• Tüm Kategoriler
    • Virüs Salgını nedeniyle, özellikle TESLİMATTA KAPIDA ÖDEME Şekliyle yapılan alımlarda ufak tefek teslimat sorunları yaşasak ta, genel itibariyle STOKLU çalıştığımız için GÖNDERİMLERİMİZ devam etmektedir. Havale veya kredi kartı ile alımlarda sorun daha az yaşanmaktadır.

      AYRICA PEŞİN FİYATINA VADE FARKSIZ 3 TAKSİT LE ALIŞVERİŞ BAŞLAMIŞTIR. 


      VE KUVEYT TÜRK KREDİ KARTLARINA VADE FARKSIZ 4 TAKSİT BAŞLAMIŞTIR.


       

      Sahabiler Ansiklopedisi, İki Cilt Birarada

      Sahabiler Ansiklopedisi, İki Cilt Birarada
      Görsel 1
      Fiyat:
      50,00 TL
      İndirimli Fiyat (%36) :
      32,00 TL
      Kazancınız 18,00 TL
      32.00 www.goncakitap.com.tr
      8,00 TL'den başlayan taksit seçenekleri için tıklayın.
      Aynı Gün Kargo
      Sepete EkleSatın Al
                Stoktan kargo

        Kitap            Sahabiler Ansiklopedisi 
        Yazar            Heyet 
        Yayınevi       Nesil Yayınları
        Etiket Fiyatı  50 TL 
        Kağıt Cilt      Sarı Şamua Kağıt - Ciltli
        Sayfa Ebat   704 Sayfa - 17x24 cm
        Yayın Yılı      2017 yeni baskı
         ISBN            9789752697713

       
      Nesil Yayınları, Sahabiler Ansiklopedisi adlı kitabı incelemektesiniz.
      Sahabiler Ansiklopedisi kitabı hakkında yorumları oku yup kitabın konusu, özeti, fiyatı, satış şartları bilgiyi aşağıda geniş bir şekilde edinebilirsiniz.
       
      Yaratan Rabbinin adıyla oku . O, insanı " alak " dan yarattı. Oku, Senin Rabbin en cömert olandır.  Alak 1-2

       
         
                SAHABİLER ANSİKLOPEDİSİ
                 sahabiler ansiklopedisi

       
        
                         ÖNSÖZ
       
      Yedinci yüzyıl Arabistan'ı her bakımdan bozuk, şirazeden çıkmış bir hâldeydi. Ala­bildiğine vahşileşmiş, canavarlaşmış, bütün güzel hasletlerden uzaklaşmış olan insan­lık, o günkü kadar bozulmamış ve azmamıştı. Öyle ki, kabilelere hücum edip hür in­sanları köleleştirecek, köleleri de hiç yere öldürebilecek kadar yoldan çıkmışlardı. Ara­bistan'ın her yanı bin türlü rezaletin, ahlaksızlığın zevkle işlendiği birer sefalet yuvası hâline gelmişti. İçki su gibi içiliyor, kumar bütün çeşitleriyle oynanıyor, fuhuş sıkılma­dan açıkça işleniyor, faiz ilikleri sömürüyordu. Kabileler arasındaki karı davaları yü­rekler sızlatacak dereceye varmıştı. Bir kısmı yüzyıllar boyu sürüp gidiyordu. Medi­ne'deki Evs ve Hazreç kabileleri bunun açık bir misaliydi. Her iki kabile arasındaki düşmanlık 130 yıldan beridir devam edip gidiyordu. Kız çocukları utanç vesilesi kabul ediliyor, canlı canlı toprağa gömülüyordu.
       
      İnsanlar taştan, tahtadan kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyor, onlar adına kur­banlar kesiyor, adaklar adıyor, onlara yalvarıp yakanyorlardı. Bu sapık inanç ve âdetler Arapların kan ve damarına öylesine işlemiş, onlara öylesine inanıp bağlanmışlardı ki, "Biz atalarımızı bu yolda bulduk. Bu yol doğru yoldur. Ne olursa olsun yolumuzdan dönmeyiz." diyecek kadar inatlarının peşindeydiler.
       
      Her cihetten şaşkınlık ve taşkınlık içinde bulunan bu insanlara kurtuluş yolunu kim gösterecek, duygu ve kabiliyetlerini kim yönlendirip inkişaf ettirecekti? Onları birbirle­riyle kaynaştırıp bir araya kim getirecekti? 

      Öyle biri gelmeliydi ki, kâinatın ne mana ifade ettiğini, insanın ne olduğunu, niçin yaratıldığını, bu dünyaya ne maksatla gönderildiğini, vazifesinin ne olduğunu öğretme­liydi. Anlaşılmaz bir kitap, manasız bir kâğıt tomarı hâline gelen kâinatı, manasızlıktan kurtarıp, neler ifade ettiğini anlatmalı ve insanın o muhteşem kitap karşısında nasıl davranması gerektiğini göstermeliydi.
       
      Öyle biri gelmeliydi ki, insanca yaşamayı, hayatın gerçek zevkini almayı; hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği, sevgiyi, saygıyı, doğruluğu, dürüstlüğü nokta nokta işlemeliy­di.
       
      İnsanlık daha ne kadar bekleyebilirdi? Sadece insanlık değil, dağ taş, canlı cansız her yaratık o kurtarıcının hasretiyle yanıp tutuşuyordu. O gelecek, kâinatı manasızlık­tan, başıboşluk ve gayesizlikten kurtaracaktı.
       
      Cenâb-ı Hak bu hasretli gözleri yolda koymadı. Sevgili Resulü Hz. Muhammed Mustafa'yı (a.s.m.) gönderdi. Onun gelişi âlemlere rahmet oldu. Birden kâinatın yüzü güldü. Kâinat onunla mana kazandı, insanlık onunla kendine geldi, her şeyin gerçek yüzü onun getirdiği nurla tanındı. İnsanlar onunla doğru yolu buldu. O zat kendisine verilen en büyük mucize Kur'ân'ı eline aldı, kâinatı okudu ve okuttu:
       
      "Bakın," dedi, "şu muhteşem kâinata, şu muhteşem yıldızlarla süslü gökyüzüne; gü­neşe, aya bakın; nasıl ince hesaplarla döndürülüyor... Bakın geceye, gündüze; nasıl birbirini takip edip duruyor... Şu dağlara, ovalara, çaylara, ırmaklara, toprak altına gümülüp yeniden dirilen sayısız bitkilere bakın. Kendi yaratılışınıza bakın. Bir damla su­dan sizi yaratanı düşünün.  Sahabiler ansiklopedisi
       
      "Aklınızı başınıza alın. Bu işler rastgele işler değil, bunlar kendi kendine olamaz. Bir yaratıcının ilmiyle, kudret ve iradesiyle böyle mükemmel tanzim ediliyor. Bunları anlayın da, şu kimseye bir zarar ve bir fayda vermeye gücü yetmeyen putlara tapmak­tan vazgeçin. Bu manasız ve gülünç inançlarla kendinizi küçültmeyin. Sizi insan olarak yaratan Rabb'inize iman edin ve sayısız nimetlerle sizi yaşatan Hâlık'ımza şükredin ve yalnız O'na ibadet edin."
       
