stok DurumuVar
      9756055657383
       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.