      Aklını kullananlar bu İlahî davete uydu. Bunalmış ruhlarına ebediyet ülkesinin ka­pıları açıldı. Şirkten kurtulup tevhidin cennetine girdiler. O hidayet nuruna pervane ol­dular. O nübüvvet güneşinin manzumesine takılan yıldızlar oldular.
      Kâinatı okumaya yanaşmayan inatçı kimseler ise saplandıkları inkâr karanlıkların­dan kurtulamadılar. Onları kâh inatları aldattı, kâh gururlan saptırdı. Akıllarını kullan­mamaları, onları bu saadetten mahrum etti.

      İmanla küfrün arası açıldıkça açıldı. Tıpkı karanlıkla aydınlık, gece ile gündüz gibi.
       
      O zat, eşi ve benzeri görülmemiş öyle büyük bir inkılap yaptı ki, kısa zamanda o ça­pulcu, dağınık, vahşi insanlardan dünyanın en medeni insanlarını çıkardı. Onların ruh­larına işlemiş olan sadece bir değil, yüzlerce âdet ve huylan değiştirdi. Birbirinin kanı­nı akıtmaktan perva etmeyen o milleti, karıncaya basamayacak derecede merhamet ve şefkat timsali yaptı.
       
      O seçkin insanlar hep Resûlullah'ın (a.s.m.) nur halkası içinde yetişti. Resûlullah onlara insanın ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, vazifelerinin neler olduğunu anlattı. Onlara başıboş olamayacaklarını, bu dünyaya bir imtihan için gönderildiklerini, neticede inananlarla inanmayanlann, iyilerle kötülerin birbirlerinden ayırt edilecekleri­ni anlattı.
       
      Onlar içerisinden öylesine büyük insanlar çıktı ki, dost düşman herkes onları takdir etti. Mesela Hz. Ebû Bekir, Resûlullah'ı tanımakla peygamberlerden sonra en üstün in­san hâline geldi. Hayatım hak yoluna adadı, her şeyini Allah yoluna seferber etti. Mer­hameti, şefkati, efendiliği, ileri görüşlülüğü ve dirayetiyle temayüz etti.Kendi kızım diri diri toprağa gömecek kadar katı kalpli bir Ömer, imanı elde edip Peygamber terbiyesinden geçince adaletiyle tarihe altın harflerle yazıldı ve Peygambe­rimizin, "Eğer benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı, Hattab oğlu Ömer gelirdi." şeklinde takdirine mazhar oldu.
       
      Yine onun terbiyesiyle, meleklerin dahi haya ettiği ve alabildiğine cömert Hz. Os­man ile Hz. Ali gibi bir kahraman, ilim ve irfan sevdalısı, züht ve takva abidesi şahsi­yetler yetişti.
       
      Sıradan bir asker iken birdenbire "Allah'ın kılıcı" oluveren harp dâhisi Hâlid bin Velid, bir siyaset dâhisi olan Amr bin Âs, sıradan bir köle iken ölünceye kadar başko­mutan olma payesini koruyan Zeyd bin Harise ve oğlu Üsâme, önceden bir çoban iken sonraları İran valisi olan ve o makamda iken de halktan birisi gibi yaşayan Selmân-ı Fârisî gibi zatlar, o Peygamber-i Zîşan'dan ders alarak parlayan değerlerdir.

      O bahtiyar insanlar, o nur deryasından öyle bir kıvılcım almışlardı kî, en medeni, en anlayışlı bir insan olup çıkıyor, erişilmez ufuklara yükseliyor, o feyizle coşuyor, hak ve hakikati duyurmak için ülke ülke koşuyorlardı; en medeni milletlere medeniyet üstadı oluyorlardı.
       
       
                Kur'ân'da Sahabe
       
      Sahabi, kelime manası olarak "sohbet" ve "sahip" kelimelerinden türetilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimizi mümin olarak gören ve mümin olarak vefat eden kişiye de "sa­habi" denir. Sahabe ve ashâb, sahabinin çokluk şeklidir. Bazen bu kelime "iyi ve seç­kin insanlar" manasında Sahabe-i Kiram veya Ashâb-ı Güzin şeklinde de kullanılır.
       
      Başta Kur'ân olmak üzere İlahi kitaplar Sahabe-i Kirâm'ı övmüş, onların üstün va­sıflarını dile getirmiştir.
       
      Kur'ân'da onları öven, takdir eden birçok âyet mevcuttur. Bunların bir kısmının meali şöyledir:
      "Muhammed, Allah'ın Resûl'üdür. Onunla beraber bulunanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında ise pek merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün. Onlar, Allah'ın lütfunu ve rızasını ararlar. Yüzlerinde ise secde izi vardır. Onların Tevrat'taki vasfı budur. İncil'deki vasıfları ise şöyledir: Onlar filizini çıkarmış, sonra gitgide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine ben­zer ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah'ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir. Onlardan iman eden ve güzel işler yapanlara Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat vaat etmiştir."1
       
      Şu âyette de onların methedilen özellikleri yer alır:
       
      "İman edip de hicret eden ve Allah yolunda cihat eden kimselerle onları barındıran ve onlara yardım eden kimseler ise gerçek müminlerin tâ kendileridir. Onlar için gü­nahlarından bağışlanma ve cennette tükenmez bir rızık vardır."2

      Allah'ın rızasına nail oldukları da şöyle ifade edilir:
      "İslam'da önceliği olan Muhacirler ve Ensar ile onları güzellikle takip ederek örnek alanlar ve onları hayırla yâd edenlere gelince... Allah onlardan razıdır, onlar da Al­lah'tan razıdırlar. Allah onlara, içinde ebedî olarak kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Bu ise en büyük kurtuluştur."3

      1   Fetih Sûresi, 29.
      2   Enfal Sûresi, 74,
      3   Tevbe Sûresi, 100.
       
      Muhacir ve Ensar'ın birbirlerine olan kardeşlik bağları da şöyle ifade edilir:
      "O mallarda, bir de yurtlarından çıkarılıp mallarından mahrum bırakılmış fakir mu­hacirlerin hakkı vardır ki, onlar Allah'ın lütfunu ve rızasını arar, Allah'ın dinine ve Re­sulüne yardım ederler. İşte onlar imanlarında sadık olanların tâ kendisidir.
      "Daha önce Medine'yi yurt edinmiş ve imanı kalplerinde yerleştirmiş olanlara ge­lince... Onlar kendi yurtlarına hicret eden din kardeşlerini severler, onlara verilen şey­den dolayı gönüllerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ihtiraslarından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.
      "Onlardan sonra gelenler de, 'Ey Rabb'imiz,' derler, 'bizi ve bizden önce iman et­miş olan kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı kalplerimizde kin bırakma Ey Rabb'imiz. Muhakkak ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin."4
       
      Sahabilerin cesareti de şöyle anlatılır:
      "Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, 'Düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordu hazırladılar. Onlardan korkun!' dedi de, bu söz onların imanını artırdı ve 'Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!' dediler."5

      Diğer İlahî kitaplarda da sahabilerden övgüyle bahsedilir. Zebur'da onlar hakkında, "Ey Dâvud, Muhammed'i ve ümmetini bütün ümmetlere üstün tuttum." ifadesi yer alır. Tevrat'ta ise onlardan "Kutsiler" diye söz edilir. İncil'de sahabilerden, "cihatla gö­revli" kimseler olarak bahsedilir.
       
      Hz. Kâb'a Kitab-ı Mukaddes'te sahabiler hakkında neler anlatıldığı sorulduğunda şunları söyledi:

      "Ahmed (a.s.m.) ve ümmeti Allah'a çok hamd ederler. İyi ve kötü hiçbir hâllerinde şükürden ayrılmazlar. Allah'ın şanını yüceltir, O'nu her yerde anarlar. Onların yakarış­ları göklere kadar yükselir. Namazlarını öylesine bir huşu içinde kılarlar ki, çıkardıkları uğultu, oğul arılarının kayalardaki uğultularına benzer. Namazlarında melekler gibi saf tutarlar. Savaşta da namazdaki gibi dizilirler. Allah yolunda savaşa tutuştuklarında me­lekler keskin ve sivri mızraklarıyla onların ön ve arkalarında yer alır;—işaret parmakla­rıyla işaret ederek—tıpkı şu beyaz çiçeklerin, yapraklarının gölgelerini takip ettikleri gibi.— Allah da kudretiyle onları gölgeler. Onlar asla savaştan geri kalmazlar."
       
       
      Hadisler
       
      Resûl-i Ekrem de (a.s.m.) sahabilerinden takdirle bahsetmiş, Müslümanların da on­lara karşı tavır ve tutumlarının nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Bununla ilgili ha­dislerin bir kısmının meali şöyledir:
      "Ne mutlu beni görüp iman edene! Ne mutlu beni göreni görene!"8 "Ashabım hakkında Allah'tan korkun! Ashabım hakkında Allah'tan korkun! Sakın benden sonra onlara düşman olup sövmeyin! Onları seven, bana olan sevgisinden dola-
       
      Haşir Sûresi,8-10
      5- Âl-i Imrân Sûresi, 173.
      6  el-Bidâye, 2: 326.
      7  Hilyetü'l-Evliyâ, 5: 386.
      8  Müsned, 5: 245.

      yi sevmiş olur. Onlara kızıp kin duyan da, bana olan kin ve düşmanlığından dolayı böyle yapmış olur. Onlara sıkıntı veren bana sıkıntı vermiş, bana sıkıntı veren de Al­lah'a eza etmiş olur. Allah'a eza eden de büyük bir felaketle yüz yüze gelmiş olur..."9
      Bir gün Peygamberimize, "İnsanların en hayırlısı hangisidir?" diye soruldu. O da, "Benim asrımdakilerdir. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir" diye cevap verdi.10 "Ashabım yıldızlar gibidir; hangisinin arkasından giderseniz gidiniz doğru yolu bu­lursunuz."11
      Başka bir hadislerinde ise Peygamberimiz, Ashabına dil uzatılmamasını emreder ve şöyle buyurur:
      "Sakın benim Ashabıma sövmeyiniz! Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ede­rim ki, Uhud Dağı kadar altını sadaka olarak verseniz, sahabilerimden birisinin iki avuçhurma sadakasına, hattâ bunun yarısına bile yetişemezsiniz."12
       
       
               En üstün insanlar
       
      Sahabeen üstün mertebededir. Çünkü onlar doğrudan doğruya peygamberlik güne­şinden ışık almışlardır. Ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, evliyanın onlara yetişememelerinin sebebi, Sahabenin Peygamber sohbetindeki sırra ermiş olmalarıdır. Sohbetin başka bir özelliği vardır. Sohbette yıkanma vardır, boyanma vardır. Bir dakikacık dahi olsa o sohbette bulunmanın o kadar büyük manevi feyiz ve kazancı vardır ki, en büyük evliya dahi onu tadanlara ulaşamaz.
      Uyanıkken Resûlullah ile sohbet eden, yerdeyken Arş'ı seyreden Celâleddin-i Suyutî gibi büyük veliler bile ancak Sahabeden sonra yerlerini alabilmişlerdir.
      Sahabeyleevliya arasındaki bu farkın en önemli sebebi, Sahabenin doğrudan Pey­gamber güneşinden, diğerlerinin ise o güneşin aynadaki aksinden faydalanmış olmala­rıdır.
      Sahabe, peygamberlerden sonra Allah'a manen en yakın olan insanların adıdır. Çünkü onları bizzat Resûlullah terbiye etmiş, ruh ve kalplerini kötü düşüncelerden arındırmıştır.
      Sahabiler bütün duygularını İslam toprağında iman suyuyla sulamış, inkişaf ettir­mişlerdir. Onların bütün duygu ve latifeleri uyanıktır. Mesela sahabiler, "Sübhanallah, elhamdülillah" dediklerinde, kelimenin tam manasıyla söylerlerdi. Namaz kıldıklarında bütün dünyadan el etek çeker, her şeyi unutur, âdeta fâni olurlardı. Ceset olarak görü­nür, fakat manen yüce âlemlere uçarlardı.
       
      İşte bu sır içindir ki, birçok duygu ve kabiliyeti körelmiş veya başka taraflara yönel­miş günümüz insanının duygularını uyandırabilmesi, büyük ve devamlı bir gayreti ge­rektirmektedir. Sözler'de denildiği gibi, bir Sahabenin 40 dakikada kazandığı fazilete ve makama, başkasının 40 günde, hattâ 40 senede yetişebilmesindeki sır burada saklı­dır.

       9Menâkıb: 59; el-İsâbe, 1:10.
      10Müslim, Fedâil: 211; Tirmizî, Menâkıb: 57.
      11Keşfü'l-Hafâ, 1: 132.
      12Müslim, Fedâii:221.
       
      Sahabeninbütün meselesi Allah'ın rızasını kazanmaktı. Günleri, saatleri "Allah'ın rızasını nasıl kazanabiliriz?" sorusuna cevap bulmak ve o yolda olmakla geçerdi. Dik­katleri ona yönelmiş, kalpleri ona bağlanmıştı. Niyetler, sohbetler ve bütün münasebet­ler o çerçeve etrafından dönerdi. Onların gözünde dünya saadeti ancak ebedî saadete basamak olabildiği ölçüde mana ifade ederdi.
       
      Geçim derdi içinde boğulmuş, bütün meselesi dünya hayatı, menfaat ve siyaset ol­muş; fikir ve kalpleri dağılmış, zihni maneviyata yabancılaşmış, himmet ve gayretleri parçalanmış günümüzün insanının Sahabeye yetişmesi elbette ki mümkün değildir.
      Sevap noktasında da onlara yetişmek imkân dışıdır. Nasıl bir asker bazı şartlarda, mesela bir harp hâlinde önemli bir mevkide nöbet tutar veya savaşırken şehit düşer, bir dakikada yüksek mevki olan şehitliğe ulaşır. İşte Sahabenin bütün dakikası o erin şehit olduğu dakika gibidir. Dünyanın her türlü menfaatini ayaklar altına alıp İslam'ın bir tek meselesini dahi dünyanın en büyük menfaatine feda etmeyen, bin bir türlü korku ve tehdide rağmen imanından ve hak yoldan ayrılmayan Sahabeye kim yetişebilir? Sonra "Essebebü kelfâil [Bir şeye sebep olan, onu işlemiş gibidir]." sırrınca sevap açısından da yine onlara yetişilemez. Çünkü onların açtığı çığırda yürüyen bütün ümmetin sevap­larının bir misli onların defterine de yazılır.
       
      Fazilet bakımından sahabilere erişilemeyeceği gerçeğini Aşere-i Mübeşşere'den Sâid bin Zeyd (r.a.) şöyle anlatır:
      "Bir kimsenin Resûlullah ile (a.s.m.) birlikte yaşayıp cihatta yüzünün tozlanması, sizden birinizin Nuh Aleyhi selam kadar yaşasa bile bu müddet içinde hayırlı amelleri­nin hepsinden hayırlıdır."
       
      Manevi derece bakımından bu durumda olansahabilerin aleyhinde konuşmak, onla­ra dil uzatmak, şüphesiz, kişiye büyük bir mesuliyet yükleyecektir. Bu hususu Hatîb-i Bağdadî (1002-1071) şöyle ifade eder:
      "Sahabe doğrudur, adildir. Çünkü onların doğruluğunu, dürüstlüğünü, temizliğini Allah bildirmiştir. Resûlullah'ın Ashabından birisine kimin kem gözle baktığını görür­sen, bil ki, o zındıktır! Çünkü Kur'ân da, Peygamber de (a.s.m.) ve onun getirdikleri de haktır. Bunları bize tebliğ eden ve aktaranlar ise sahabilerdir."
       
      Sahabede Peygamber sevgisi
       
      Allah'tan sonra en çok sevgiye layık olan, şüphesiz, Allah Resûlü'dür. Resûlullah'ı en çok sevenlerin başında ise Sahabe gelir. Bu gerçek, Kur'ân'da şu şekilde ifadesini bulmuştur:
      "Peygamber, müminlere kendi nefislerinden daha sevgilidir."
       
      Kur'ân'ın medhine mazhar olan sahabilerde bunun birçok canlı misalini görmek mümkündür. Onlar bu yolda eşsiz ve erişilmez fedakârlık örnekleri vermişlerdir." İnan­dık" demekle yetinmemişler, Resûlullah'a (a.s.m.) sevgi uğrunda her türlü zulme ve iş­kenceye göğüs germişlerdir. Bu uğurda gerektiğinde yurtlarından, mallarından ve can­larından fedakârlık etmişlerdir. Onların Resûlullah'a olan sevgileri, yavrusunu koru-
       
      13eI-İsâbe, 1:10.
       
      mak için kendisini tehlikeye atan bir annenin ciğerparesine olan şefkatinden daha faz­laydı. Mesela Hz. Ali'ye, "Siz Resûlullah'ı (a.s.m.) ne kadar seviyordunuz?" diye so­rulduğunda, o, şu cevabı vermişti:
      "Resûlullah bize malımız mülkümüz, çoluk çocuğumuz, anamız ve babamızdan da­ha sevgili idi. Ona, susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzudan daha çok arzu du­yar, daha çok severdik."15
       
      Bu sevgi Resûlullah'ın şu mübarek sözüne bağlılıklarının ifadesinden başka bir şey değildi:
      "Hiçbiriniz beni anasından babasından, çoluk çocuğundan ve bütün insanlardan da­ha çok sevmedikçe tam iman etmiş olmaz."16
       
      Bu hakikat en güzel tezahürünü Sahabenin hayatında bulmuştu. Belki de bunun ilk tecrübelerinden birine Hz. Ömer muhatap olmuştu. Bir gün Resûlullah'ın: "Beni ne ka­dar seviyorsun?" sorusuyla karşılaştı. Cevabı ise, "Seni canımdan başka her şeyden çok seviyorum!" oldu. Ama Resûlullah en can alıcı noktaya dikkatini çekmiş, "Canından da çok sevmedikçe tam iman etmiş olamazsın, ya Ömer!" buyurmuştu. Resûlullah'ı nasıl ve ne derece sevmesi gerektiğini öğrenen Hz. Ömer de, "Canımdan da çok seviyorum yâ Resulallah!" diye cevap vermişti. Peygamberimiz de (a.s.m.), "Şimdi oldu, ya Ömer." diyerek, onun şahsında bütün Müslümanlara sevgiyi kullanmalarındaki ölçüyü göstermişti.
       
      Sahabe-i Kiram, sevgiyi ruhlarının gıdası olarak görüyor, o sevgiyle kalplerinin canlanacağına inanıyorlardı. Bu, onlar için en büyük bir zevkti. Çünkü onlar, hadiste belirtilen imanın zevkine erdiren üç şeyden birinin "Allah ve Resûlü'nü her şeyden çok sevme"17 olduğunu çok iyi kavramışlardı. O zevkle kendilerini tehlikelere attılar, nice güçlüklere katlandılar.
       
      Sahabe-i Kiram kadar Resûlullah'a bağlı ikinci bir topluluk yoktur. Onlar bütün davranışlarında onu örnek edinmiş, söz, davranış ve fiillerini ölçü olarak kabul etmiş­lerdir. Çünkü Kur'ân-ı Kerim, Resûl-i Ekrem'i (a.s.m.) "en güzel örnek" olarak göste­rir. Allah onu yüce ahlakla bezemiş, en güzel edeple edeplendirmiş, insanlığa rehber yapmıştır. Bu ise Resûlullah'ı bütünüyle örnek almak ve onun Allah'tan getirdiklerini tatbik etmekle mümkündür. Bu husus âyette mealen şöyle dile getirilir:
       
      "Resûlullah'ın size getirdiklerini tutunuz, yasak ettiklerinden de sakınınız."18
       
      Diğer taraftan insan için en büyük gaye, Cenâb-ı Hakk'ın sevgisini kazanmaktır. Bunun yolu da Resûlullah'a tabi olmaktan geçer. Nitekim Âl-i İmrân Sûresi'nin 31. âyetinde bu hakikate dikkat çekilerek mealen şöyle buyurulur:
       
      "De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahları­nızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.'"
      Bu emirler ışığında yaşamayı gaye edinen sahabilerin en mühim meselesi, Resulullahın sevgisini kazanmak, ona olan bağlılıklarını göstermekti. Ona olan bağlılıklarının yolu da onu dinlemek ve ona tabi olmaktan geçiyordu.
       
      15Terbiyetü'l-Evlâd,2:1026.
      16-Müslim,İman 69
      17Buhârî, İman: 9.
      18 Haşir Sûresi, 7.
       
      Bunun en güzel misalini Bedir Muharabesi öncesi Sa'd bin Muâz'ın şu sözlerinde görüyoruz:
      "Yâ Resûlallah! Biz sana iman ettik ve seni tasdik ettik. Getirdiklerinin hak olduğu­na şehadet ettik. Dinlemek ve itaat etmek için de sana kesin söz verdik. Yâ Resûlallah! Nasıl isterseniz öyle yapınız. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, bize de­nizi gösterip de dalsan, hiçbirimiz geri kalmaksızın seninle birlikte dalarız!"
       
      Sahabilerin derecesi

      Çok kısa bir müddet için de olsa Peygamberimizi gören müminlere "sahabi" den­mekle beraber, onu görenler arasında diğerlerinden önce Müslüman olanlar ve bütün hayatlarını onun yanında geçirenler, birlikte savaşlara katılanlar vardır. Yine onunla birlikte İslam'ın yayılması, Allah'ın isminin duyurulması için çalışan, mücadele eden­ler bulunmaktadır. Peygamber Efendimizle beraber müşriklerin hakaret ve tehdidine uğrayanlar, işkence görenler, mallarını, yurtlarını, çoluk çocuklarını bırakıp başka bel­delere hicret etmek mecburiyetinde kalanlar ve Allah yolunda şehit olanlar vardır. Bu sahabilerarasında derece farkının olması gayet tabiidir. Fakat her sahabiyi fazilet bakı­mından bir ve aynı mertebede saymak mümkün değildir. Sahabiler arasındaki bu fark­tan dolayı, İslam âlimleri onları tabakalara ayırmışlardır.
       
      Buna göre, Peygamber Efendimizden sonra bütün insanların en faziletlisi Hz. Ebû Bekir, ondan sonra sırasıyla Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali'dir. Dört halifeden sonra fazilet yönünden üstün olanlar dünyada iken cennetle müjdelenen ve "Aşere-i Mübeşşere" tabiriyle meşhur olan, kitabımızda da dört halifeden sonra zikredilen zatlar gelir.
       
      Bu zatlar da içinde olmak üzere sahabilerin fazilet bakımından derecelendirilmesi şöyledir:
       
      •Dört Halife gibi ilk Müslüman olanlar.
      •Dârü'n-Nedve Ashabı. Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra Dârü'n-Nedve'de bu­lunan Peygamberimizin yanına götürülmüştü. İslam'ın açıkça duyurulduğu o sırada Mekkelilerden Müslüman olanlar bu sınıfa girmektedir.
      •Habeşistan'a hicret eden sahabiler.
      •Birinci Akabe Ashabı. Peygamberimize ilk olarak Akabe'de biat eden Medineli Müslümanlar.
      •İkinci Akabe Ashabı.
      •İlk Muhacirlerden olup Peygamberimiz Medine'ye girmeden önce Küba'da iken kendisine yetişen müminler.
      •Bedir Savaşı'na katılanlar. Bu zatlar hakkında Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
      "Allah elbette Bedir ehlinden razı olmuştur. Dilediğinizi yapınız, Allah sizi affetti."
       
      •Bedir Savaşı ile Hudeybiye Sulhu arasında hicret edenler.
      •Rıdvan Biatı'na katılanlar.
       Rıdvan Biati, Peygamberimizin ve sahabilerin Mekke müşrikleri tarafından umre yapmaktan men olunmaları üzerine meydana gelmiştir. Burada Peygamberimiz, gele­cek sene umre yapmak için müşriklerle birde anlaşma imzalamıştı. Hudeybiye, bir kuyunun bulunduğu yerin adıydı. Bu kuyunun yanında bir de ağaç vardı. Fetih Sûresi'nde bu zatlar hakkında mealen şöyle buyurulur:
       
      "Ağaç altında sana biat eden müminlerden Allah elbette razı olmuştur,"
      •Hudeybiye ile Mekke'nin fethi arasında hicret eden sahabiler. Bu zatlar arasında Hâlid bin Velid, Amr bin Âs ve Ebû Hüreyre gibi zatlar vardır.
      •Mekke'nin fethinden sonra Müslüman olanlar
      •Peygamberimizi Mekke'nin fethi sırasında ve Veda Haccı'nda gören çocuklar.19
       
                  Suffe Ashabı
       
      "Suffe," maddi-manevi varlık ve hayatlarını Sevgili Peygamberimizin (a.s.m.) hiz­metine adamış olan sahabilerin oturdukları mekânın adıdır. Mescid-i Saadet'in arkasın­da ev, aile, mal ve mülk ile ilgisi bulunmayan bu yıldız sahabiler için inşa edilmiş bir yerdir. Bu mütevazi mekânda yaşayan Suffe Ashâbı'nın eğitim ve talimiyle Peygamber Efendimiz bizzat ilgilenmişlerdir. Kur'ân'ın cihanı kuşatan prensip ve hakikatlerini ön­ce Suffe Ashâbı'na öğretmişlerdir. Suffe Ashâbı'nın bütün vakti ilim, tefekkür ve iba­detle geçmiştir. Mukaddes dava uğrunda hayatı hiçe sayan bu mücahitler, Kur'ân'a sözle karşılık veremeyince kılıçla saldıran müşriklere karşı cihat ederek şehadet gibi yüce bir makama ermişlerdir. Bir tebliğ ve cihat hizmeti olunca Peygamber Efendimiz ilk evvela Suffe Ashabı'ndan seçmiştir.
       
      Suffe Ashabı'nı  "Allah yoluna nefsini vakfetmiş talebeler" olarak vasıflandıran El­malılı Hamdi Yazır özetle şöyle der:
       
      "Bundan dolayı, İslam âleminde medreseler camilerin yanma yapılır ve medreseler­de okuyan talabelerden Ashâb-ı Suffe'nin yolundan gitmeleri beklenir: İlim tahsili, iba­det, din uğrunda her türlü meşakkate tahammül ile iffeti muhafaza, dinin neşrine hiz­met, icabında cihat.. ."20
       
      Mukaddes çileyi sahabileriyle paylaşan Sevgili Peygamberimizin yanından hiç ay­rılmayan, onun nurlu sohbetiyle yükselen Suffe Ashabı, ondan büyük feragat dersi al­mıştır.
       
      Suffe Ashâbı'nın sayısı hakkında kesin bir rakam yoktur. Sayıları zaman zaman ar­tar ve eksilirdi. Bir kısmı Peygamberimizin müsaadesiyle evlenir, bir kısmı vefat eder, bir kısmı da tebliğ vazifesiyle başka beldelere giderdi. Bununla birlikte sayılarının 100 ile 400 arasında değiştiği bilinmektedir.
       
      Sahabenin sayısı
       
      Peygamber Efendimiz (a.s.m.) irtihâl ettiği sırada hayatta bulunan sahabilerin top­lam sayısı hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla beraber, 100 binin üzerinde olduğu belirtilmektedir. Mesela Veda Haccı'na 40 bin sahabi, Tebük Seferi'ne 70 bin sahabi katılmıştı. İmam Şâfıî ise, Peygamberimizi gören ve ondan hadis rivayet eden 60 bin sahabinin bulunduğunu söylemektedir. Ancak daha önce vefat edenlerden başka, Mek­ke'nin fethi sırasında sahabiler uzak beldelere dağılmış olduklarından isimleri sonraki
       
      Tecrid-i Sarih Tercemesi, 1:28.
       Hak Dini Kur'ân Dili, 2: 9  40.
       
      nesile tam olarak intikal etmemiştir. En çok sahabi ismini, İbni Hacer, "el-İsâbe"de kaydetmiştir: 11 bin 783 adet.
       
      En çok hadis rivayet eden sahabiler
       
      •Ebû Hüreyre (r.a.), rivayet ettiği 5 bin 374 hadisle ilk sırada bulunmaktadır. Ken­disinden de 800 kadar zat (ravi) hadis almıştır.
      •Abdullah bin Ömer (r.a.), rivayet ettiği 2 bin 630 hadisle ikinci sırayı almıştır.
      •Enes bin Mâlik (r.a.), Peygamberimizden 2 bin 286 hadis rivayet etmiştir.
      •Hz. Âişe Validemiz (r.a.), Peygamber Efendimizden 2 bin 210 hadis rivayet et­miştir.
      •Abdullah bin Abbas (r.a.), Peygamberimizden 1660 hadis rivayet etmiştir.
      •Câbir bin Abdullah (r.a.), Peygamber Efendimizden 1540 hadis rivayet etmiştir.
      •Ebû Said el-Hudrî (r.a.) ise Peygamber Efendimizden 1170 hadis rivayet etmiştir.
       
      Sahabilerin fakihleri
       
      Dinî meselelerde fetva veren sahabiler pek çoktu. Dört Halife bu hususta ilk sırayı almakla beraber, fetvaları kaydedilen ve bize kadar ulaşan sahabiler ise şunlardır:
      Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah bin Mes'ud, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Abbas, Zeyd bin Sabit, Hz. Âişe...
      Bu zatlardan her birisinin fetvası ayrı ayrı bir araya getirilse, birer büyük cilt tuta­cak kadardır. Bunlardan başka 20 kadar daha Sahabenin verdiği fetvalar birer küçük ki­tap olacak mahiyetteydir.
       
      "Dört Abdullah"
       
      Sahabe-i Kiram içinde 200, başka bir rivayete göre 300 kadar Abdullah vardır. Bun­lardan dördü, "Dört Abdullah" manasına gelen "Abâdile-i Erbaa" olarak meşhurdur. Bunlar: Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Ömer, Abdullah bin Zübeyr ve Abdullah bin Arar bin Âs'tır (r.a.). Peygamberimizin ahirete irtihâlinden sonra birçok meselenin çözümünde bu sahabilerin görüşlerine müracaat edilmiştir. Bunların görüş birliğine vardıkları meseleler ise, "Abâdile kavli" olarak ifade edilmiştir.
       
      En son vefat eden sahabiler
       
      Ebû Tufeyl Âmir bin Vasile el-Leysî en son vefat eden sahabidir. Hicrî 100 ile 110 yılları arasında vefat ettiğine dair farklı rivayetler vardır. Bununla beraber, çeşitli bel­delerde vefat eden sahabiler de ayrı ayrı zikredilmektedir. Mesela Medine'de en son vefat eden sahabi Hicrî 99 tarihinde vefat eden Mahmud bin er-Rebî, Mekke'de Abdul­lah bin Ömer (73), Basra'da Enes bin Mâlik (93), Kûfe'de Amr bin Hureys, Şam'da Abdullah bin Büsr-i Mâzinî, Dımeşk'ta Vasile bin Eska...
       
      Buna göre, Hicrî 110 tarihinden sonra hayatta olan hiçbir sahabi kalmamıştır.
       
       
      Sahabiler hakkında yazılan eserler
       
      Sahabiler hakkında çeşitli tarihlerde pekçok eser kaleme alınmıştır. Fakat bu sahada meşhur olanlar şunlardır:
       
       
      •Ebû Ömer bin Abdilberr'in (368-463) "el-İstîâb Fî-Mârifeti'l-Ashâb" isimli eseri. Bu eserde 3 bin 500 sahabinin isim ve hayatları yazılıdır.
      •İzzeddin bin el-Esîr'in (Hicrî 555-630) "Üsdü'l-Gâbe"si. Bu eserde 7 bin 554 sa­habinin isim ve hayatı vardır.
      •İbni Hacer-i Askalânî'nin (773-852) "el-İsâbe fi-Temyîzi's-Sahabe"si. Bu eserde 11 bin 783 sahabinin isim ve hayatına yer verilmiştir.
      •Ebû Nuaym el-İsbehânî'nin (330-403) "Hilyetü'l-Evliyâ"sı. Bu eserde ise Suffe Ashabı'nın hayatı zikredilmektedir.
      •İbni Sa'd'in (168-230) "Tabakâf'ı...
       
       
      * * *
       
       
      İslam tarihikaynaklarında binlerce sahabiden bahsedilir. Bunların bir kısmı sadece isim olarak zikredilirken, bir kısmının da kısa veya uzun hayatı anlatılır. Biz burada sa­dece hayatlarında ibretler ve örnek sahneler bulunan 213 sahabinin hayatını yazmaya çalıştık.
       
      Bu çalışmada kuru bir ansiklopedik malumat verme yerine, okunup istifadeyi kolay­laştırıcı bir üslubu tercih ettik. Ayrıca Dört Halife gibi her biri müstakil kitap olabile­cek sahabilerin hayatını özet olarak vermeyi uygun gördük.
       
      Her sahabinin hayatını araştırırken, mevcut Arapça ve Türkçe kaynakları inceleyip istifade ettik. Bunun için mümkün mertebe hadis-i şerif ve vakaların geçtiği eserleri dipnotlarda ayrıca kaydettik. Mevzuyla doğrudan ilgili olduğu için, Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin sahabiler ve Dört Halife hakkındaki izah ve tespitlerini ansiklope­dinin uygun yerlerine aynen dercettik.
       
      Bu çalışmamızla, bir miktar da olsa, Saadet Asrı'nın yansıtmaya, o nurlu nesli tanıt­maya muvaffak olabilmişsek kendimizi bahtiyar sayacağız. Muvaffakiyet Allah'tandır.  ( tek cilt, Sahabiler Ansiklopedisi kitap, sahabeler ansiklopedisi , sahabeler ansiklopedisi fiyatı, nesil yayınları , iki cilt birarada, nesil yayınları )
         
       
      SAHABiLER   ANSİKLOPEDİSİ
       
      1.    Bölüm: Sahabiler hakkında
      2.    Bölüm: Aşere-i Mübaşere

      Hulefa-i Raşidin (Dört Halife)
      Ebu Bekir (ra)
      Ömer Bin Hattab (ra)
      Osman Bin Affan (ra)
      Ali Bin Ebi Talib (ra)
      Dördüncü Lem’anın Birinci Makamı
      Dördüncü Nükte
       
      Cennetle Müjdelenen Sahabiler
       
      Abdurrahman bin Avf (ra)
      Ebu Ubeyde bin Cerrah (ra)
      Sa’d bin Ebi Vakkas (ra)
      Said bin Zeyd (ra)
      Talha bin Ubeydullah (r.a.)
      Zübeyr bin Avvam (r.a.)
       
       
      3. bölüm: Sahabe-i Kiram
       
      Abbad bin Bişr (r.a.)
      Abbas bin Abdülmuttâlib (r.a.)
      Abbas bin Ubâde (r.a.)
      Abdullah bin Abbas (r.a.)
      Abdullah bin Abdullah bin
      Übeyy(r.a.)
      Abdullah bin Amr (r.a.)
      Abdullah bin Amr bin As (r.a.)
      Abdullah bin Atîk (r.a.)
      Abdullah bin Cahş (r.a.)
      Abdullah bin Cübeyr (r.a.)
      Abdullah bin Ebî Bekir (r.a.)
      Abdullah bin Ebî Evfâ (r.a.)
      Abdullah bin Huzâfe (r.a.)
      Abdullah bin Mahreme (r.a.)
      Abdullah bin Mes'ud (r.a.)
      Abdullah bin Ömer (r.a.)
      Abdullah bin Revâha (r.a.)
      Abdullah bin Selâm (r.a.)
      Abdullah bin Süheyl (r.a.)
      Abdullah bin Ümmii Mektûm (r.a.)
      Abdullah bin Üneys (r.a.)
      Abdullah bin Zeyd (r.a.)
      Abdullah bin Zübeyr (r.a.)
      Abdullah bin Zülbicâdeyn (r.a.)
      Abdurrahman bin Ebî Bekir (r.a.)
      Adiyy bin Hâtem (r.a.)
      Akîl bin Ebî Tâlib (r.a.)
      Alâ bin Hadramî (r.a.)
      Anunar bin Yâsir (r.a.)
      Amr bin Abese (r.a.)
      Amr bin As (r.a.)
      Amr bin Avf (r.a.)
      Amr bin Cümûh (r.a.)
      Amr bin Sabit Uhayrim (r.a.)
      Amr bin Ümeyye (r.a.)
      Amir bin Ebî Vakkas (r.a.)
      Âmir bin Füheyre (r.a.)
      Âsim bin Sabit (r.a.)
      Ayyaş bin Ebî Rabîa (r.a.)
      Berâ bin Azib (r.a.)
      Berâ bin Mâlik (r.a.)
      Berâ bin Ma'rur (r.a.)
      Beşir bin Hasâsiyye (r.a.)
      Beşir bin Sa'd (r.a.)
      Bilâl-i Habeşî (r.a.)
      Büreyde bin Husayb (r.a.)
      Câbir bin Abdullah (r.a.)
      Cafer bin Ebî Tâlib (r.a.)
      Cebbar bin Sahr (r.a.)
      Cerir bin Abdullah (r.a.)
      Cüleybib (r.a.)
      Dıhyetü'l-Kelbî (r.a.)
      Dımâd bin Sa'lebe (r.a.)
      Eban bin Sâid (r.a.)
      Ebû Akıl (r.a.)
      Ebû Berze Eslemî (r.a.)
      Ebû Cendel (r.a.)
      Ebû'd-Derdâ (r.a.)
      Ebû Dücâne (r.a.)
      Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a.)
      Ebû Fukeyhe (r.a.)
      Ebû Humeyd es-Sâidî (r.a.)
      Ebû Huzeyfe (r.a.)
      Ebû Hüreyre (r.a.)
      Ebû Katâde (r.a.)
      Ebû Kays (r.a.)
      Ebû Kuhâfe (r.a.)
      Ebû Lübâbe (r.a.)
      Ebû Mes'ud el-Bedrî (r.a.)
      Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)
      Ebû Rafı (r.a.)
      Ebû Ruhm el-Gıfârî (r.a.)
      Ebû Said el-Hudrî (r.a.)
      Ebû Seleme (r.a.)
      Ebû Süfyân bin Harb (r.a.)
      Ebû Talha (r.a.)
      Ebû Umâme el-Bahilî (r.a.)
      Ebul-Yeser (r.a.)
      Ebû Zer el-Gılarî (r.a.)
      Enes bin Mâlik (r.a.)
      EnesbinNadr (r.a.)
      Erkam bin Ebi'l-Erkam (r.a.)
      Es'ad bin Zürâre (r.a.)
      Esma bin Harise (r.a.)
      Feyruz bin Deylemî (r.a.)
      Habbâb bin Eret (r.a.)
      Habib bin Zeyd (r.a.)
      Haccac bin İJât (r.a.)
      Hâlid bin Sâid (r.a.)
      Hâlid bin Velid (r.a.)
      Hamza bin Abdülmuttâlib (r.a.)
      Haram bin Milhan (r.a.)
      Haris bin Hişâm (r.a.)
      Harise bin Nûman (r.a.)
      Hassan bin Sabit (r.a.)
      Hatib bin Ebî Beltea (r.a.)
      Hişâm bin As (r.a.)
      Hubeyb bin Adiyy (r.a.)
      Hubeyb bin Yesaf (r.a.)
      Huzeyfe bin Yeman (r.a.)
      Huzeyme bin Sabit (r.a.)
      Hüreym bin Fâtik (r.a.)
      İkrime bin Ebî Cehil (r.a.)
      İmrân bin Husayn (r.a.)
      İrbad bin Sâriye (r.a.)
      Kâ'b bin Mâlik (r.a.)
      Kâ'b bin Ucre (r.a.)
      Kâ'b bin Züheyr (r.a.)
      Katâde bin Nûman (r.a.)
      Mâlik bin Sinan (r.a.)
      Meysere bin Mesrûk (r.a.)
      Mikdad bin Esved (r.a.)
      Muammer bin Abdullah (r.a.)
      Muâz bin Cebel (r.a.)
      Mugîre bin Şû'be (r.a.)
      Mus'ab bin Umeyr (r.a.)
      Nûman bin Mukarrin (r.a.)
      Osman bin Maz'un (r.a.)
      Osman bin Talha (r.a.)
      Rabi' bin Âmir (r.a.)
      Sa'd bin Muâz (r.a.
      Sa'd bin Rabî (r.a.)
      Sa'd bin Ubâde (r.a.)
      Sabit bin Dahdaha (r.a.)
      Sabi bin Kays (r.a,)
      Sâid bin Âmir (r.a.)
      Salim (r.a.)
      Sefine (r.a.)
      Sehl bin Sa'd (r.a.)
      Seleme bin Ekvâ (r.a.)
      Seleme bin Hişâm (r.a.)
      Selmân-ı Fârisî (r.a.)
      Sevbân (r.a.)
      Suheyb bin Sinan (r.a.)
      Süheyl bin Amr (r.a.)
      Sümâme bin Üsal (r.a.)
      Şeddad bin Evs (r.a.)
      Şeybe bin Osman (r.a.)
      Şucâ bin Vehb (r.a.)
      Temımü d-Dan (r.a.)
      Tufeyl bin Amr (r.a.
      Tuleyb bin Umeyr (r.a.)51
      Ubâde bin Sâmit (r.a.)
      Ubeyde bin Haris (r.a.)
      Ubey bin Ka'b (r.a.) 5
      Ukbe bin Âmir (r.a.)
      Ulbe bin Zeyd (r.a.)
      Umeyr bin Humam (r.a.)
      Umeyr bin Ebî Vakkas (r.a.)
      Urve bin Mes'ud (r.a.)
      Utbe bin Gazvan (r.a.)
      Üsâme bin Zeyd (r.a
      Üseyd bin Hudayr (r.a.)
      Vahşî bin Harb (r.a.)
      Vasile bin Eskâ (r.a.)
      Vehb bin Kabus (r.a.)
      Velid bin Velid (r.a.)
      Zeyd bin Desinne (r.a.)
      Zeyd bin Erkam (r.a.)
      Zeyd bin Harise (r.a.)
      Zeyd bin Hattab (r.a.)
      Zeyd bin Sabit (r.a.)
       
           4.bölüm: Ehl-i Beyt
       
      Hasan (r.a.)
      Hüseyin (r.a.)
      Fâtıma (r.anha)
      Zeyneb (r.anha)
      Rukiyye (r.anha)
      Ümmü Gülsüm (r.anha)
       
       
          5.bölüm: Ezvâc-ı Tâhirât
       
      Hatice bint-i Hüveylid (r.anha)
      Şevde bint-i Zem'a (r.anha)
      Âişe bint-i Ebî Bekir (r.anha)
      Hafsa bint-i Ömer (r.anha)
      Zeyneb bin-i Huzeyme (r.anha)
      Ümmü Seleme (r.anha)
      Zeyneb bint-i Cahş (r.anha)
      Cüveyriye bint-i Haris (r.anha)
      Ümmü Habibe (r.anha)
      Safiyye bint-i Huyey (r.anha)
      Meymüne bint-i Haris (r.anha)
       
       
            6.bölüm: Hanım Sahabiler
       
      Esma bint-i Ebî Bekir (r.anha)
      Esma bint-i Ümeys (r.anha)
      Esma bint-i Yezîd (r.anha)
      Fâtıma bint-i Esed (r.anha)
      Fâtıma bint-i Hattab (r.anha)
      Halime (r.anha)
      Hamne bint-i Cahş (r.anha
      Hind bint-i Utbe (r.anha)Safıyye bint-i Abdülmuttâlıb (r.anha)
      Sümeyrâ bint-i Kays (r.anha
      Temâdur bint-i Amr [Hansa] (r.anha)
      Ümmü Eymen (r.anha
      Ürmnü Gülsüm (r.anha
      Ümmü Haram (r.anha)
      Ümmü Rûmân (r.anha)
      Ümmü Süleym (r.anha)
      Ümmü Şerik (r.anha)
      Ümmü Ümâre (r.anha)
      Ümmü Varaka (r.anha
       Zinnîre  (r.a




      Nesil Yayınları,Sahabiler Ansiklopedisi adlı kitabı incele diniz.
      Diğer Özellikler
      Stok Kodu9789752697713
      MarkaNesil Yayınları
      Stok DurumuVar
      9789752697713

      İlginizi Çekebilecek Diğer Ürünler

       
       

       

      PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.